13 Aralık 2021 Pazartesi

ARŞİVLENMESİ GEREKEN LİNKLER (linki kopyala arama çubuğuna yapıştır ve ara)

 Hıfzı Yetgin: 

ARŞİVLEYİN LÜTFEN  MÜKEMMMEL  BİLGİLER

1- Harvard Üniversitesi'nden sertifika alabileceğiniz 55 alanda ücretsiz online kurslar

https://t.co/1L8zKrlrIn

2- Türkiye'de yayınlanan ve yayınlanmış olan gazetelerin geçmişten günümüze tüm sayılarına ulaşabileceğiniz bir platform

https://t.co/Doz0MiMR3g

3- Tübitak'ın tüm yayın ve dergilerinin arşivi:

https://t.co/Ts07vP30xd

4- Milli kütüphane arşivindeki tüm taş plaklara ses dosyası olarak ulaşabileceğiniz bir platform

https://t.co/6d9xR1MEcX

5- Nasa'nın uzay ile ilgili keşiflerini ve fotoğraflarını bulabileceğiniz online arşivi

https://t.co/zhtxVeRFlK

6- Abd Meclis Kütüphanesi, 1800-2020 yılları arasında dünya üzerinde çekilmiş milyonlarca fotoğrafa ulaşabilirsiniz

https://t.co/TAnRGqCJNP

7- yüz binlerce resim, çizim, karikatür ve görseli konularına göre arayabileceğiniz büyük bir arşiv

https://t.co/aQkjrZcVfr

8- 1920-23 arası TBMM 1. Dönem gizli celse kayıtları:

https://t.co/ibbq2sLiOz

9- Servet-i Fünun dergisinin yayınlanmış tüm sayıları: 

https://t.co/g3oobfwnpY

10- İbb'ye ait Taksim kütüphanesindeki binlerce esere ücretsiz olarak ulaşıp, okuyabilirsiniz 

https://t.co/OHRr39Bm0V

11- Sultan 2. Abdulhamit'in fotoğraf arşivi

https://t.co/ErRooRF69B

12- Geçmişten bugüne çizilmiş tüm haritalara ulaşabileceğiniz bir arşiv

https://t.co/sSek4ilFMl

13- Birleşmiş Milletler bünyesinde yayınlanan tüm eserlere ulaşabileceğiniz bir arşiv

https://t.co/4ALBiAtYlG

14- Balkanlar'daki Osmanlı eserlerinin olduğu fotoğraf arşivi:

https://t.co/mFrHHkEAyL

15- Türkiye'deki tüm yer isimlerinin tarihi, eski adları ve değişimlerini inceleyebileceğiniz bir platform

https://t.co/mP2bGx5HLI

16- Çekilmiş tüm filmlerin çarpıcı sahnelerinin olduğu bir arşiv

https://t.co/dyoYVG7Xsa

17- New York Metropolitan Operası, her gün eski bir performansı ücretsiz olarak erişime açıyor

https://t.co/wZpSVbCOO2

18- Berlin Filarmoni Orkestrasının tüm konser kayıtları:

https://t.co/EbT7TVFqG2

19- Telifsiz film, kitap, makale, fotoğraf arşivi

https://t.co/A4kjVB8PPx

20- Antik Yunan, Mısır, Çin ve Asya üzerine yazılmış binlerce esere ulaşabileceğiniz bir platform

https://t.co/ukIhS1nM1G

21- Marmara Üniversitesi'ndeki nadide eserlere online olarak ulaşabileceğiniz platform 

https://t.co/2IXnhyxhBI

22-  Dünyanın her yerinden yüzlerce üniversitenin ortak çevrimiçi kütüphanesi:

https://t.co/aEBpyME6mC

23- Cambridge Üniversitesi'ne ait bine yakın ders kitabınına ulaşabileceğiniz bir platform:

https://t.co/UAd6lCYWGW

24- Her dilden birçok konuda makalelere, eserlere ulaşabileceğiniz dünyanın en büyük online ütüphanelerinden biri

https://t.co/eqwnmM8bLC

25- Telif süresi dolmuş tüm eserlere e- kitap olarak ulaşabileceğiniz bir site

https://t.co/NhKKR7tWvN

26- Türkiye'de 1950 öncesi çıkan sinema dergileri arşivi:

https://t.co/FuI2wk2GrK

27- Ücretsiz sesli kitap arşivi

https://t.co/93t8HhHgHT

28- ABD ulusal kütüphanesi

https://t.co/9vnDkfarwU

29- hem sesli hem yazılı olarak abd de gör2ülen tüm dava kayıtlarına erişilebiliyor... inanılmaz bir site 

https://t.co/WS9yqJR579

30-Tiyatro oyunları 

https://youtube.com/channel/UCRG8_W-H-Zpboim1qLkVJFw

11 Kasım 2021 Perşembe

ONSUZ 83 KASIM GEÇTİ

23 Eylül 2021 Perşembe

SOKRATESİ'İN MENON VE KÖLE İLE GEOMETRİ DİYALOĞU


                    Sokrates’in Menon ve Köle ile Geometri Diyaloğu

MENON.- Peki Sokrates, senin dediğin gibi olsun. Yalnız, bizim öğrenmediğimizi, öğrenme dediğimiz şeyin bir anımsama olduğunu söyledin. Bu nasıl oluyor, bana öğretebilir misin ?

SOKRATES.- Senin ne kadar şeytan olduğunu boş yere söylememişim. İşte şimdi de öğrenme yoktur, yalnız anımsamalar vardır diyen bana ders verdirmek istiyorsun. Anlaşılan niyetin beni kendimle çelişmeye düşürmek.

