19 Ekim 2023 Perşembe

CUMHURİYETİMİZ 100 YAŞINDA

CUMHURİYETİMİZ 100 YAŞINDA    Hıfzı Yetgin 

 Gururluyuz. Cumhuriyetimiz 100 yaşında. Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yılında kutlamak için cumhuriyetçiler dünyanın her köşesinde alanlarda, salonlarda uygun bulduğumuz her mekânda toplanıyor ve değerlendirmeler yapıyoruz. Böylesine önemli bir tarihte, bir yandan Cumhuriyetin önemini, bir yandan da Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak hepimiz için yaşamsal önem taşımaktadır. Yazının yazılma amacını da bu cümle oluşturmuştur.

13. yüzyılda kurulup 20. yüzyılda çöken Osmanlı İmparatorluğu’nda monarşi, teokrasi ve feodalizm geçerliydi. Başka bir deyişle Osmanlı’da egemenlik, padişahta, ruhban sınıfında, toprak ağalarında ve mütegallibede idi. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte egemenlik, padişahtan, halifeden, şeyhülislamdan, ulemadan, tarikattan, cemaatten, toprak ağalarından, efendilerden, beylerden alınıp halka devredildi. Toprak reformunun gerçekleştirilememesi nedeniyle iktidardan uzaklaştırılmış olmalarına rağmen güçleri kırılamadığı için Cumhuriyet karşıtı odaklar, daha Cumhuriyet’in kurulma süreciyle birlikte, Cumhuriyet yönetimini yıkmak için hep devrede oldular. Bugün Dünyada ve Yurdumuzdsa yaşadığımız tüm olaylar bunu iyice doğrulamaktadır. Bu cümleden olarak Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimler ve laiklik ilkesinin önemini de çok iyi anlamamız gereken günlerde olduğumuzda bilinmelidir..
Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nda iki farklı odağa karşı iki farklı mücadeleyi ulusu ile birlikte eş zamanlı olarak yürütmüştür. Bunların birincisi işgalci emperyalizme karşı ulusal bağımsızlık mücadelesidir. İkincisi de saraya karşı ulusal egemenlik bir anlamda demokratikleşme mücadelesidir. Atatürk bu mücadeleleri halkıyla birlikte aklın ve bilimin yol göstericiliğinde gerçekleştirmiştir. Yani Cumhuriyetimiz Ulusal, Demokratik ve Halkçı bir özellik taşır.
Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı boyunca her adımında milli iradeye dayanmış, milli iradeye vurgu yapmıştır. “Milli iradeyi etkin, milli kuvvetleri hâkim kılmak esastır” demiştir. Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi ve TBMM açılır açılmaz dile getirdiği “Meclisin üstünde hiçbir güç ve kuvvet yoktur” kararı bunun en önemli belgesidir. İşte bu kararlılığın sonucunda da olması gereken gerçekleşmiş 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetimiz ilan edilmiştir.
Peki 100. yaşını kutladığımız bu bizim Cumhuriyetimiz nasıl bir Cumhuriyet’tir?
Bizim Cumhuriyetimizin temelinde “tam bağımsızlık”, “ulusal egemenlik” ve “çağdaşlık” vardır. Cumhuriyetimizin en önemli özelliği ise laikliğidir. Atatürk'ün ifadesiyle “Cumhuriyetimizin karakteri laikliktir.”
Tam bağımsızlık için önce Kurtuluş Savaşı kazanılmış, ardından Lozan'da kapitülasyonlar kaldırılarak, Osmanlı’nın ekonomi, hukuk, eğitim, kültür ve siyaset alanlarındaki çağ ile bağdaşmayan uygulamalarına son verilmiştir. Cumhuriyetimiz, halkına “kulum” diye hitap ederek kendisini Tanrının dünya üzerindeki temsilcisi kabul eden, yüzlerce yıllık, metruk binaya dönmüş sultanlık ve halifelik rejimine son vermiş, “Kayıtsız koşulsuz ulusun egemenliğini” gerçekleştirmiştir.
Atatürk, 1920'de üzerine hiçbir gücün etkisi ve gölgesi yansımayan halkın temsilcilerinden oluşan TBMM'ni toplamış, bu meclisle birlikte vatanın kurtuluşunu gerçekleştirmiştir. Ardından nefes kesen bir hızla:
Egemenliği kayıtsız koşulsuz millete veren 1921 Anayasa'sının kabulü sağlanmış,
1922’de Saltanat Kaldırılmış,
1923’te İzmir İktisat Kongresi’ni toplamış, demokrasinin yolunu açmak amacıyla CHP kurulmuş, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Cumhuriyet’in ilanından sonra aydınlanma hareketleri daha da hız kazanmıştır.
