18 Ocak 2026 Pazar

HAYATIMDAN KESİTLER

 HAYATIMDAN KESİTLER

https://drive.google.com/file/d/1Gdk1XppPZsKuzydQLDHZs-IaAvunAMII/view?usp=sharinghttps://drive.google.com/file/d/1Gdk1XppPZsKuzydQLDHZs-IaAvunAMII/view?usp=sharing

8 Ocak 2026 Perşembe

KASTAMONU KAR BOTU (GİVLE)

        KASTAMONU KAR BOTU (GİVLE)

     Kestane, karaağaç, kayın gibi sırık şeklindeki ağaçlar ateşte sağa sola çevirilerek ısıtılmak suretiyle yumuşatılır. Ağaçlar sıcakken yere daire oluşturacak şekilde çakılan kazıkların arasından geçirilerek yuvarlak şekil alması sağlanır. Kuruyunca da hayvan derilerinden elde edilen sırım denilen deri iplerle örülürdü.


3 Ocak 2026 Cumartesi

DİLERİM 2026 DA BUNLAR OLSUN.

 

DİLERİM 2026 DA BUNLAR OLSUN.

Yeni yılımız CUMHURİYET yılı olsun...

Yeni yılımız TAM BAĞIMSIZLIK yılı olsun...

Yeni yılımız LAİKLİK yılı olsun...

Yeni yılımız SOSYAL DEVLET yılı olsun...

Yeni yılımız HALKÇILIK yılı olsun...

Yeni yılımız ATATÜRK DEVRİMLERİ yılı olsun...

Yeni yılımız ULUSAL BİLİNÇ yılı olsun...

Yeni yılımız IRKÇILIKTAN UZAK MUTLULUK yılı olsun...

Yeni yılımız UYULAN ANAYASA yılı olsun...

Yeni yılımız NİTELİKLİ EĞİTİM YILI yılı olsun...

Yeni yılımız HUKUK DEVLETİ yılı olsun...

Yeni yılımız ADALET yılı olsun...

Yeni yılımız GÖNENÇ yılı olsun...

Yeni yılımız EŞİTLİK yılı olsun...

Yeni yılımız HOŞGÖRÜ yılı olsun...

Yeni yılımız DOSTLUK yılı olsun...

Yeni yılımız GÜVEN DUYMA YILI yılı olsun...

Yeni yılımız BÜYÜKLERİMİZİ SAYMA yılı olsun...

Yeni yılımız KÜÇÜKLERİMİZİ SEVME yılı olsun...

Yeni yılımız YÜKSELME yılı olsun...

Yeni yılımız İLERİ GİTMEK yılı olsun...

Yeni yılımız UYGARLIK yılı olsun...

Yeni yılımız SEVGİ yılı olsun...

Yeni yılımız AŞK yılı olsun...

Yeni yılımız MUTLULUK yılı olsun...

Yeni yılımız HUZUR yılı olsun...

Yeni yılımız BOLLUK yılı olsun...

Yeni yılımız BEREKET yılı olsun...

Yeni yılımız TOKLUK yılı olsun...

Yeni yılımız SAĞLIKLI YAŞAM yılı olsun...

Yeni yılımız ÖZGÜRLÜK yılı olsun...

Yeni yılımız DEMOKRASİ yılı olsun...

Yeni yılımız KARDEŞLİK yılı olsun...

Yeni yılımız DAYANIŞMA yılı olsun...

Yeni yılımız YARDIMLAŞMA yılı olsun...

Yeni yılımız BARIŞ yılı olsun...

Yeni yılımız KORKUSUZ YAŞAM yılı olsun...

Yeni yılımız EMPERYALİZMİN KAHROLMA yılı olsun...

Yeni yılımız BİLİM yılı olsun...

Yeni yılımız İNSANLIK yılı olsun...

Yeni yılımız DOĞAYA SAYGI yılı olsun...

Yeni yılımız ÇEVRE yılı olsun...

Yeni yılımız EMEK KUTSAL  yılı olsun...