MENON.- Zeus hakkı için böyle bir niyetim yok, Sokrates! Beni böyle konuşturan sadece alışkanlık. Ama söylediğinin doğru olduğunu bana açıkça gösterebilirsen, bunu benden esirgeme.

SOKRATES. - Bu kolay bir iş değil. Ama dostluğumuzun hatırı için elimden geldiği kadar çalışacağım. Yanındaki hizmetçilerden birini çağır da istediğin şeyi onun üzerinde sana göstereyim.

MENON.- Çok güzel. (Bir köleye işaret eder) Buraya gel.

SOKRATES.- Hellen midir? Hellence biliyor mu ?

MENON.- Tabii; evimde doğdu.

SOKRATES.- Şimdi dikkat et: benden mi öğrenecek, yoksa hatırlayacak mı?

MENON.- Peki.

SOKRATES.- (Köleye) Söyle yavrum, şu dört kenarlı şeklin kare olduğunu biliyor musun? 

KÖLE.- Evet.

SOKRATES.- Peki, kare olan bir şekilde bu dört kenar eşittir, değil mi ? 

KÖLE.- Elbette.

SOKRATES.- Ortadan geçen bu doğru çizgiler de eşit midir?

KÖLE.- Evet.

SOKRATES. - Bu çeşit bir şekil daha büyük veya daha küçük olamaz mı ?

KÖLE.- Tabii olur.

SOKRATES.- Bu kenara iki ayak uzunluğu, şu kenara da iki ayak uzunluğu verilse, hepsinin boyutu ne olur ? Söyle düşün: bu kenarda iki ayak, şu kenarda da bir ayak olsaydı, şekil iki kere bir ayak olmaz mı idi ?

KÖLE.- Evet.

SOKRATES. - Ama ikinci kenarda iki ayak olduğuna göre bu, iki kere iki etmez mi ?

KÖLE.- Doğru.

SOKRATES.- Demek ki o zaman şekil iki kere iki ayak olur.

KÖLE. - Evet.

SOKRATES.- İki kere iki ayak ne eder? Hesap et de bana söyle.

KÖLE.- Dört eder, Sokrates.

SOKRATES.- Kenarları eşit olup bunun iki misli ve benzeri olan bir şekil daha bulunamaz mı?

KÖLE.- Bulunur.

SOKRATES.- Bu kaç ayak olur ?

KÖLE.- Sekiz.

SOKRATES.- Peki. Şimdi bu yeni şekilde her kenarın boyunun ne olacağını söylemeğe çalış. Birincide kenarın uzunluğu iki ayaktı. Bunun iki misli olan ikincide ne kadar olur ? 

KÖLE. - Tabii iki misli olur, Sokrates. 

SOKRATES. - Görüyorsun ya, Menon, köleye birşey öğretmiyorum: yaptığım şey, ona sormaktan ibaret. Şu anda o sekiz ayaklık kareyi verecek olan kenar ne uzunluktadır, bildiğini sanıyor, öyle değil mi ? 

MENON.- Evet. 

SOKRATES. - Peki, biliyor mu ? 

MENON.- Yoo!.

SOKRATES. - O bu kenarın, öncekinin iki misli olduğunu sanıyor. 

MENON.- Evet.

SOKRATES.- Şimdi bak, kendiliğinden nasıl doğru bir sırada hatırlayacak. (Köleye) Söyle bakalım: iki misli alınan bir kenar, iki kere daha büyük bir şekil meydana getirir diyorsun, değil mi ? Şimdi beni iyi dinle. Ben bir kenarı uzun, bir kenarı kısa bir şekil demiyorum, aradığın öyle bir şekil ki, birincinin her yönden benzeri olduğu halde onun iki misli, yani sekiz ayaklık olsun. Bak bakalım, kenar iki misline çıkarılınca bunu elde edebilir misin ?

KÖLE.- Evet.

SOKRATES.- Şu gördüğün kenara kendine eşit bir uzunluk katarsan, iki misline çıkarılmış olur mu?

KÖLE.- Şüphesiz olur.

SOKRATES.- O halde biz böyle dört kenar çizecek olursak, sekiz ayaklık şekil bu kenarlar üzerine kurulmuş olacak.

KÖLE.- Evet.

SOKRATES.- Birincinin örneğine göre şimdi dört kenarı da çizelim. Şimdi bak bakalım, senin söylediğin sekiz ayaklık şekil meydana geldi mi?

KÖLE.- Evet.

SOKRATES.- Bu yeni şekilde dört ayaklık ilk şekle eşit dört şekil var, değil mi?

KÖLE.- Evet.

SOKRATES. - O halde bu yeni şekil dört kere daha büyük olmayacak mı ?

KÖLE.- Tabii öyle olacak. 

SOKRATES.- Birşey başka bir şeyden dört kere daha büyük olursa, onun iki misli mi olur?

KÖLE.- Böyle şey olmaz.

SOKRATES.- Öyleyse ne olur?

 



KÖLE.- Dört misli.

SOKRATES.- Görüyorsun ki bir kenarı iki misline çıkarmakla, iki kere değil, dört kere daha büyük bir şekil elde ediyorsun.

KÖLE. - Doğru söylüyorsun.

SOKRATES. - Dört kere dört on altı eder, değil mi?

KÖLE.- Evet.

SOKRATES.- O halde hangi kenarla sekiz ayaklık bir şekil elde edebiliriz? Bu son kenar bize birinci şeklin dört misli büyüklükte bir şekil vermiyor mu?

KÖLE.- Evet.

SOKRATES.- Bu kenarın yarısı uzunluktaki kenar da dört ayaklık bir şekil meydana getiriyor, değil mi ?

KÖLE.- Evet.

SOKRATES.- Peki, sekiz ayaklık şekil dörtlüğün iki misli, on altılığın da yarısı değil midir?