1924’te halifelik kaldırılmış, Öğretim Birliği Kanunu çıkarılmış,24 Anayasası kabul edilmiştir.
1925 yılında Aşar Vergisi kaldırılmış, Şapka ve Kıyafet Devrimi gerçekleştirilmiş, Tekke ve Zaviyeler kapatılmıştır.
1926’da Medeni Kanun kabul edilmiş,
1928’ de Harf Devrimi,
1933’de üniversite reformu ve Soyadı Kanunu çıkarılmış,
1934’te de kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Bu adımla Türkiye'de laikliğin ve demokrasinin çok önemli bir altyapısı hazırlanmıştır. Bu yönüyle Cumhuriyet aynı zamanda bir kadın hakları devrimidir.
Cumhuriyetimiz ümmetten “Ulus”, kuldan “Yurttaş” yaratmıştır. Osmanlı'da padişahın “kulu” olan halk, Cumhuriyetle “yurttaş” olmuştur. Cumhuriyetimiz vatandaşları arasında fırsat eşitliğinin de yollarını açmıştır. Cumhuriyetin yarattığı bu “eşitlik ortamı” ve “olanaklar” sayesindedir ki Anadolu ve Trakya’nın herhangi bir köşesinde doğan halk çocukları liyakat temelinde ilerleyerek, Türkiye Cumhuriyeti'nde en üst makamlara kadar yükselebilmişler, milletvekili, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı olabilmişlerdir. Ayrıca da Cumhuriyetin sağladığı olanaklarla daha önce hayal bile edemeyecekleri öğretimleri gerçekleştirmişler ve pek çok makam ve mesleğin nitelikli sahipleri olmuşlardır.
Cumhuriyet Türk tanımını yaparken de ırkçılıktan uzak durmuş, etnik köken, din ve mezhep bağını değil, vatandaşlık bağını esas almıştır.
1924 Anayasasında tam olarak şöyle denilmiştir: “Türkiye'de din ve ırk ayırdedilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese ‘Türk' denir.” Bu tanımdan sonra artık Cumhuriyetimizin kültür kökleri, anayasamızda işaret edilen tarihimiz ve öz dilimiz olmuştur. Cumhuriyetimiz bir taraftan bizi, Osmanlı döneminde uyduruk bir dil ile koparıldığımız tarihimizle ve kültürümüzle buluşturmuş, diğer taraftan yüzyıl boyunca Arapça ve Farsçanın baskısı altında yok olmaya yüz tutan dünyanın en matematiksel dili olan Türkçemizi de kurtarmıştır.
Yukarıda da işaret ettiğim gibi Cumhuriyetimizin temelinde akıl ve bilim vardır. Çünkü büyük Atatürk akıl ve bilimin devrede olduğu her yerde aydınlanmanın gerçekleştiğini çok iyi bilmektedir. Yaygın eğitim seferberliklerinin yanında Cumhuriyetin en yaygın aydınlanma kurumları da okullar olmuştur. Bu okullar Cumhuriyetin çağdaş eğitim anlayışını akılcı, bilimsel, laik, ulusal ve karma eğitimle gerçekleştirmeye devam edeceklerdir. Yönümüz çağdaş uygarlığa dönüktür. Cumhuriyet edebiyat, resim, müzik, heykel, tiyatro gibi güzel sanatlarda da ilerlemeyi gerekli görmüştür: Öyleyse resmi, özel tüm okullar olarak görevimiz, her bakımdan çağdaşlaşmayı esas almak alacaktır. Okullar barışında kaleleri olacaklardır. Çünkü Atatürk'ün “Yurtta barış, Dünyada barış” sözü Cumhuriyetimizin evrensel ilkelerinden birisidir. Dünyanın hâlihazırda yaşadığı savaşlarda izlediğimiz politikaların gördüğü kabul bunun en kanıtlı belgeleridir.
Sevgili yurttaşlar,
Sonuç olarak, Türkiye'de tam bağımsızlığın, ulusal egemenliğin, demokrasinin, ulus bilincinin, fırsat eşitliğinin, özgürlüklerin, kadın haklarının, çağdaş hukukun, kültürün, sanatın, bilimsel eğitimin, barışın ve çağdaş yaşamın güvencesi laik cumhuriyettir.
Türkiye'yi ikinci yüzyıla taşıyacak vizyon da Atatürk'ün laik cumhuriyet vizyonudur.
Türkiye Cumhuriyeti'ni akıl ve bilimle kurup geliştiren Atatürk, “Benim manevi mirasım bilim ve akıldır... Beni izlemek isteyenler aklın ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.” demiştir.
Büyük Atatürk sana söz veriyoruz. “Senin manevi mirasçıların olmaya devam edeceğiz.” Cumhuriyetimizin 100. yılı kutlu olsun. Yaşasın Cumhuriyet Devrimleri. Hıfzı Yetgin