EN ÖNEMLİSİ YENİ YILIMIZ SEÇİM YILI OLSUN ! Hyetgin

29 Aralık 2025 Pazartesi

DERİN KAR SENESİ VE KÖYÜMÜZE (BOZKÖY) İLK SOBANIN YAPILIŞI YA DA BENDEKİ ALGI.

 DERİN KAR SENESİ VE KÖYÜMÜZE (BOZKÖY) İLK SOBANIN YAPILIŞI YA DA BENDEKİ ALGI.

Çok kar yağdığı bir yıldı. 54-55 olabilir. algım o şekilde. Köydeki Bozağanın nenem tarafının evinde ( nenem, dedem ve 4 amcam 3 amcam eşleri ile 4. bekar. 2.sinin birer, babamın 2 çocuğu var . 1800 lerde yapıldığı hesaplanan bir evdi) Oturuyoruz. Bir Cuma günü dedem eşeğin sırtına nasıl sardılarsa 5+5 _ 10 boş gaz tenekesi sarıp getişrmişti. Nenem Elif Gadun.,
- Uyy başıma gelen boş gaztenekesi de ne demek molla Şükrü diyerek tepki verdi. Dedem Molla Şükrü birazda keyifli "heh heehhe " kendine özel güşüşüyle.
- "Yarin ağşam ekmek evinin(bir nevi mutfak) ortasına ataş yakacuz ama ev yanmaycak "dedi. herkes şok. Nenem.
- Saputdung mu afyon mu içtin... enfiyemi çektin.? dedem.
- Zabah olsun görersinüz. dedi. Tenekeler indirildi. Sabah erken zaten kalkılırdı. Öğen (Avlu) kapısı taklamaya başladı. Herkesten erken dedem.
" Ooooppp göçmen geldiii. Diyerek koştu. Köyümüzün bir mahallesine Ömürzek'e Murat adında bir Bulgaristan Türkü... Köylülerime göre (bulgar) yerleştirilmişti. Murat amca yanında eşeği ile bazı alet edavat da getirmişti. Onlar indirildi. Öğene (Avlu) (Eve giriş yeri) ekipman kuruldu. Murat amça tenekeleri kumaş keser gibi kesip biçmeye başladı. Ne kadar çok şaşırmıştım. Tenekenin kesildiğini o gün gördüm. O tenekelerden bize 2 tane soba yaptı. Bunlara " gelin güldüren" denir dedi. İkisini de birer odaya kurdu ve ocak başlarındaki odunlarla tutuşturup yaktı. Herkeste bir korku.
- Ev yanar mı.? Yanmadı. Ekmek evinin ( Bir nevi mutfak) ortasında ateş yakıldı. Ama ev yanmadı. ilk sobanın sıcaklığını o yıl hissetmiştim. Yine o yıl öyle bir kar yağmıştı ki oluğa (Boruları bacağım kalınlığındaki genç çam fidanlarının içi 3cm. çapında 1.mlik burgularla iki tarafından delinen ağaç borulardı. Adına da (poyra) denirdi.) köy çeşmesine kadar gidilememişti. köyümüzün ilk sobası 54 veya 55 de yapılmıştı. O yıllarda ev ziyaretlerine çat kapı gidilirdi. kalabalık bir komşu grubunun ziyaretini ve hayret ifadelerini hiç unutamam.
-" Öğğğ Allahın İŞİİİ beee. Görüyangmı evin ortasına ayaş yakıyan ev yanmaya. Hedi gelde Allaha inanma. Mucize bee. Şeklindeki konuşmaları unutamıyor. Hıfzı YETGİN

PADEREVSKY: Kim biliyor musunuz?

https://www.marasgundem.com.tr/service/amp/yazarlar/paderevsky-ve-siyasilerimiz-1529450h 

09 Ocak 2024 Salı 10:20

. Paderevsky; kim biliyor musunuz?

O, bir zamanlar Polonya'nın en ünlü piyanisti ve bestecisiydi. Hem de Chopin'i en iyi yorumlayanlardan biri... Sonra diplomat oldu. Dahası siyasete girdi ve Polonya'nın başbakanlığına seçildi.