KÖLE.- Tabii.

SOKRATES. - O halde bize birinden daha kısa ötekinden daha uzun bir kenar lâzım.

KÖLE.- Öyle.

SOKRATES.- Peki. Şimdi nasıl düşünüyorsan öyle cevap ver : ilk karemizdeki kenar iki, ikincideki dört ayak değil miydi?

KÖLE.- Evet.

SOKRATES.- O halde sekiz ayaklık bir şekil elde etmek için bize, iki ayak olan birinciden daha uzun, dört ayak olan ikinciden daha kısa bir kenar lâzım.

KÖLE.- Evet.

SOKRATES. - Bu kenara ne uzunluk vereceksin ?

KÖLJE . - Üç ayak.

SOKRATES. -Üç ayaklık kenarı elde etmek için ilk kenara yarı uzunluğunu ekleyeceğiz. İşte iki ayak, işte bir ayak, öteki kenarları da çizelim, işte iki ayak, işte bir ayak.... istediğin kare meydana geldi.

KÖLE.- Evet.

SOKRATES.- Peki, şeklin boyu üç ayak, eni de üç ayak olursa, şekil üç kere üç ayak olmaz mı ?

KÖLE.- Evet,

SOKRATES.- Üç kere üç ayak ne eder?

KÖLE.- Dokuz.

SOKRATES. - Ama birinci şeklin iki misli olması için kaç ayak lâzımdı?

KÖLE.- Sekiz.

SOKRATES.- Öyleyse bize sekizlik şekli verecek olan, üç ayaklık kenar değil.

KÖLE. - Tabii değil.

SOKRATES .- O halde hangisi? Bunu doğru olarak söylemeğe çalış. Hesap etmek istemiyorsan bize sadece göster.

KÖLE. - Zeus hakkı için bilmiyorum, Sokrates.

SOKRATES. - Anımsama yolunda onun şimdiden ne kadar ilerlediğini görüyorsun, değil mi, Menon. Düşün bir kere, sekiz ayaklık kare kenarının ne olduğunu bilmeden, bunu şimdi de bilmiyor ya, bildiğini sanıyor, hiçbir güçlüğün farkında olmadan, bilen adamların güveniyle cevap veriyordu. O şimdi çıkmaza girdiğinin farkında... Bilmiyor ama, bildiğini sanmıyor.

MENON.- Hakkın var.

SOKRATES. - Bilmediği şey karşısında şimdiki durumu daha iyi değil mi?

MENON.- Evet, bence de öyle,

SOKRATES.- Onu çıkmaza götürdük, yassı balığın yaptığı gibi uyuşturduk, ona bir zarar verdik mi ?

MENON. - Sanmam.

SOKRATES.- Ya ben çok aldanıyorum, yahut onun, gerçeğin karşısındaki durumunun ne olduğunu bulmasına iyi yardım ettik. Çünkü şimdi, bilmediği için, araştırmaktan zevk duyacak; halbuki daha önce, herkesin karşısında bir karenin iki mislini elde etmek için, kenarının iki mislini almak gerektiğini hiç çekinmeden söyleyebiliyordu.

MENON.- Her halde.

SOKRATES.- Bilgisizliğini anlamasından doğan sıkıntıyı ve bilmek isteğini duymadan önce, bilmediği, fakat bildiğini sandığı bir şeyi araştırmayı veyahut öğrenmeyi dener miydi? MENON.- Hayır, Sokrates. 

SOKRATES.- O halde uyuşması işine yaradı.

MENON.- Her halde. 

SOKRATES.- Şimdi girdiği bu çıkmazda benimle araştırmaya devam ederken, hiçbir şey öğretmediğim halde, ona neler bulduracak, göreceksin. Ben onu sorguya çekmekten başka bir şey yapmayacağım. Sen de, ona düşüncesini sorularımla söyletecek yerde ders vermeğe kalkışmamam için bana göz kulak ol, (Köleye dönerek) Cevap ver bakalım. Önümüzde dört ayaklık bir şekil var, değil mi? 

KÖLE.- Evet.

SOKRATES. - Ona, kendisine eşit olan şu şekli de ekleyebiliriz, değil mi? 

KÖLE.- Evet. 

SOKRATES. - Her iki şekle eşit olan bir üçüncüsünü de ekleyebiliriz, değil mı ? 

KÖLE.- Evet.

SOKRATES.- Sonra boş kalan şu köşeyi de doldurabiliriz.

KÖLE.- Tamamıyla.

SOKRATES. - Şimdi elimizde biribirine eşit dört şekil var, değil mi ?

KÖLE.- Evet.

SOKRATES.- Bunların hepsi birden ilk şekilden kaç kere büyük oluyor?

KÖLE.- Dört kere.

SOKRATES. - Ama hatırlarsın, bizim aradığımız, iki kere büyük olan bir şekildi.

KÖLE.- Şüphesiz.

SOKRATES.- Her karenin bir açısından öteki açısına çizdiğimiz çizgi onu iki eşit bölüme ayırmıyor mu ?

KÖLE.- Ayırıyor.

SOKRATES.- İşte yeni bir kareyi çeviren, biribirine eşit dört çizgi.

KÖLE. - Görüyorum.

SOKRATES.- Simdi düşün: bu kare ne büyüklüktedir?

KÖLE.- Bulamıyorum.

SOKRATES.- Çizdiğimiz doğru çizgilerden her biri, dört karenin her birini içinden ikiye bölmüyor mu?

KÖLE. - Evet.

SOKRATES.- Ortadaki karede bu yarımlardan kaç tane var ?

KÖLE.- Dört.

SOKRATES Peki, ya köşedekinde ?

KÖLE.- İki.

SOKRATES.- Dört ikinin nesidir ?