14 Temmuz 2023 Cuma

TARİHE İLERİ ZAMANLARDA UNUTULMASIN DİYE DÜŞMEK İSTEDİĞİM NOT

 

*EMEKLİLERİN KARA GÜNÜ 13 TEMMUZ 2023

Emekli yurttaşlarımız 13 temmuz 2023 tarihini iki noktadan kolay unutmayacaklardır. 1." 65 yılın en sıcak günü," 2. "maaşlarının alım gücü %120 gerilemişken %25 lik bir artışa karşı ağız açacak hallerinin bile kalmamış olmasıdır". Beş yıl sonra bugünkü emeklilerin % 50 si zaten aramızda olmayacak. Kalan %50 nin de yarısı demans ve alzaymırla uğraşır durumda olacak ve döngü kaldığı yerden hep tekrar edecek... Geçmişte en azından artışlar herkesle aynı oranda yapılırdı. Yani bir kesime %50 artış yapılmışsa emeklilere de %50 olurdu. Kapitalist sistemin siyasal yapıları da gide gide artı değer üretenlerle üretmeyenler arasında tercihler geliştirdi. Üretimin dışındaysan benim ilgi alanımın da dışındasın anlayışı alenen hissettirilmeye başladı. İşte o nedenledir ki emekliler Benim bildiğim son elli yılda ilk kez negatif bir ayrımcılıkla karşılaştılar. Ama emeklilerin örgütsüzlüğü ya da mevcut örgütlerin güçlerini hissettirememesi nedenleriyle bugün Memurlara %74-%86, İççilere %46 Asgari Ücrete %34 zam yapılırken emeklilere zaten düşük olan maaşlarına sadece %25 yapıldı. Seyyanen de bir kuruş dahi verilmedi. Haksızlık olduğunda herkes hemfikir. Geçmişler olsun. Hiç mecali yokken bile hiç olmazsa %34 verelim diyen CHP ile daha grubunu yeni kurmuş Saadet Partisi grubunun da hiç olmazsa seyyanen 8.000 tl verelim demesini takdirle karşıladım. Sayın Bahçeliden  çok umutlanılmıştı. Umutlar boşa çıktı. MHP de çekimser kalmakla en azından %25 şi kabullenmediğini hissettirmekle yetindi. O da bir tavır. Özetlersek emekliler bu seçimlerden en küçük kazanım elde edemeden çıktılar. Sonrasında da çok zor günlerin başladığını biliyor olmanın verdiği bir gerginlik ve şaşkın içindeler. Evet önümüzdeki beş yıl tüm emekliler için şimdiye kadar hiç yaşamadıkları zorlukların yılları olacak. Demans olmayanların hatırlamalarını dilerim. Herşeyin hayırlısı...hyetgin 13.07.2023

28 Haziran 2023 Çarşamba

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN


 

23 Haziran 2023 Cuma

BİR LİDERLİK ALGORİTMASI


 

4 Haziran 2023 Pazar

NE TARAFTAN SAYARSAN SAY TOPLAM SEKİZ TAŞ EDİYOR NASIL?

