21 Temmuz 2013 Pazar

Jean de La Fontaine

Jean de La Fontaine'nin "aptal karga" tiplemesi çökmüş...

30 Mayıs 2013 Perşembe

ÖDEVLER KONUSU-1999

ÖDEVLER KONUSU-1

Ödevler konusunda 1999 yılında yazılmış bir yazımı yeniden paylaşıyorum. Hıfzı YETGİN 
Son yıllarda ödevler konusunda yoğun bir tartışma ya¬şamaktayız. Konu "ödevsiz eğitim olmazcılarla", Ödev de neymiş canımcılar" arasında zaman zaman sertliğe varacak biçimde tartışılıyor. Çoğunluğu oluşturan 3. Grupta bu tartışmaya, Hoca Nasrettin'in "sen de haklısın" fıkrasındakine benzer bir anlayışla katılıyor.
Bu güne değin olayın tartışılmasına pek tanık olmuyorduk. Şimdi öğretmenlerimizin tartışmaya başlaması, elbette olumlu. Bu olayın tartışılmaya başlamasına doğrunun bulunacağının da işareti diye bakanlar¬danım. Tanık oldu¬ğum bir kaç tartışma bende tartışmanın biraz eğitim bilimi bulgularından uzak yapıldığı gibi bir kanı uyandırdı.
Bazı öğretmenlerimizde nasıl geliştiğini anlayamadı¬ğım, aşırı bir ödev düşmanlığı gelişirken, bazı öğretmenlerimizde de "ödevsiz hiçbir şey olmaz" anlayışının pekişmekte olduğu gözleniyor. Toplum olarak yaşadığımız pek çok durumdaki "ifrat-tefrit" yaklaşımı burada da kendisini gösteriyor. Tartışmada hep uç örneklerin ele alınması da marjinalleşmeyi doğuruyor.
Bu konuda üst yöneticilerin genel anlamda, genelge, yönerge ve yönetmelikler düzeyinde yaklaşımları olumlu.
Öğretmen yetiştiren kurumlarımızın ise; öğretmen adaylarına istenilen formasyonu kazandırmada pek başarı¬lı olduklarım söyleyebilmek biraz zor. En azından benim karşılaştığım genç öğretmenlerimiz bende böyle bir izle¬nim bıraktılar.
Ödev nedir? sorusunun cevabını araştırarak yazımızı sürdürelim.
Öğrencilere olumlu bilgi, beceri, değer duygusu ideal ve bu yönlerde alışkanlıklar kazandırma. Kazandıkları bilgi, be¬ceri, değer duygusu, ideal ve alışkanlıkları pekiş¬tirme, onları metotlu düşünmeye yöneltme,öğrenme şevk ve heyecanlarını arttırmaya dönük olarak ihtiyaç duyulduğunda öğrencinin bulunduğu düzey dikkate alınarak öğrenciye yaptırılacak veya bizzat öğrenci tarafından ilgi duyduğu konuda yapılacak çalışmalardır Denilebilir.
Her tanımda olduğu gibi bu tanımda, kuşkusuz ödevi tam olarak anlatmaz. Doğal olarak burada konu-muz, genel anlamda ödev konuşu değil, okullarımızda uygulanan bir eğitim-öğretim yöntemi olan çalışmadan söz ediyoruz elbette. Öyle ise eğitim nedir, eğitimin de çok değişik tanımlarına rastlıyoruz. Ama en yaygın ve sık kullanılan tanım olarak, eğitime; bireyde isten¬dik değişiklikler oluşturma sü¬recidir. Denilebilir. Psikoloji bilimine göre, insan davranışlarının hemen hemen tamamına yakını sonradan kazanılan davranışlardır. Doğuştan davranış getirme özelliği evrimin alt basamaklarında bulunan canlılara aittir. İnsanlardaki tüm davranış ve tepkilerin yine hemen hepsi tekrarlarla, alıştırmalarla kazınılmışlardır. İnsanlar bu davranış ve tepkileri doğuştan getirmediklerine göre, bunların kazanılması gerek aile, gerek toplum ve gerekse okul eğitimi ile mümkün olmaktadır.
Eğitim; aile, toplum ve okulun ortaklaşa yürüttükleri bir etkinlikler zincirinden oluşmaktadır. Öyle olunca da bu üçlünün birbirlerini destekleme oranları doğal olarak eğitimin niteliğini etkilemektedir. Okulun görevinin çocuğu hayata hazırlama olduğu da dikkate alınırsa, şu halde salt okulla sınırlı bir eğitim elbette ki kısır kalacaktır. Hatta bugün küçülen dünyada dün uzak çevre diye sayılan pek çok özellik artık “ yakın çevre” sayılır olmuştur. 
21.yüzyılda okulun, yalnızca sınıfla sınırlı bir eğitimle insanda istendik değişiklikleri oluşturabilmesi de mümkün değildir. Bunun için okul dışı etkinliklerde de öğrencinin yönlendirilmesi gerekecektir. Ancak bu yönlendirmenin içerik, biçim ve kapsamı çocuğa göre olmak zorundadır.
Çocuğa göre olmak koşulu ile ödevin günümüzde de yadsınmaması gereken bir çalışma biçimi olarak kabul edilmesi gerektiği düşünülmelidir. Burada çocuğa gö-relik ilkesinin özellikle altı çizilmelidir. Aksi taktirde bilgi, beceri, değer duygusu ideal ve alışkanlıkları sonradan kazanan canlı durumundaki insanı bu kez bu sayılanların olumsuzuna yöneltmekte söz konusu olabilir. Savaş-barış,sevgi-nefret çelişmeleri gibi.