Bir gün başbakan olarak Fransa gezisi sırasında Paris Üniversitesi müzik bölümünde okuyan bir genç yanına gelip;

"Siz o ünlü piyanist Jan Paderevsky değil misiniz? Diye sordu. Paderevsky;

"Evet, o benim" diye yanıtladı.

"Fakat şimdi?"

"Şimdi Polonya'nın başbakanıyım işte" deyince genç;

"Yaa öyle mi, ne büyük bir düşüş" diyerek, kinayeli bir cevap verir.

Paderevsky gencin bu sözünü hayatı boyunca kendine dert eder. Bir gün halka konuşurken şunları söyler;

"Piyanonun tuşlarına hükmetmek devlete hükmetmekten zormuş meğer..! Başbakan iken ırmak geçmeyen yere köprü vaat edersiniz herkes inanır. Halkı kandırarak devlete hükmedebilirsiniz, ama 7 oktavlı bir piyanoda, ‘’fa’’ sesine basıp ‘’do’’ diye yutturamazsınız.

Notalar sizi gerçeğe, yalnızca gerçeğe, matematiksel ölçüye, tartıya, armoniye, melodiye doğru sesi vermek için doğru tuşa basmaya mecbur eder. Müzik sizi yalandan, sahtelikten kurtarır. "Yani siyasetin işleyişi yalan üzerine, müziğin işleyişi doğru nota üzerine kuruludur.’’

Yanlış nota ile doğru müzik çalamazsınız ama güzel yalan ve vaatlerle iyi bir siyasetçi olabilirsiniz...

Yukarıda okuduğunuz Polonyalı Paderevsky meselesini Google’den okudum ve içinde yaşadığımız toplum yapısı ve siyasete bulaşan ülkemizde ki kimselerle ilişkilendirmeye çalıştım.

Bu açıdan meseleyi irdelediğimizde günümüzde siyasetin birçok değeri aşağılara çektiğine şahit oluyoruz. Bunu biz fark ediyoruz, keşke aşağıda işin lezzetinden kıvranan siyasilerde fark etseler.

Kaç cami imamı vaizi vardı, kürsüde cemaate güzel nasihatler, dualarla hutbelerle yararlı oluyorlardı, o hocaların ardında namaz kılmak için Cuma namazına cemaat erkenden gidiyordu yer bulamayız diye. Buna rağmen çoğu sefer camii dışına taşıyordu cemaat, cadde ve sokaklara halı serilip namaza duruluyordu.

Nice avukatlar vardı ferdi davalarda başarılı, hâkim karşısında mağduru yiğitçe savunuyor göz dolduruyorlardı. Doktorlarımız vardı marka değerleri yüksekti hayat kurtarıyorlardı, samimi davranışıyla daha dokunur dokunmaz vatandaşın ağrılarını dindiren sağlık camiasında değerlerimiz vardı. Bunları birçoğu bulundukları makamın yerin yüceliğini, güzelliğini göremedi; Çoğunun siyaset nefislerine hoş geldi; parti kapılarında, çapsız heyetlerin mülakatlarına muhatap olup, yalvar yakar kulislerle geldikleri makamlarda kendilerini yıprattılar, tükettiler.

Milletin gönlünde ve gözünde bir değerleri vardı, o krediyi de siyasi makamlarında yer ile yeksan ettiler. Sadece bir dönem belediye başkanı veya vekil oldular maaşları arttı fakat itibarları ayakaltına düştü.

Bölgemizin önemli yatırımcılarından Abdulkadir Konukoğlu isteseydi her zaman milletvekili olabilirdi, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı olabilirdi. Hatta bakan bile olabilirdi, fakat o doğru olanı yaptı siyasetin her şey olmadığını bilip ‘’Taş yerinde ağırdır.’’ sözünü doğrulayan tavrıyla bu gün zirvede, her siyasinin de gıpta ile baktığı, her partiden vatandaşın görünce ceketini iliklediği saygı değer bir isim olarak hayatına devam ediyor.