     

     NE TARAFTAN SAYARSAN SAY TOPLAM SEKİZ TAŞ EDİYOR NASIL?  



HANGİ YÖNDEN SAYARSAN SAY TOPLAMDA SEKİZ TAŞ OLUYOR ?

NOT. Bir tahtaya veya kartona veya toprağa bu şekilde bir tablo çiz. Tabloda her kareyi havuz olarak adlandıralım. Havuzların içerisine tabloda görülen sayılarda taş bırakalım. Ve Bu hali ile tabloda görülen taşları A havuzundan harflerin gidiş yönüne doğru sonrada yine A havuzundan başlayarak tersi yönde saydığımızda her sıradaki taşların toplamlarının sekiz taş olduğunu görürüz. Şimdi ortadaki havuzdaki toplam 6 taşı da aşağıda verdiğim yönergelere göre yerleştirdiğimiz de yine de havuzlardaki taşları topladığımızda sayıların toplamlarının değişmediğini göreceğiz. Bu matematik gizemini çözmeye çalışalım …

1-    Ortadaki havuzdan bir taş al  B karesine ekle. A karesinden de bir taş al K karesine  bırak ve tüm taşları aynı şekilde say. Toplam taş sayısının sekiz olduğunu gör.

2-   Ortadaki hav koyuzdan bir taş daha al I karesine, İ karesindeki bir taşıda J karesine bırak. Taşları yine say toplamdaki sayının yine sekiz olduğunu gör.

3-  Ortadaki havuzdan bir taş daha al F karesişne, G karesinden de bir taş al G karesine koy. Taşları yine say toplamdaki sayının yine sekiz olduğunu gör.

4-  Ortadaki havuzdan bir taş daha al J karesine, A karesinden de bir taş al B karesine koy. Taşları yine say toplamdaki sayının yine sekiz olduğunu gör.

5-  Ortadaki havuzdan bir taş daha al C karesine, D  karesinden de bir taş al E karesine koy. Taşları yine say toplamdaki sayının yine sekiz olduğunu gör.

6-  Ortadaki havuzdan son taşı da al F karesine,  G karesinden de bir taş al H karesine koy. Taşları yine say toplamdaki sayının yine sekiz olduğunu gör.

         ŞİMDİ AKIL YÜRÜTME ZAMANI…




3 Haziran 2023 Cumartesi

SELAM OLSUN HAZİRANDA UÇMAGA VARANLARA

 


18 Nisan 2023 Salı

KÖY ENSTİTÜLERİ EĞİTİM TARİHİMİZDEN BİR DESTAN

                            EĞİTİM TARİHİMİZDEN BİR DESTAN KÖY ENSTİTÜLERİ



15 Nisan 2023 Cumartesi

BİR HOLLANDALI ÜLKEMİZİN HER ŞEHRİNİ DOLAŞMIŞ VE ÇEKTİĞİ FOTOĞRAFLAR İÇİN BİR SİTE KURMUŞ

 BİR HOLLANDALI TURİST ÜLKEMİZİN HER ŞEHRİNİ DOLAŞMIŞ VE ÇEKTİĞİ;

FOTOĞRAFLAR İÇİN BİR SİTE KURMUŞ  HER ŞEHRİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ VE ADIM ADIM GEZİNİZ.    http://www.pbase.com/dosseman/root&page=1.


8 Mart 2023 Çarşamba

"EĞİTİM ÖĞRETİMİN İKİNCİ YARIYILI BAŞLIYORKEN"-Canlı Yayın-

12 Şubat 2023 Pazar

BU SON OLSUN BU SON...

