24 Nisan 2026 Cuma

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN    https://youtu.be/_kU9ZoYJsho

18 Nisan 2026 Cumartesi

KÖY ENSTİTÜLERİ

 

KÖY ENSTİTÜLERİ

Köyde doğmuş köyde büyümüş insanlar, köy bağlantısı olan insanlar ya da at ile ilgilenen insanlar bilirler. Bir atı dizginlerinden çekerek istediğiniz yere götürebilirsiniz. Söz gelimi atı çeşmenin başına kadar zorla götürebilirsiniz. Ama bir ata istemediği sürece asla su içiremezsiniz.

       Amacınız ata su içirmekse onda su içme ihtiyacı duyurmanız gerekir. Bu amaca yönelik ne yapabilirsiniz? Sesli düşünüyorum. Örneğin bir elinize şeker, bir elinize tuz alırsınız. Ata bir süre tuz ve şeker yalatırsanız aradan çok zaman geçmeden at da su içme ihtiyacı oluşturabilirsiniz. Bu uygulamalardan sonra da atı çeşmenin başına götürürseniz bu kez de hayvan kanmadan sudan başını kaldırmayacaktır. İnsan içinde bilgiye ulaşmayı ihtiyaç haline getirebilirseniz insan o bilgiye kendi çabaları ile tüm yolları deneyerek ulaşacaktır. Yine sesli düşünelim. Örneğin,  “Hiç su içmeden yaşamını sürdürebilen canlı var mıdır?” diye bir soru ile karşılaşsanız. Soru sizde bu bilgiye ulaşma ihtiyacı yaratmışsa ansiklopedilerden, bilgi iletişim araçlarından ya da yapay zekâ gibi araçları kullanarak bu bilgiye ulaşmaya çalışacağınız neredeyse kesin gibidir. O zaman şu yargıya varabiliriz. İnsana bir şeyi, bir bilgiyi, bir beceriyi, davranışı, değer duygusunu öğretmek istiyorsanız ihtiyaç hissettirmeniz gerekir.

        J. Piaget diyor ki: “İnsan kişisel yaşantı yoluyla öğrenir.” Yani öğreneceği şeyin denemesini yapması gerekir ki öğrenebilsin. Piaget’e göre bir evde yanan bir soba ve 3 yaşında da bir çocuk varsa anne baba, evdeki büyükler bu çocuğa ne kadar “Bak elini sobaya dokundurursan elin yanar.” derlerse desinler. Çocuk ancak sobaya elini değdirir ve eli yanarsa işte sobanın elini yakacağı bilgisini o an öğrenir. Diye söylüyor. Bu durumda Piaget e göre bir yargıya varacak olursak “Bireyler kişisel deneyim yoluyla öğrenirler.” diyebiliriz.

          Lev Semyonoviç Vygotsky, Bir Sovyet psikologdur. Gelişim psikolojisi ve eğitim psikolojisi alanlarında yaptığı çalışmalarla tanınır. Vygotsky de çocuk “Bir rehber veya çevre desteği ile çalıştığında çocuktaki öğrenme daha fazla olacak potansiyel beceri bilgi daha fazla ve rahat biçimde ortaya çıkacaktır.” Diye söyler. Yani Vygotsky’e göre “Yüzme bilmeyen bir insanı denize atarsanız boğulur.” Bu bilgiyi insanın öğrenmesi için insanın illa boğulması gerekmez. Bu çevrede oluşmuş bir bilgidir ve insanlar bu bilgiyi çevreden alırlar. Yine Vygotsky ye göre “Sel yatağına ev yapılmaz. Yaparsanız o evi sel alır.” İnsanların bu bilgiye ulaşmaları içinde sel yatağına ev yapmaları ve o evi de selin yıkması gerekmez. Buradan da şu yargıya varabiliriz. İnsanlara her şey, bilgi beceri davranış değer duygusu vb. öğretmek için illaki kişisel tecrübe etmelerine gerek olmayabilir. Çevrede edinilen bilgilerde bu öğrenmeyi sağlayabilirler.

       İsmail Mahir Efendi, köylünün eğitilmesi gerektiğini ilk söyleyen eğitimcilerimizden birisidir.

      Pestallozi , ‘’El ile Bilinci’’ birlikte geliştirmek, “iş ile eğitimi” birleştirerek ve yaparak yaşayarak eğitmek temel alınırsa yoksul köylü refaha kavuşabilir diyordu.  

    Kerschensteiner, eğitim toplum yararına olmalıdır diyor ve iş okulu kavramını geliştirmek lazım diyordu..

      John Dewey, aletçilik olarak bilinen felsefe akımının kurucusu kabul edilir. Mustafa Kemal Atatürk tarafından davet edilmiş ve kendisinden bir rapor istendiğinde, ülke nüfusunun 13 milyon olduğunu bu insanların da 11 milyonunun köylerde yaşadığını gören Dewey sunduğu raporda köylünün eğitilmesine işaret etmiştir.

        Tonguç da, “Kanımızı ve iliklerimizi isteyerek köyün içine akıtmadıkça, kırk bin köyün kenarına münevver (aydın) insanın mezar taşı dikilmedikçe, bu köyün sırlarını anlayamayız. Köyü anlayabilmek, duyabilmek için onunla kucak kucağa, nefes nefese gelmek lazımdır. Onun içtiği suyu içmek, yediği bulguru yemek, yaktığı tezeğin ifade ettiği sırları sezebilmek ve yaptığı işleri yapabilmek gerekir. Bizim köyün ne olduğunu evvela büyük alimler, artistler değil kahramanlar anlayacaklar, sonra alimlere ve sanatkârlara anlatacaklardır.” "Elimden gelse bütün dünya okullarının programlarına insanın insanı sömürmemesi adlı bir ders koyardım." demektedir.