 Demem o ki; sizi siz yapan değerleri bırakıp başka şeylerin peşinde koşmak değerinize asla bir değer katmaz.

Vatanımız milletimiz için yapılacak en nadide görev, uzmanlaştığımız alanda topluma, kente, ülkeye ve dünya ya faydalı olmaktır.

 Bu ülkenin iyi bir siyasetçiden çok iyi bir öğretmene,  cesur ve bilgili bir Avukata, hayat veren şifa dağıtan Doktora, çalmayan müteahite/mühendise, ilaç üretecek farmakoloğa, kumaşa hayat verecek terziye, hakkı hakikati yazacak gazeteciye ihtiyacı var.

En iyi vatandaş kendi işini doğru şekilde yapan vatandaştır. En kötü meslek ise, uzman olduğun işi bırakıp, bilmediğin beceremediğin işle uğraşıp hem kendini hem de kentini aşağı çekmektir.

24 Aralık 2025 Çarşamba

PEDAGOJİDE BİR PSİKOLOJİ DERSİ

     PEDAGOJİDE BİR PSİKOLOJİ DERSİ

    Yıl:1974,Yer: İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü, Bölüm: Eğitim bilimleri o zamanki adıyla pedagoji, Ders Psikolojiye giriş, Öğretmen: Lütfi Öztabağ

  Lütfi bey sınıfa girdi herkesin ayağa kalkmasını ısrarla bekledi herkesin ayağa kalması tamamlanınca

- “Günaydın”,

- “Sağol”.

-Arkadaşlar bugün duyu organları ile ilgili görüşmelerimiz başlayacak.

-Başlasın hocam.

-Bir arkadaş masaya gelsin. (Medeni cesaret gösterip bir kız arkadaş tahtaya doğru yürüdü.) Tamam şimdi üzerindekileri çıkar. Arkadaş kazağını çıkardı. İçinde gönmlek var. üzerindekileri çıkarsana evladım.

-nasıl hocam ya? Gömleği de çıkarınca sütyenim var sadece.

-Tamam tamam çıkar.

-Hayır hocam soyun diyorsunuz. Soyunamam.

-Tamam tamam başkası gelsin ya. (Bir erkek arkadaş çıktı. Üzerini gömlek ve atlet dahil çıkardı. Lütfü hoca, Cebinden bir bez çıkardı.

- Şimdi gözlerini bağlayacağım dedi. Arkadaşın gözlerini bağladı.Başka bir arkadaş daha gelsin.

-Oda  soyunacak mı hocam.

-Muzipliği bırak o soyunmayacak.

 Başka bir arkadaş daha çıktı. Sınıfa ve arkadaşa sus işareti yaparak kendi cebinden 3 tane ucu sivri açılmış kurşun kalemi çıkardı. Gözü kapalı vücudu açık arkadaşa.

-Bak şimdi vücuduna ucu sivri bir şeyler değdireceğiz. Vücununa değen kaç obje  hissediyorsan sayılarını söyleyeceksin. Tamam mı? Hepimiz pür dikkat.Arkadaş,

-Tamam hocam. Lütfü hoca arkadaşın sırt derisine bir kurşun kalemi değdirdi. Ardından sordu.

-Kaç kalem değdi?  Arkadaş.

-Bir kalem hocam. Hoca bu kez 3 kalemi birden değdirdi.Sordu? Arkadaş,

-Bir kalem hocam. Hoca iki kalem değdirdi ve sordu.

-Kaç kalem değdi?

-Bir kalem. Hoca kaç kalem değdirdiyse de hep bir kalem cevabını aldık. Sonra hoca bize döndü . 

  Sırt derisine 7 cm. çapında bir dairenin içerisine kaç kalem değdirirseniz değidirin. Hep bir olarak algılar. Hepimiz hayretlerdeyiz. Ve sonra aynı deneyi biribirimize yapmaya başladık. Derimiz gerçekten bir kalem algılıyordu. Diğer kalemleri algılamıyordu.