      Eğitim, eğitim, eğitim. Eğitimi ıskalarsak deprem x 1in sağına sayılamayacak kadar sıfır koysanız da tahribatı tanımlayamazsınız. yetginhoca

           BU SON OLSUN BU SON

       Cem Karaca'nın şarkısıydı " doğarken ağladı insan. Bu son olsun bu son." İnsanlar ağlamaya doğarken başladılar. Son olmadı genellikle. Üç gündür elim yazmaya dilim konuşmaya varmıyor.

       Ömrümüz mesleğimiz gereği eğitimle insanları, öğrencilerimizi aydınlatmakla geçti. Vara vara karşımıza hep değirmenler çıktı. Bu değirmenler İnsan öğütüyor. Ne yeteneklerimizin yitirilişlerine bakakaldık. Hammurabi çürük ev yapan usta cezalandırılacak demiş. Çürük ev yapan ustalar bakmışlar ki işin şakası yok. Örgütlenmişler, çalışa çalışa düşüne düşüne vazgeçmemişler her yolu mubah sayan düşünürlerini de yaratarak, halkın onayını da alacakları bütünsel sistemleri de icat ederek gücü ele geçirmişler. Bu gücü eline alan "güçlüler” sonrasında her şeyden Allah’ı sorumlu tutmaya başlamışlar. "her şey Allahtan" yazılarını gördüğüm her yerde bu haksızlık değil mi ? “Bizde de bir eksiklik, noksanlık olamaz mı?”, “ Allah aklı, düşünme becerisini niye verdi?” der dururum.

        Doğal afeti, insanların kontrolü dışında gerçekleşen, mal ve can kaybına neden olabilen, büyük oranda önlenemez insanüstü ölçeğe sahip bir tehlike olarak tanımlarlar. Öğrencilerimize de bu tanımları örnekleriyle hep anlattık. Ama, akıl erdiremeden yıllarca duyarım ki Japonya'da 9 şiddetinde deprem olurmuş 12. kattaki Japon masaya tutunur çayını içmeye devam edermiş. Peki, madem becerim var o zaman şimdi düşünüyorum... bu yaşadıklarımızın daha şiddetlisini Japon yaşıyor hiçbir Japon bunu doğal afet saymıyor. Sıradan ve yaşantısının bir parçası kabul ediyor. Japon çayını içmeye devam ediyorken… Bir başka coğrafyada yaşayan insan daha az şiddette bir deprem yaşayınca sonuçları katlanılamaz tarihin en ağır doğal afeti oluyor. Burada bir çelişki yok mu? Düşünmeye devam ediyorum. Koca Sinan'ın yaptığı köprüler, camiler sapasağlam ayakta kalırken birkaç yıl önce yapılan binalar neden ayakta kalamayıp insanlara mezar oluyor. Başkalarına sözüm olmaz da biz bunları aşabilmeliydik. Koca Sinan 1588 yılında öldü. O yıldan sonra bu işi daha da geliştirmemiz gerekiyordu. Yapamadık. Neden yapamadığımızı işin uzmanları söylesin. Ben bir eğitimci olarak söylüyorum. Çoğu zaman pandemi, deprem vb. kriz durumlarında sayın yetkililerimizin ilk aklına gelen şey okulların tatil edilmesi geliyor. Atatürk Kurtuluş Savaşımız yıllarında bile öğretmenler kongresini toplamış, eğitimin önemine işaret etmiştir. İkinci paylaşım savaşı sonrasında Amerikalı bir yetkilinin bir Alman generale hitaben “ Ülkenizde taş üstünde taş kalmadı. Artık ayağa kalkamazsınız” denildiğinde Alman generalin, “Ülkemizde taş üstünde taş kalmadı ama üniversitelerimiz ayakta” dediği söylenir. Bu cevap anlamlıdır. Eğitimi ıskaladığınızda eğitim x 1 in sağına sınırsız sayıda sıfır koyun ortaya çıkacak tahribatı hesaplayamazsınız. O nedenle okulların kapatılması eğitime ara verilmesi gibi uygulamalar eğitimin hiçbir kademesinde hiç akla getirilmemelidir. Bu insanların en çok ihtiyaç duydukları psiko sosyal tedavi açısından ve elbette eğitimin gücünün aşamayacağı zorluk olamayacağı bilincini ayakta tutmak açılarından da çok önemlidir.