KÖLE. - İki misli.

SOKRATES. - Öyleyse bu kare kaç ayaklıktır?

KÖLE. - Sekiz.

SOKRATES. - Hangi çizgi üzerine kurulmuş ?

KÖLE . - Şunun üzerine.

SOKRATES. - Dört ayaklık karede bir açıdan ötekine giden çizgi üzerine değil mi ?

KÖLE.- Evet.

SOKRATES- İşte bu çizgi, bilginlerin köşegen dedikleridir. Adı böyle ise, Menon'un kölesi, iki misillik kareyi veren, köşegendir.

KÖLE. - Evet öyle, Sokrates. 

SOKRATES. - Ne dersin, Menon, kendinden olmayan tek bir şey söyledi mi?

MENON.- Hayır, hep kendinden olan şeyleri söyledi.

SOKRATES. - Ama, demin de dediğimiz gibi, bunları bilmiyordu, değil mi ? 

MENON.- Evet, hakkın var.

SOKRATES. - Öyleyse bu oylar onda zaten vardı. Doğru değil mi?

MENON.- Evet.

SOKRATES.- Demek ki bilmediği şeyler üzerinde bile insanın kendiliğinden doğru oyları olabilirmiş ?

MENON.-- Bu açıkça görülüyor.

 

8 Eylül 2021 Çarşamba

SEVGİLİ ÇOCUKLAR

 

        SEVGİLİ ÇOCUKLAR,

       2021-2022 Eğitim- Öğretim yılına başladık. Olanak sağlanmadan başarı gerçekleşmez. O nedenle sayın anne babaları, öğrencilerimizin hayat için hazırlanma programlarınızda emeği geçen tüm eğitimcileri, programların gerçekleşmesinde aktif görevleri üstün başarı ile gerçekleştirmeye çalışan öğretmenlerimizi, ayırt etmeksizin eğitimin ayrılmaz parçaları olan tüm destek personellerini ve elbette gözbebeklerimiz siz sevgili öğrencileri kutluyorum.

     Yeni eğitim öğretim yılı hayırlı uğurlu olsun. Hepinize üstün başarılar diliyorum.                                                                  Hıfzı YETGİN

8 Haziran 2021 Salı

KASTAMONU KASKETİNE SAHİP ÇIKILMALIDIR

KASTAMONU KASKETİNE SAHİP ÇIKILMALIDIR

       Kastamonu'dan şehir dışına ilk kez 1963’de çıkmıştım. Babamla birlikte İstanbul'a gitmiştik. İstanbul'da girdiğimiz ortamlarda birkaç kez babama nereli olduğunu sormadan “Kastamonu'nun neresindensin?” diye sormuşlardı. Çok ilgimi çekmişti. Babama: "Bize nerelisiniz diye sormadan biz de söylemeden Kastamonulu olduğumuzu nasıl biliyorlar?" dediğimde babam gülerek kasketini göstermiş ve “Bu kasketten” demişti. O yaşımda çok bir anlam verememiştim. Daha sonraki yıllarda meraktan bir Kastamonu kasketi de ben edinmiştim. Kastamonu dışına çıktığımda da birkaç kez yaşı ileri olan birkaç kişiden "Gel Kastamonulu, gel bakalım" diye hitap ettiklerine tanık olmuştum. “Nereden anladınız?” dediğimde de bana “Delikanlı kafandaki şapka nereli olduğunu söylüyor”. Demişlerdi.

2015’te Kastamonu Gündem gazetesinde bir yazı okudum. Daha sonra da 2019’da Kastamonu kasketinin yok olmak üzere olduğuna dair Kastamonu gazetesinde sayın M. Afacan'ın bir yazısını okumuştum. Şapka Devriminin yapıldığı İl adına bu haber ve sonuç beni üzmüştü. O yazıdan sonra Kastamonu Valiliğine, Kastamonu Halk Eğitim Müdürlüğüne Kastamonu kasketi bulabileceğim bir yer olup olmadığını sormuştum. Kastamonu kasketinin yapım kursunun açılması için birkaç cümlelik önerilerim olmuştu. Sonrasında ne gibi çalışmalar yapıldı bilmiyorum. Bildiğim Kastamonu da şapka müzesi olduğu ama üreten yer olmadığıdır. 2016 yılında da bir Kastamonu ziyaretim sırasında epeyce aramış ama bulamamıştım. Birkaç hafta önce İngiltere'den bir tanıdığım benden kendisine bir Kastamonu kasketi göndermemi istedi. Bu konuda da şapka numarası olarak kaç numaraya karşılık geldiğini bilmediğini ancak kafa çevresinin atmış dört santimetre olduğunu yazarak benden bir Kastamonu kasketi istedi. İnternetten epeyce aradım. Bulabileceğim bir adrese ulaşamadım. Bunun üzerine bu kültürün yok olmaması için bir facebook grubu oluşturdum. Amacım resmi veya özel konuya ilgi duyacak birilerine ulaşabilmektir. Bu araştırmalarım sırasında sevindirici bir habere de ulaştım. Kastamonu’da bir bay ve bir bayanın evde özel sipariş üzerine şapka diktiği bilgisi geldi. Çok sevindim.  Evde özel sipariş üzerine yapılan bu iki çalışmada çok takdir edilmesi gereken çabalar olmakla birlikte Kastamonu kasketini yaşatmaya yeterli gelmeyecektir. Bu tarihsel öneme sahip kültürün yaşatılmasına da yetmeyecektir.