Peki şimdi başka bir arkadaş gelsin. Bu kez soyunmayacak. Onunda gözlerini bağladı. İki kurşun kalemi ensesinde birbirine vurdu.ve sordu

- Ses hangi taraftan geldi? Arkadaş.

-Arka taraftan hocam. Hoca  sağ elinin altında tıklattı. Arkadaş yine ensesini söyledi. Sol tarafta tıklattı. Arkadaş yine ensesini söyledi.Hoca ayaklarına yakın yerde kalemleri birbirine vurdu arkadaş yine sesin arka taraftan geldiğini söyleyince…Hoca sınıfa döndü.

- Evet arkadaşlar insan görmediği zamanlarda sesi hep arka taraftan duyar. Çünkü işitme merkezi  Kafanın arka tarafındadır. Mahkemelerde de tanık dinlenirken. Hakim önce gördün mü? Diye sorar. Görmediyse sesin geldiği yönle ilgili yapılan tanıklıklar geçersizdir.Dedi. Ders giderek ilginç duruma gelmeye başladı. Lütfü hoca,

-Nazar nedir nazar?

- Hocam nazar değdi falan denir de onu sormuyorsun herhalde?

- Evet evet onu soruyorum, nedir nazar?

- Hurafe, batıl inanç….halkın cahilliğinden faydalanıp, cahilliği paraya dönüştürme hali…vs.vs.

    Gazetelerden birisinde o günlerde çıkan bir haber…” Sovyetler Birliğinde…. Adındaki adam belli bir mesafeden bakınca 75 BG. Motoru istop ettiriyor…” “İsrailde bir adam gözleriyle metali eğebiliyor…” bu haberler doğru olabilir mi?  Sınıfta arkadaşlardan şiddetli itirazlar, gürültü, uğultu özet… olmaz öyle şey hocam…74 yılında konuştuğumuz şeylere bakar mısın? Pedagojide miyiz… yanlış yer valla… Lütfü bey sağ eliyle sol bileğindeki saati düzeltip. Sınıfın durulmasını bekledikten sonra.

-Peki Alfa ışını diye bir şey duydunuz mu?

-Evet duyduk sanki…

-Nedir o?

-Işın dediniz ya hocam. Işın ışık gibi bir şey.

-Peki Beta….? Peki Gama?

-Onlarda alfa gibi ufak şeyler…ışın… parçacık, görülmez şeyler hocam.

-Arkadaşlar görme olayı ışığın yansıması ve kırılması ile alakalı durumdur. Gözden de bu alfa, beta, gama ışınları çıkar. Bu ışınlar bir tür radyoaktiftir. Her kişide değil ama bazı kişilerin gözlerinden çıkan bu ışınların kesişim noktasına denk geldiğinizde denk geleni etkileyebilir…

-Hadi hocam ya valla dalga geçiyorsun… Gülüşmeler gürültü, uğultu.

-Devam edelim arkadaşlar… Röntgenle ilgilenen hastane personeli kurşun yelek giyer neden?

-Çelik pahalı da ondan mı hocam?

-Muzipliği bırakın da mevzuya eğilin biraz.

-Eğiliyoruz….Eğil.

- Kurşun radyoaktif ışınları “mas eder”

- Mas değil hocam o 2 mars bir oyun derler … gülüşmeler.

- Mas mas, mas etmek emmek soğurmak kurşun bu ışınları emer.

- Eee iyi emerse emsin hocam…bizimle ilgisi hocam.

-Kurşun neyi” mas” ediyordu, kime dökülüyordu?  öbür dersimizde bu soruların cevaplarını sizden alayım. Görüşmek üzere arkadaşlar.

-Nazar değdiği düşünülene dökülüyordu hocam…

-Evet arkadaşlar halk bir şekilde kurşunun ışınları emdiğini onbinlerce yıl tecrübe ederek keşfetmiş demek ki?...

-Paradigmamız sarsıldı…Hadi ya… Gerçekten de kurşun yelek giyiyormuş röntgenciler.

-Röntgenci değil çocuk…Röntgen birimi çalışanları. Gülüşmeler.