       İsmet İnönü, Mustafa Necati, Reşit Galip, Saffet Arıkan, Hasan Ali Yücel gibi isimlerin hepsi de köylünün eğitilmesi konusuna yürekten inanmış insanlardı.

       Bu konuya yürekten inanmış asıl birisi vardı ki O ta Sakarya meydan savaşı sırasında çadırında iki gün iki gecede çok etkilenerek Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu adlı kitabını gözlerini ıslattığı mendillerle sile sile bitirmiş, bitirdiğinde de “Cidden muvaffak olmuş. Şu barış kurulsa da memleketin sosyal yaralarını tedaviye başlasak.” diyen Mustafa Kemaldir. Mustafa Kemal’i etkileyen kitaplardan birisi de Grigory Petrov tarafından yazılan Beyaz Zambaklar Ülkesi adlı kitap olmuştur. Özellikle “ Bataklık mı, Zambaklık mı? Sorusunun da etkili olduğu düşünülmelidir.

      Köy enstitüleri sisteminin kurulmasında ve uygulamalarından yukarıda sayılan eğitimci ve yöneticilerin hepsi ilerletici güç olmuştur ve bu güçle 21 merkezde: İzmir Kızılçullu (1937), Eskişehir Çifteler (1937), Kırklareli Kepirtepe (1938), Kastamonu Gölköy (1938), Malatya Akçadağ (1940), Samsun Akpınar (1940), Antalya Aksu (1940), Kocaeli Arifiye (1940), Trabzon Beşikdüzü (1940), Kars Cılavuz (1940), Adana Düziçi (1940), Isparta Gönen (1940), Kayseri Pazarören (1940), Balıkesir Savaştepe (1940), Ankara Hasanoğlan (1941), Konya İvriz (1941), Sivas Pamukpınar (1941), Erzurum Pulur (1942), Diyarbakır Dicle (1944), Aydın Ortaklar (1944), Van Ernis (Erçiş) (1948).  Enstitüler açılmıştır.

       Köy Enstitüleri müfredat içeriği, insan temelli yönetim anlayışı ile liyakatli yönetici, öğretmen, usta öğretici ve tüm çalışanlarıyla, ortaya konulan eser ve yetiştirdiği binlerce lider özellikli öğretmenle  eğitim tarihimizde önemli görevler yaparak yerini almış, gururla anmayı sürdüreceğimiz ve aydınlanma ülküsü açısından da hep örnek alacağımız bir sistemler bütünüdür.

       Kuruluşunun 86. Yılı Kutlu olsun.   17.04.2026    Hıfzı Yetgin

12 Nisan 2026 Pazar

HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK

 

HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK

Her şeyin başı sağlık derlerdi de çok umursamazdık.

Gençtik, yaştık, diriydik. Tek derdimiz sevdamızdı.

Sanki bize ait bir vücudumuz yoktu.

Sabah girdik mi yola 40 km. Durmadan yürür varırdık hedefe.

Ne ayağımızın farkında olurduk ne bacağımızın.

Ne dağ, ne düz, ne iniş, ne yokuş takıyorduk, ne merdiven...

Ne çamur bilirdik, ne bataklık. Ne sıcak. Ne soğuk .

Kalbimiz gece gündüz sağlıkla çarpardı. 

Sevdamızı anımsatmasa farkında bile olmazdık.

Kırılınca bildik kemiğimiz olduğunu.

 Ağrıdıkça öğrendik dişimizin yerini. Böbreğimizin, midemizin olduğunu da.

Dedik ya Ağrımasa bilmezdik kalbimizin yerini.

Sonra yağlarımız çoğaldı. Kaslarımızı azaldı.

Kilolar artarken kurumaya başladı cildimiz.

Yokuşlar mı çoğaldı… Dikleşmeye mi başladı düzlükler.

Merdiven basamakları daha mı çoğaldı ne?

Dün sayısını bile bilmezken artmaya başladı gün gün…

Kütür kütür ederdi yerken dökme şeker…

Çok fındıklar kırdık hem de öz dişimizle…

 “Mercimekler fırında”  nefes aldığımızdan habersizdik.

 Şekerin zarar vereceği aklımıza bile gelmezdi.

Ateşin mi var, alnına iki dilim patates sar.

Göbeğin mi düştü, kalburu çarşafla  sarıp oklava ile sıktırsın nenen.

Birde iki de bir geğreğimiz batardı da,

 köyde parmakları ince bir teyzemiz tutar alt kaburgalarımızı hırt tan ettirir.

 Hadi koş derlerdi. Geçer giderdi.

İlk kez gripin diye bir şey tanıdık.

Sonra aspirin denirdi her bakkalda bulunan.

En “ağır”  hastalıkta bile “bi aspirin iç geçer” denirdi… Geçerdi gerçekten.

Sonra sonra ilaçlarla tanıştık.

 Birken, iki oldular, giderek bir avuç... şimdi avuç avuç.

Önceden her şeyi çekincesiz yer içerken, ilk kez bir kaç kaşık bal yiyince anladık balın bile delisi var.

 Sonra sonra yediğimize, içtiğimize dikkat eder olduk…

Dikkat edin gerçek şu ki… Şakaya gelmiyor sağlık.

Herkese sağlık diliyorum.

Her şeyin başı sağlık. Sağlıkla yaşayın. Sağlıkla kalın.

                                                                                        Hıfzı Yetgin

NOT: Bu yazıyı düz yazı gibi yazdım. Ama, okuyan pek çok arkadaşım şiir gibi algıladılar. Ben de uydum dostlara biraz hadi "şiir" niyetine. Hıfzı Yetgin

6 Nisan 2026 Pazartesi

GÖRÜNEN SİYASET

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Premium Wordpress Themes