    Şapka Kastamonu ile kişilik kazanmıştır. Türkler dahi önderleri Mustafa Kemal Atatürk sayesinde resmi olarak şapkayı ilk kez Kastamonu'da giymişlerdir. Bu olay Türkler için  hem tarihsel, hem kültürel olarak çok önemlidir. Bu tarihsel olaya elbette en başta Kastamonulular olmak üzere tüm dünya sahip çıkmalıdır. Geçmişi olmayanın geleceğinin de olamayacağını düşünen, vasatlık karşıtı bir değişimci olarak Kastamonu kasketine sahip çıkılmasını istiyorum. Kastamonu kasketinin UNESCO tarafından da kültürel miras listesine alınmasını istiyorum. Sayın Siyasetçilerimiz, Sayın Valimiz, Sayın Belediye başkanlarımız ve Sayın İl/ilçe Milli Eğitim Müdürlüklerimize bağlı halk eğitim yetkililerimiz, Kastamonu adını taşıyan tüm sivil toplum kuruluşlarımız ile basınımız konuya ilgi göstermelidirler. 

      Destek verecek herkese şimdiden teşekkür ediyorum.      Hıfzı Yetgin                                           

                                                                                     Vasatlık karşıtı değişimci yetginhoca@gmail.com 


 

13 Mayıs 2021 Perşembe

RAMAZAN BAYRAMINI ŞEKER TADINDA KUTLAYALIM.

 RAMAZAN BAYRAMINI ŞEKER TADINDA KUTLAYALIM.


14 Nisan 2021 Çarşamba

KASTAMONU KIZ HALK OYUNLARI

 


4 Şubat 2021 Perşembe

LEONARDO DA VINCI


     LEONARDO DA VINCI

26 Ekim 2020 Pazartesi

EĞLENEREK TOPLAMA ÖĞRENELİM

 EĞLENEREK TOPLAMA ÖĞRENELİM


8 Eylül 2020 Salı

SERİGRAFİK BASKI ÇALIŞMASI

                        SERİGRAFİK BASKI ÇALIŞMASI

      











 

 


9 Nisan 2020 Perşembe

ÇOCUĞUMLA HEDİYE KUTUSU YAPACAĞIM


ÇOCUĞUMLA HEDİYE KUTUSU YAPALIM

5 Nisan 2020 Pazar

ÇOCUKLUĞUMUN OYUNCAĞI HOR HOR

ÇOCUKLUĞUMUN OYUNCAĞI  Hor Hor

3 Nisan 2020 Cuma

DÜNYANIN EN MÜCADELECİ KADINIYDI BENİM ANNEM.