-Olaya hiç bu şekilde bakmamıştık konuyu hep hurafe olarak değerlendirmiştik…Halkın tecrübesi..Teşekkür ederiz hocam. Renkli bir dersimiz daha düşünerek ufkumuzu geliştiren bir kazanım ile sona erdi. 1974/ Hıfzı Yetgin


22 Aralık 2025 Pazartesi

CABASI HAYAT OLDU


 

18 Aralık 2025 Perşembe

ATATÜRK'ÜN OKUDUĞU KİTAPLAR

https://anitkabir.com.tr/icerik/9/kitap-yayinlari 

13 Kasım 2025 Perşembe

ÖZGÜVEN ÖLÇÜTÜ

 

Sözüm Beşiktaş'tan dışarı...Uzun teneffüste öğretmenler odasına gidip çayı arkadaşlarıyla içebilen, yemekhanesi olan okulda yemek tabldotunu eline alıp boş olan bir sandalye arayarak oturup yemeğini yiyebilen... yemekten sonra da boş tabaklarını  konulması gereken yere eliyle götürüp bırakabilen  müdür yaptıklarına ve yapacaklarına güvenen, özgüveni olan müdürdür...söyleyecek sözü olmayan müdür öğretmenler odasından da, yemek odasından da korkar. Gruplartdan ayrılan başkanlara gitsin. Aklıma geldi yazdım. Hepsi o kadar. Hıfzı Yetgin

2 Kasım 2025 Pazar

ANITKABİRDEN GÜZEL BİR ARŞİV

21 Ekim 2025 Salı

BARIŞ

 “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinin temelinde yatan insan sevgisi ve insanlık anlayışıdır. Atatürk, “Biz kimsenin düşmanı değiliz, yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.” derken eşsiz bir insan sevgisinden, insan saygısından bahsetmiştir.



29 Eylül 2025 Pazartesi

OMUZ VEREN ÇOK OLURSA YÜK AZALIR


 

8 Eylül 2025 Pazartesi

BİR EĞİTİM-ÖĞRETİM YILINA DAHA BAŞLARKEN…

       BİR EĞİTİM-ÖĞRETİM YILINA DAHA BAŞLARKEN…

    Eğitim tarihimizde de epey sayıda başarıya imza attığımızın altını çizerken duygusallaşmadım diyemem. Üstelik bu başarılar Dünyada da olumlu örnekler olarak not edildi. Uzağa gitmeden yakın tarihimizle ilgili konuşalım. Söz gelimi Dünya da tek ve eşi olmayan bir uygulama yaptık. Kurtuluş savaşımız sürerken eğitim kongresi düzenledik.

    Ulusal Kurtuluş savaşımız zaferle taçlandığında Anadolu ve Trakya da nüfusumuzun %80 den fazlası köylerde, %20 ye yakın bir nüfusta kentlerde yaşıyordu. Köylerde okul sayısı neredeyse yok sayıda. Kentlerde de çok az sayıda. Okuryazarlık oranı da okul sayısı ile uyumlu. Köylerde sıfıra yakın, kentlerde kâğıt üzerinde %7 gözükse de, yaygın olan durum bilenin yok denilecek kadar çok az olduğudur.

    Çağın dâhisi bir lider, insanımızı okuryazar yapmamız lazım dedi. Öğretmen sayısı çok az. Fakat kararlılık çok yüksek. Ortak akıl çözümü bulmakta gecikmedi. Okuryazar olan herkes öğretmen, okur-yazar olmayan herkes de öğrenci oldu. Bulunduğumuz her mekânı derslik saydık. Adını da millet mektepleri koyduk. Başöğretmenimizde Mustafa Kemal Atatürk oldu.  Ve on binlerce insanımızı kısa sürede okur-yazar yaptık. Ama bu durum sürdürülebilir bir değişim sağlayamazdı.