         8 Şubat 2023 günü depremin her sarsıntısını hissediyorum. Deprem bölgesindeki her vatandaşımı düşündükçe beynimi bulutlar kapsıyor. Üşüyorum, titriyorum, ürperiyorum… bir Koca Sinan’ın yaptıkları geliyor gözümün önüne. Bir de Sinan’ı olmayan Japon’un yaptıklarına bakıyorum. Ben Allah’a inanıyorum. Japon’un başka bir inancı var. Haşa “her şey Allah’tan” dersem Allah’a haksızlık edip Japon’un ilahını kutsamıyor muyum? Çocuklar burada bir yanlış var. Çocuklar o yanlış bizde… Böyle düşünüyorum. 21. Yy.da bu yaştan sonra saklayayım mı? Saklarsam sonra nasıl bakarım yüzünüze. 08.02.2023  Hıfzı YETGİN            

10 Kasım 2022 Perşembe

BİR ÇİFT MAVİ GÖZLE BAŞLADIK

    Sevgili Öğrencilerim,

    Her şey bir çift mavi gözle başladı.

  Türkiye'nin kurtuluşunun dönüm noktası... Mustafa Kemal Atatürk gibi bir öndere sahip olmasıdır. İşte bugün bu Büyük Önderi anmak amacıyla buradayız.

  Hindistan'ın kurtarıcı lideri Mahatma Gandi, 1919 Eylül'ünde : "Mustafa Kemal'in utkusu, Dünya için özgürlük ve bağımsızlık simgesidir. Türkiye orduları bir devri kapatmıştır. Şimdi mazlum ve tutsak devletler ve uluslar artık vazgeçilmez bir reçeteye sahiptir..."demiştir.

   Aynı yıl Ali Cinnah da şöyle söylüyordu. Hem de Londra'da... "Mustafa Kemal ve Türkler, kendileri için hazırlanan tabutu yayılmacıların başına geçirmişlerdir. Şimdi dünyada başlarına tabutlar geçirilecek başka milletler de benzer savaşlara hazırlanmalıdırlar. Ne bizi ne de her kıtada yaşamakta olan tutsak ve mazlum ulusları bundan sonra tutamayacaksınız..."

   İşte Mustafa Kemal Atatürk dünya için böyle bir ışık yakmış önemli insandı.

   Dünya için bu kadar önemli bir kişi olan Atatürk bizim için kimdir? Bir anımla anlatmaya çalışayım. Her şey bir çift mavi gözle başladı.

   Daha ilkokula başlamamıştım. Beş yaşındaydım. Nenemle ilçeye indik. Sokakta yürürken üzerinde Atatürk’ün bir çift mavi gözü görünen yırtılmış bir gazete parçası gördük. Nenem oğlum yerde gördüğün kâğıdı al tozunu sil koynuna koy dedi. Ama tozlanmış dedim. Yere eğildi. Kollarımdan tuttu.

-Bu mavi gözler kimin biliyor musun dedi.

 -Yok dedim.

 Birden gözleri doldu.

- Oğlum, oğulcuğum bu Atatürk dedi. Nenemin gözlerindeki kararlılığı görünce hemen eğildim. Yerdeki gazete parçasını aldım.   

   Tozunu silkeledim. Katlayıp gömleğimin içine koydum. Nenem başımı okşadı.

-”aferin sarı bey “ dedi. Nenemi bu kadar duygulandıran Atatürk kimdi?  Atatürk Ne demekti? Sorular beynimde uçuşup duruyordu.

-Nene Atatürk ne demek, diye sordum.

Durdu. Yine çömeldi. Yine iki kolumdan tuttu yine gözleri nemlendi. Bana hitaben;

-Atatürk demek gündüz çalışmak, gece yatağa tok yatmaktır…

-Atatürk demek, kadında olsan bu sokaklarda korkmadan yürümek demektir...

-Atatürk demek, dünyada hiç kimseye muhtaç olmamak demektir...