DÜNYANIN EN MÜCADELECİ KADINIYDI BENİM ANNEM. 2013 yılında Babam zatürre, annem alzheimer hastalığına yakalandı. 2013 yılından buyana da helali hoş olsun ikisi de yanımdaydılar. Sayın eşim adeta bir bebek ihtimamı ile her ikisini de yakından takip etti. Yardımcısı da vardı. Ama her dakika gözleri hepsinin üzerindeydi. Gönül huzuru ile işime gidip geldim. Geçen sene 2. Nisan 2019 günü annem vefat etti. Her akşam geldiğimde ilk işim elimi yüzümü yıkar hep yattığı yatağına gider ellerini tutar " kim geldi söyle bakalım" dediğimde derin derin bakar..." Ay ay Sarıbeysin sen" der sonra beni tanımış olmanın ona verdiği büyük bir huzurla gülerde gülerdi...Ben de hadi ana işlettim seni der gözyaşlarımı gizlemek için yanından ayrılırdım. Yıllarca sürdü... yaşadık. Annemin ölüm yıl dönümünde tüm tanıdıklarımız, hısım akrabamızı da davet edeceğimiz bir mevlit okutmayı planlamıştık. Annemin yedisinde mevliti okuyan hanım ile de irtibat halindeyken bu corona illeti çıkınca bu gece annemin ruhuna havale ederek internetten yasin i şerif ve kuran okuttuk. Eşim, babam ve ben de ruhu için birer yasin okuduk. Benim annem dünyanın en mücadeleci ve kararlı kadınıydı. Ortaokul 1. sınıfta şubat tatiline girdik. karne elimde... gülerek anneme geldim. O yıl derin kar senesi ya da bana öyle geliyor. Eve geldim annem ahırda hayvanları besliyor. Anne karne aldık dedim "aferim oğlum"."aferim sarıbey" dedi. 7 zayıfım var ama dedim. Kaşları çatıldı. Yüzü gerildi. Dişlerini sıktı...bir kaç saniye boşluğa baktı... öylemi ? dedi...ses vermesi beni rahatlattı..." hee ana .." gibi bir şeyler söyledim... elinin altında Kastamonulular bilir 70x80 yükseklik 1. m. saman sepeti var. Öyle bir ittirdiki sepet ayağımın burnunda durdu. Hayvanların yemini samanını ver. Sonra gel diyeceklerim var dedi. Çıktı gitti. Yalan yanlış hayvanların samanlarını verdim üzerine de katık derdik yemlerini döktüm. yaklaşık 20-25 arasında büyükbaş hayvan var. Ahırdan çıktım eve geldim. Ana bitti. dedim. Gel bakalım dedi. Annemi bu kadar sakin görmenin rahatlığı ile düştüm peşine... Ahıra girdik. Hayvanların yemi samanı tamam ama altlarındaki gübrenin "hendek" denilen çukura kürünmesi oradan da "temek denilen" boşluktan ahırın arkasındaki gübreliğe (...) kürekle atılması gerekiyor. Eline küreği aldı... " Bak Sarıbey hayvanların altını kürüyeceksin... ama sabaha kadar yine kirletirler. sabah ezanında kalkacaksın onları da kürüdükten sonra temekten dışarı atacaksın. Bu iş artık senin dedi. .. Nasıl ya ben okula nasıl gideceğim.. üzerim başım batacak. Sonra 5 km. lik yol yürüyüp okula varacağım bunları hangi ara yapacağım dedim. Üslubum "çok sert..." Benim güzel evladım. Bu işleri bitir gel dedi. Sesindeki sakinlikten korktum....Özetle işi bitirip geldim. Yer sofrası hazır... hamur tarhana, kül çöreği ve kiren (kızılcık) ekşişi var... Nasıl yumuldum... gözümün karası kayboldu... sofradan kalktım. Ana güzel olmuş sağol gibi bir şeyler söyledim. Nenem (babaanne), dedem (babamın babası) bize geldiler. onlar köyün ilk evi... "Bozoklu Numan yapmış" o evde otururlardı. Biz de ardıç doruk denilen bir tepede önce dedemle, amcamlarla birlikte yapmaya başladığımız ancak ben 4. sınıfta iken yanan evimizin yerine babamın yaptırdığı evde kalıyoruz. Nenem " kız kara Behiş oğlana zayıfı var falan diye kızma bak külahları değişiriz" dedi. Anam..." yok anam niye kızayım ki... yüküm hafifletecek" dedi. Nenem kız ben sana boşuna "baş gelin" dememişim aferin sana dedi. Ben 7 zayıfın üzerine bu kadar hoşgörünün sarhoşluğunu yaşarken annemin " sen gel bakayım... benim güzel oğlum... sarı beyim" sesi beni ayıktırdı... ne var şimdi yine ana ya... gibi bir söz diyecek oldum.... girdi koluma avluya indirdi. Boncuk renkli ama odun ateşinde kaynaya kaynaya mavi siyah bir renk almış çaydanlığa demlenip çaydanlığın ucuna gazete kağıdı ile tıkaç yapılıp üzerinede hamur teknesinin mayalanma aşamasında örtülen örtü ile üzerinin kaplandığı çaydanlıktan gelen mis gibi çay kokusu nu içime çeke çeke avluya indik. 5. m. eninde 3 m. yüksekliğinde kırılmak için istif edilmiş odun kütüklerini o gece fark ettim. Halbuki yıllarca vardı. Annem " Sarıbey bunların parçalanması bitince gel" ... " oğlum çok yoruldum uyursam falan. beni uyandır. Sana ıhlamur kaynatacağım dedi. Bir süre sonra girdim içeri... annem uyanık.... bitti mi? dedi.. " ya nasıl biter o kadar odun dediğimi bir de ocak başında  duran 80 cm. uzunluğundaki" maşanın popoma indiğini ve benimde kütüklerin arasında yerimi aldığımı hatırlıyorum. sabah güneş doğarken o odunların bittiğini ve eve geldiğimde annemin ıhlamurun sadece çiçeklerini ayırıp çaydanlığın yanında beklediğini gördüm. Bitti mi sarı bey dedi. Hee ana dedim...Tamam uyuma sana ıhlamur kaynatacağım dedi. O gün duyduğum son söz oydu. Yarım saat falan uyudum uyumadım. Annem ocağın başında tarhana çorbası yapıyor. "Sarıbey hadi oğlum ahıra"... derken uyandım. Nazlanma hakkım yok. hemen kalktım. Elimi yüzümü yıkadım. Ana ahırı bitireyim çorbayı sonra içerim dedim. Oğlum bugünlük öyle olsun. Ama yarın ben senin çorbanı pişiririm ama koruculuk yapamam.. dedi. Yani benim kendi gerçeğime dönmem için 24 saat yetti.BUNUN MİMARI KARA BEHİŞ'Tİ. DAHA SONRAKİ ÖĞRENCİLİK YILLARIMDA BÜTÜNLEME İLE TANIŞMADIM... Okuması yazması yoktu. Babası her yıl öğretmenine 2 horoz bir "fakrıttın" götürürmüş o da okula gitmez miş. Anam benim hakkını helal et. Keşke yaşasaydın da her akşam beni tanırmış gibi yapsaydın. TOPRAĞIN BOL BİLİYORUM. SENİ ALLAHINM DAHA İYİ BİLİR... SEN TOPRAKSIZ OLAMAZSIN. YERİN ZATEN CENNET... Kızlarını okutmak için verdiğin mücadele ciltlere sığmaz... Anam mezarını aynen dediğin gibi toprak renginde  yaptırdım. Ben yaşadıkça her 2 nisanda yasin i şerifini okuyacağım. Ruhun şad olsun...Babamı soracak olursan iyi anam iyi... Hiç merak etme. Sarıbeyin yanında...



2 Nisan 2020 Perşembe

ANADOLU SAMANLIK KİLİDİ


Dünyanın ilk şifreli kilidi Anadolu'nun ahşap samanlık kilididir. Ben gelecek nesillere aktarmak amacıyla sert köpükten çalıştım.