    Kurucu ve kurtarıcı önderlik, okuryazar olan askerler veya askerde okur-yazar olan gençler arasından eğitmenliğe yatkın olanları altı aylık bir kursa tabi tuttu. Bu gençlere marangozluk, demircilik, duvar ustalığı, tarım bilgisi ve yine onlarla birlikte hazırlanan okuma-yazma ve matematik öğretme kılavuz kitaplarını da tahta bavullarına koyarak eğitmen adıyla köylere gönderdik. 3 yıllık ilkokullarda eğitmenlik yapmalarını sağladık.

    Eğitim düzeyi yükseldikçe kısa süreler içinde bu yapılanlar da yetmemeye başladı. Bu durum üzerine Dünyanın halende daha konuşup model aldığı destansı köy enstitülerini kurduk. Öğrencilerimizi bulduk. Binamız yoktu. Öğrencilerimizle binalarımızı yaptık. Onlarla birlikte ışıklar yakıp birlikte aydınlandık. Birlikte düşündük, birlikte ürettik ve hep birlikte iyiye çağdaş uygarlığa doğru koşmaya başladık.

    O günün sınırlı olanaklarıyla Dünya üzerinde yayınlanmış tüm klasikleri Türkçeye çevirdik. Klasiklerin on binlerce insan tarafından okunmasını sağladık. Büyük bir kültür atılımı yaptık.

    1929 larda Dünya ekonomik krizlerle boğuşurken biz limon-portakal satarak onlarca fabrika kurduk ve %12 leri bulan büyüme rakamlarına ulaştık.

    Bugün çevrimiçi eğitim diye adlandırdığımız sistemin mektupla öğretim adıyla önemli kurucularından ve geliştiricilerinden birisi yine biz olduk.

    BÖYLELİKLE;

    Ümmetten millet, enkazdan devlet, yoktan Cumhuriyet yarattık.

    Bugün Dünya’nın en iyisi olmamızı hiçbir güç engelleyememeli. Bu görevi, bu

  sorumluluğu en başta biz öğretmenler içselleştirmeli ve omuzlarımızda hissetmeliyiz. Bu duygu ve düşüncelerle 2025-2026 Eğitim- Öğretim yılımızı kutluyorum.

  Başöğretmenimizin gösterdiği hedefe hiç durmadan yürüme ülkümüzü ödünsüz sürdürelim. 08.09.2025                                             Hıfzı Yetgin                

25 Ağustos 2025 Pazartesi

KRALLARIN OYUNU SATRANÇ, OYUNLARIN KRALI BRİÇ


KRALLARIN OYUNU SATRANÇ, OYUNLARIN KRALI BRİÇ

Satranç mı, briç mi? Her ikisi de akıl yürütme ve düşünmeyi geliştiren muhteşem sporlardır. Çoklu düşünme becerisine katkıları hiç yadsınmadı. Önemleri de zamanla hem daha çok artıyor, hem de hissediliyor. O nedenle birisi diğerine alternatif değildir. Her iki akıl sporunun da muhakkak sayısız yararları var, her iki spor dalının da çocuklara önerilmesi gerekir. 

Satranç, satranç tahtası denilen 8×8'lik kare bir alan üzerinde 32 adet satranç taşıyla oynanır. Bu 32 taşın yarısı siyahsa diğer yarısı da beyaz taşlardan oluşur. Tahtasında 8x8 toplam 64 kare bulunur. Bu karelerin de yarısı siyah, yarısı beyaz renklerden oluşur. Taraflardan birisi beyaz diğeri siyah renkli taşları alır.

        Her oyuncunun bir seferde bir hamle yapma hakkı vardır. Hamleler sonucu bir oyuncu rakibin şahına saldırır ve “şah çekerse” ve rakip oyuncu da çekilen şahı bir sonraki hamlesiyle kesemez duruma gelirse Şah ve mat gerçekleşir. Oyun Şah çekenin galibiyetiyle sonuçlanır.  Ya da bir oyuncunun şahının bulunduğu kare tehdit altında olmadığı halde bu oyuncunun kalan tek taşı şah ise ve şahının tehdit altında olmayan bir kareye yapabileceği bir hamlesi yoksa oyun pat olur, bu durumda da oyunun beraberlikle sonuçlanmış olur.