-Atatürk demek kız erkek aynı okullarda ayrımsız okumak demektir…

-Atatürk demek kimsesizlerin sahipsiz olmaması demektir…

-Oğlum, Atatürk demek bir Vatanının olması demektir. Anladın mı? Demişti…

-"Anladım" demiştim...

 

   Öylesine anlamıştım ki, aradan 65 yıl geçti her gün yeniden yeniden daha iyi anlıyorum. 

   Sevgili öğrencilerim şimdi görev sizde.

  -Atatürk’ü anlamayanlar olabilir. Anlatacağız.

  -Anlamak istemeyenler olacaktır. Israr edeceğiz.

  -Küçümseyenler de olacaktır. İşte onlara asla boş vermeyeceğiz.

 

   Yalnız Türkiye için değil. Tüm mazlum milletler için... Sömürgeciliğe, emperyalizme, açlığa, yoksulluğa karşı bağımsızlık ve kurtuluşun simgesi Aziz Atatürk!

  -Sen bilimsin!

  -Sen kimsesizlerin sahibisin!

  -Sen Cumhuriyetsin!

  - Sen ışıksın!

   -Sen 20 yy. 21.yy bağlayan Dünya’nın en önemli liderisin!

   Seni rahmet, saygı ve şükranla anıyoruz. Ruhun şad olsun. Ülkün gerçek olacak. Yetiştik çünkü biz. 10.11.2022

                                               Hıfzı Yetgin                                                                                                                                           

                    

 

25 Ekim 2022 Salı

TÜRKÇEMİZE SAHİP ÇIKALIM

 

TÜRKÇEMİZE SAHİP ÇIKALIM   

    Dedem Korkut'u, Atam Bilge Kağan'ı, Kaşgarlı Mahmut'u, Şeyh Edebali'yi, Kadı Bedrettin'i, Yunus'u, Köroğlu'nu, Hoca Nasrettin'i, Evliya Çelebi’yi, Dadaloğlu'nu, Pir Sultan'ı, Karacaoğlan'ı, Karamanoğlu Mehmet beyi ne söyledilerse çevirmen olmadan anlıyorum.

  Azerbaycanlı, Kazakistanlı, Kırgızistanlı, Özbekistanlı, Türkmenistanlı, KKTC.li, Uyguristanlı, Salarlı, Altaylı, Balkarlı, Başkurtistanlı, ÇuvaşistanlıGagavuzyalı, Kırımlı, Tataristanlı, Moğolistanlı, Macaristanlı, Bulgaristanlı kişiler tanıdım. Hepsiyle de tane tane de olsa konuşunca anlaştım. Herkes söylediğimi anladı. Herkesin söylediğini de Ben anladım. Ama Osmanlıca diye bir dilim, Osmanlıca diye yine bir alfabem olmadığı halde farsça ve Arapça karışık bir alfabe ile sarayda konuşulan bir dil yaratılmaya başlandı. Halk bu dile de, bu alfabeye de hiç ısınamadı. Israrla Türkçe konuşmayı sürdürdü. Bu nedenle olsa ki; Osmanlı'nın yazdığını hiç, konuştuğunu da neredeyse sıfıra yakın anlamıyorum.

    Keşke köklerimden ve kültürümden kopmasaydım. Alfabem Uygur olsaydı ya da Göktürk olarak kalsaydı. Mustafa Kemal Atatürk de zaten değiştirmezdi.

  Bu durumda Beni kökümden kültürümden kim koparmış oluyor... Bazı insanlarımızdan Cumhuriyete karşı zaman zaman Çin  devrimi Çin alfabesine, Fransız Devrimi Fransız alfabesine dokunmadı şeklinde eleştiriler geliyor. Cumhuriyet’in değiştirdiği alfabe uydurulmuş bir alfabe idi, bizim alfabemiz değildi. Osmanlıca diye de bir dil zaten yoktu.

   Dünyanın en mantıklı ve matematiksel örüntüsüne sahip dili olan Türkçemize sahip çıkalım.                                       Hıfzı Yetgin

 

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Premium Wordpress Themes