24 Mart 2020 Salı

CORONA GÜNLERİNDE DERS KAÇIRMAMAK


              CORONA GÜNLERİNDE DERS KAÇIRMAMAK
     Corona tüm dünyayı esir aldı. Hijyen bilincine üst seviyede önem vermemize yol açtı. İnsanların temizlik alışkanlıklarında söylenenlerin içselleştirilmesini sağladı. Sosyal ilişkilerin olması gerektiği gibi olmasının tartışılmasına da yol açtı. Doğru olarak okullar tatil edildi. Uzaktan eğitim- uygulamaları ivme kazandı. Fatih projesinin ve içerik çalışmalarının ne kadar önemli olduğu sosyal yaşam içerisinde deneyimlendi. Camiye gidemez,cemaatle namaz kılamaz olduk. Israr edenlerin inatlarını görünce bağnazlığın insanlar için ne kadar zararlı olabileceğini de deneyimleyerek öğrenmiş olduk. Yabancı ülkelerden yurda dönenlere karantina uygulamasına başladık. 65 Yaş üzeri insanlarımıza ve kronik hastalığı olanlara sokağa çıkma yasağı koyduk. Tüm dünyadan olumsuz haberler gelmeye başladı. Bu haber akışı herkeste bir moral bozukluğu yarattı. Bu süreçten 60 yaş ve üzeri insanlar biyolojik olarak, çocuklarda psikolojik olarak bu en çok etkilenen gruplar olmaya başladı.
       Bu kısa panoramik bakıştan sonra kapalı alanda (evde) çocuklarımızla uzun uzun bir arada olmaya başladık. Sağlık ve sosyal alanlarla ilgili önlemleri yetkililerimiz alıyorlar. İhtiyaç duyulan ekipman ve gıda ihtiyacını da tedarikçiler sağlıyorlar. Ben esas olarak eğitimle ilgili okul yöneticileri, öğretmenler ve anne babalar olarak neler yapabiliriz. ? Bu konulara ilişkin düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Bakanlık düzeyinde emirle okulların tatil edilmesi ile birlikte tüm okullar olanaklarını en üst düzeyde seferber ederek okullar hijyenlerini sağladılar. Bu konuda çok örnek çalışma yapan okullarımız oldu. MEB 11.12. sınıflar dahil EBA yı hemen devreye sokarak olabilecek çok önemli bir boşluğu doldurdu. Ancak dünya ölçeğinde örnek olabilecek bir bilişim ağı çocuklara asla izletilmemesi gereken bir idam görüntüsü ve kılıçla kafa kesen adam görüntülerinin servis edilmesiyle birlikte yerle yeksan edildi. Çok azda olsa emeğimin olduğunu düşündüğüm bu koskoca sistem en hafifinden çocuk psikolojisi bilmeyen bazı bakanlık görevlilerinin hezeyanlarına kurban edildi. Eba için geceli gündüzlü yıllarca emek harcayan arkadaşlarımın ve meslektaşlarımın emekleri için çok üzüldüğümü belirtmeliyim. Bu negatif algı en hazırlıklı olduğumuz bir uygulamaya ciddi zararlar verdi. Ben kendi çevreme bile anlatamaz duruma geldimse bırakılan  iz uzun süre silinmeyecek gibi. Eğitim konusunda aslında en hazırlıklı ülkelerden birisi olan Türkiye aniden ve zorunlu olarak milyonlarca öğrenciye eğitim vermeye mecbur kalınca resmi ve özel okulların idarecileri ve öğretmenleri bu sürece proaktif ve etkileşimli olarak destek verdiler. Devlet özel tüm okulları EBA’ yı, zincir özel okullar klasik online eğitimlerini devreye aldılar. Krizi henüz seslendirildiği günlerde öngören, Akant’ın “Akant'ta ders kaçmaz”(S.D) örneğinde olduğu gibi bazı okullarımızda teknolojiyi devreye sokarak öğrencilerinin düzeylerini de dikkate alan özgün programlar ve içerikler hazırladılar. İlk günden itibaren de ICT araçlarını ve uygun ekipmanları kullanarak kendi öğrencilerinden oluşturdukları gerçek kişili interaktif derslere başladılar. Tüm eğitim çalışanları; “Gün fedakarlık günüdür”. “Gün mesleki yeteneklerimi kullanma günüdür”. “Her şey öğrencilerimiz için” diyerek hazırladıkları canlı yayınlı, slayt gösterili ve soru çözümlü interaktif derslerle mesleğe yeni bir boyut kazandırdılar.
       Sağlık çalışanlarımızla birlikte koskoca bir teşekkürü ve alkışı çok fazlası ile hak ettiler. Unutmayalım “ Bilim insanına ve öğretmenine hürmet etmeyen toplumlar yaşayamaz.”
     Benim yaşadığım zamanlarda daha önce bu düzeyde yaygın ve ucu belirsiz bir krizi ve uygulamayı yaşamadık. Okul çağındaki çocukları ile  evlerinde gün boyu sokağa da çıkamadan uzun uzun bir arada kalmak zorunda kalan anne ve babalarda bu tür bir de facto durumla ilk kez karşılaştılar. Onların neler yaptığına dair yakın çevremizdeki sayılı aile dışında elimizde veri yok. Biz bildiklerimizi paylaşmayı sürdürelim. Biz bildiklerimizi paylaşalım. Yararlanacaklar olursa bu da ülkemize katkı katkı sayar seviniriz. Evet anne ve babaların da bu süreci sağlıklı yürütmeleri gerekmektedir. Bütün anne ve babaların birinci görevi çocuklarını virüsten ve kaygıdan korumak olmalıdır. Virüsten korunmanın yollarını sağlık bilimciler her dakika her kanalı kullanarak anlatmaktadırlar. Kaygıdan korumanın birinci yolu da çocuklarımıza yalan söylemeden herkes doğruyu söyleyerek her yaşa uygun şekilde “corona “ diye bir virüs uluslararası bir salgına (pandemi” yol açtı. Bütün dünya önlemler alıyor. Ülkemizde de önlemler alındı. Biz de aile olarak gerekli tüm önlemleri aldık. Önlemlerimiz “corona” dan daha güçlü vb. söylemlerde bulunulabilir. Anlatım tarzımız doğallık taşımalı endişeyi giderelim derken kaygıya tavan yaptırılmamalıdır. Bu sürecin hiçbir aşamasında korkutma ve kaygılandırma hiç kullanılmamalıdır. Korkutarak değil durum hakkında onları bilgilendirerek yol alınmalıdır.