Briç de elli iki kartla oynanan bir akıl sporudur. Genellikle başlama yaşı olarak  13-14 yaş önerilmektedir. Briç öğrenip oynamaya başlayan çocuğun briç oyunu sırasında bilişsel ve üst bilişsel becerileri gelişir. Bu gelişme onların akademik başarılarına etki eder.

Briç oynayan çocuk öncelikle oyun masasında matematik yapmak zorundadır. Matematiğin yanında Karşı takımın oyuncularının jest ve mimiklerini aynı zamanda takım arkadaşının da ses tonundan jest ve mimiklerine varana kadar her şeyini dikkatle izlemesi gerekir. Bu durum dikkat gelişmesine önemli katkı sağlar. Yine takım arkadaşı olan ortağıyla da sembollerle iletişim kurmak zorundadır. Bu birlikte danışarak bulmaca ya da problem çözmeye dönüşen bir oyun gibidir. Çocuğun hep akışta kalmasını sağlayarak dikkat ve izleme durumunu hayatına transfer etmesine yol açar. Masada oturma alışkanlığı kazanması ders çalışırken de yoğunlaşma sağlamasına ve masada uzun süre oturabilme alışkanlığına katkı sağlar.

        Briç oynayan çocuklar hem oyun sırasında hem oyun aralarında birbirleriyle sürekli etkileşim içinde olurlar. Sonuçta bu durum pek sosyal beceriler de edinmelerine yol açar, akran öğrenmesine zirve yaptırır. Köklü arkadaşlıkların ve dostlukların gelişmesine de zemin hazırlar.

Okullarımızda satranç çok yeterli olmamakla birlikte epeyce yaygın yer almaya başlamıştır. Bu sevindiricidir ancak dünya şampiyonlukları da kazandığımız bir spor olmasına rağmen briç henüz istenilen ilgi ve desteği görmemektedir. Briçe de gerekli önem verilmeli ve desteklenmelidir.

                                                                           25.08.2025 Hıfzı Yetgin

 

27 Haziran 2025 Cuma

KİN TUTAN HAYVANLAR

KİN TUTAN HAYVANLAR 
 
  Yukarıdaki sosyal medya paylaşımını  gruplarımdan paylaştığımda bazı arkadaşlar görsele yapay zeka ürünü falan gibi yorumlar yapıtılar. Belki de öyledir.  

   Ama hayvanlarda haksızlığa  tepki verme refleksi olabiliyor. Tanıdığım bir arkadaş hapishane de koğuşa gelen bir kediyi gördüğü yerde azarlar, kızar, kovalar, kötü muamele eder... Kedi, arkadaşı ne zaman görse ona ters ters bakmaya başlar. Bir gün koğuşta kimsenin olmadığı bir zamanda kedi koğuşa girer ve arkadaşın yatağının üzerindeki albümde olan   fotografını dişleyip tırnaklayarak hıncını almaya çalışır... Bu yaşanmış bir olaydır.  Ayrıca  fillerin kin tuttuklarını filmlerden anımsıyoruz. Anadolu'da köpeklerin kendilerine iyi davranmayan insanlara saldırdıklarına dair pek çok hikaye dinlemişizdir. Yine kargaların yaşadıkları olumsuzlukları 17 yıl kadar unutmadıklarına dair bilimsel (Dr. Marzluff )açıklamalar bulunmaktadır. Kazlar ve kuzgunlar üzerine de yaşayanlardan hikayeler dinlemişimdir. Yine ortaokul öğrenci olduğum yıllarda köyde hayvan otlatırken. Bir komşumuza  iyi davranmadığı kendi  (boğa) danasının saldırdığına ve ağır yaraladığına bizzat tanık olmuştum.

     Bu tanıklıklar dinleme ve duyumlardan sonra açıkcası  bu görselin de gerçek olabilme olasılığını oldukça yüksek buluyorum. O nedenle de paylaşıyorum.  27.06.2025 Hıfzı Yetgin

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Premium Wordpress Themes