        Aile içerisinde yapılan konuşmalar ve etkinlikler de kaygı düzeyini düşürücü tarzda olmalıdır. Kaygı düzeyini düşürmenin önemi ile ilgili belli başlı üç hususu hemen belirtmek isterim. Birincisi öfke kontrolünü devre dışı bırakır. ikincisi bağışıklık sistemini zayıflatır. Üçüncüsü dikkati zayıflatır. O zaman virüsten koruma ile eş zamanlı olarak yerine getirilecek görev; kaygı düzeyini düşürmek ve çocukları kaygıdan da korumak olmalıdır.     
         Sesli düşünelim. Sabah ailenin bir kalkma saati olmalıdır. Herkes kafasına göre uyanıp farklı farklı zamanlarda kalkmamalıdır. Eğer anne veya baba birisi evden çok erken sayılabilecek saatlerde çıkmıyorsa onunla sabah kahvaltısını birlikte hazırlayıp yapmaya göre kalkış saati belirlenebilir. Önemlisi evde sabah kalkıldığı anda herkes birbirine günaydın diyerek güne başlanmalıdır. Yatağından kalkan herkesin ilk işi yatağını düzeltmek olmalıdır. Herkes pijamalarını katlayıp yerine koymalı veya askısına asmalıdır. Kişisel bakımlarını çocukların kendilerinin yapmaları özendirilmeli ve büyükler bütün bu çalışmalara nezaret etmelidir. Kahvaltıdan başlanarak  yemeklerin hazırlanması, masanın kurulması ve sonrasında toplanmasına çocuklara yapabilecekleri görevler verilmeli, aileye  destekleri ve katkılarının önemine dikkat çekilmeli ve onlarla gurur duyulduğu hissetirilmelidir. Arkası yarınlı kitap okuma saatlerimiz olmalıdır. Müzik dinleme ve çalışma saatlerimiz olmalıdır.
           Toplumsal bir sorumluluğumuz var. Evde kalmamız gerekiyor. Çok doğal olarak çocuklar dışarı çıkmak isteyebilir. "Hayır çıkmayacağız" söylemi yerine evde alternatifler oluşturmalıyız. Dışarı çıkma yerine “balkonda “…lardan kule yapalım”, “Salonda dikkat geliştirici oyunlar oynayalım”, ”İsim şehir oynayalım”, “El becerileri geliştirici hamurdan heykeller yapalım”, “Makarnalar boyayalım” . “Açık uçlu sorulara cevaplar arayalım”, Eldeki atık materyallerle “🐦 , 🦄 ,zürafa,  🙀 🐶 ördek gibi hayvanları 3 boyutlu çalışalım”,Arvin Gupta’nın eğitim araçları yapım videolarını izleyelim. “Deneylerle öğreniyorum”, gibi Tv programlarının yayın saatlerini öğrenelim. Günlük plana alaım ve saati geldiğinde izleyelim. “Saklambaç oynayalım.” her gece söz gelimi saat 20.30 da gökyüzüne bakalım. Ay nasıl gözüküyorsa bir kenara tarih yazalım karşısına ay nasıl görülüyorsa çocuğumuz ayrı biz ayrı resmini çizelim. 30 gün sonra ilk resimden başlayarak bu resimleri tek tek gözden geçirelim. Ay’ın üç halini bizzat gözleyerek öğrenmiş oluruz. Çocuklarımıza; “ kuşlar uçarken ayaklarını nasıl tutarlar neden” ? diye  bir soru soralım. Balkondan uçan kuşları gözlemek için ortam yaratalım. Uçan her kuşun cinsini de birlikte öğrenelim. Her yaş için farklı ama biz ilkokul, ortaokul çağı için söyleyelim onlarla oyunlaştırarak matematik çalışalım. “bir muz ile 2 domates, 2 domatesle dört salatalık onunla da 8 çilek alabilirim” bunu uygulamalı olarak yapalım… Gölde yüzen ördekler vardı. Birisi ikisinin önünde, birisi ikisinin arkasında, birisi ikisinin ortasında acaba gölde yüzen kaç ördek vardı” Bu gibi sorular hazırlayalım, önce düşünmelerini sağlayalım, sonra  çalıştığımız üç boyutlu örneklerle uygulamasını yapalım. Özellikle akşam saatlerinde Anne ve babalarınızın size anlatıp aktardığı masal hikaye ve anıları çocuklarımızla paylaşalım. MEB in eğitim takvimini telefonlarımıza indirelim her gün için orada paylaşılan bilgileri birlikte okuyalım okuduklarımızı çocuklarla konuşalım. Sorulara cevaplar arayalım. Birlikte olduğumuz saatlerde: dayanışma ruhu ve birlikte zorluklarla savaşmanın gücünü hissettirelim. Atı zorla çeşmenin başına götürebilirsiniz ama at istemediği sürece ona zorla su içiremezsiniz. Amacınız su içirmekse ona su ihtiyacını hissettirmelisiniz. Bunun için elinize bir avuç tuz veya şeker alır ata yalatırsanız bir süre sonra çeşmeden başını alamayacaktır. İnsanın da bir şeyi öğrenmesini istiyorsanız ona öğrenmesini istediğiniz şeyi ihtiyaç hissettirmelisiniz. İnsan ihtiyaç hissettiği hen ne olursa olsun ona ulaşmak ve onu elde etmek için tüm gücünü son limitine kadar kullanır. Bu unutulmamalıdır. Aksi taktirde yapacağınız her çalışma en çok çocukları sonrasında da sizi yoracaktır. 
    Bu ve benzer çalışmalarla bu olumsuz ve karamsar  günleri olumlu sonuçlar doğuracak şekilde değerlendirebiliriz. İşte bunun için "bir musibet bin nasihatten iyidir" denilmiş belki de. Hıfzı Yetgin. 23.03.2020


Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Premium Wordpress Themes