Daha önce çalıştığım illerden birisinde bir komşu-muz vardı. Bu komşumuzun oğlu ortaokula başlamıştır. Baba bir kamu bankasında müdürlük yapıyordu. Bir akşam çok üzgün bir durumda ziyaretime geldiler. Ve başlarından geçen bir ödev hikayesi anlattılar. Çocuklarının resim iş öğretmeni ortaokul 1. Sınıflara "herkes bir sonraki derse kümes yapıp gelecek" diye bir ödev verir. Çocuk akşam eve geldiğinde ödevi babaya anlatır. Baba da oğlum kümes olmaz, kafes olabilir, der. Çocuk ısrar eder kafes değil, kümes, di¬ye de babaya çıkışır. O gün olayın üzerinde fazla durulmaz. Ertesi günde çocuk konuyu daha önce babaya söylediği için (sanki ödev babaya verildi. ) o rahatlıkla tekrar gündeme getirmez. Nasıl olsa baba bir çözüm bulacaktır. Derken ödevin okula götürüleceği günün akşamı olur. Baba işten yorulmuş bir şekilde eve gelir. Çocuk kümesin yapılmasını ister. Evde tahta, çivi, keser, testere vb.
Araç-gereç yoktur. Baba arabasına biner bir marangoz atölyesine gider. Oradan biraz çıta, çivi, ödünç keser, testere alıp eve gelir. Böyle ödev veren öğretmene, kendisine verilen ödevi babasına yaptıran çocuğa da türküler söyleyerek başlar çıtaları çakmaya. Bu arada alt komşudan da birkaç kez gürültü yaptıkları için uyarı alırlar. Derken kümes biter. Ertesi günü çocuk okula gider. Ama kümesi götüremez. Öğretmen sıra ile her öğrenci-sinin yaptığı kümes, kafes karışımı ödevlere tek tek bakar. Sıra bizim komşunun oğluna gelince, seslice çıkışır. -Neden ödevini yapmadın? Çocuk,
-Yaptım öğretmenim.
- Neden getirmedin o halde? 
- Öğretmenim yaptık. Ama sabahleyin kümesi evden çıkaramadım. Ne kapıya, ne de pencereye sığmadı. O nedenle getirmedim. Ama kümes evin salonunda duruyor, der.
Olay anlatıldığında herkes kahkaha ile gülmeye başlamıştı. Ben gülemedim. Kıpkırmızı olmuş öylece kala-kalmıştım. Bir hayli de mahcup olduğumu hatırlarım. El-bette ortaokul 1. Sınıf öğrencisine kümes yapma ödevi verilirse ödev evde kalmaya mahkumdur. O Ödev öğrenciye değil öğrencinin babasına hatta pek çok kişi için o ödev bir marangoza verilen ödev olur. Öncelikle görevimiz öğrencilerin eğitimi olduğuna göre babaya kümes yaptırmak, marangoza kümes ödevi vermek gibi bir çalışma tarzımız olmamalıdır. Elbette ki bu olumsuz bir örnek, ama çevremizde konuşulanlara kulak verdiğimizde, annenin yaptığı pek çok resim, Babanın çözdüğü pek çok problem, ağabeyin, ablanın yazdığı bir hayli yazım ödevlerini epeyce duyarız.
Bu tür örneklerde olumsuz tepki almamıza yol aç-maktadır. Ve bu tepkilere de haksız tepkiler diyebilmek zordur. Bu tepkileri göğüslemekte zorlanan epeyce meslektaşımızın da "ödev de neymiş canım" anlayışına varmalarına yol açarız.
Eğitim işiyle uğraşan, bu işin bilincinde olan kişiler olarak ödev konusunda öğretmen yetiştiren kurumlarımıza. Bakanlık yetkililerimize, yöneticilerimize, müfettişlerimize ve bizzat öğretmenlerimize birbirimizi eğitme görevi düşmektedir. Aksi takdirde esen cereyana göre bir dönem ölçüsüz bir ödeve yüklenme, bir dönem tümüyle ödevden kaçma gibi kafamızı bir o duvara, bir bu duvara vurmaktan kurtulamayız. Bu arada da olan elbette hiçbir kusuru bulunmayan öğrencilerimize olmaktadır.
Pek çok meslektaşımız bizzat kendi yaşantılarından bilirler ki; ödev öğrencinin eğitiminde öğrenmenin gerçekleşme sürecinde önemli yere sahip bir öğretim tekniğidir. Öğrencilerin .verilen konuları kavramasında, edinilen bilgi ve becerilerin yeni durumlara transferlerinde,kazandırılacak kazanımların benimsenmesinde yabana atılamayacak rol oynamaktadır. Öğrencinin kendi yeteneklerini, yine kendisinin tanımasına fırsat tanımaktadır. Öğrencilerde kendine güven duyma, bağımsız iş yapabilme, kendi kendisine karar verebilme yeteneğini geliştirmektedir. Sorumluluk alma, alınan sorumluluğu yerine getirme, inceleme ve araştırma duygularının gelişmesinde katkı sağlamaktadır.
Ancak ödevin bu yararları sağlayabilmesi, etkili bir Öğretim tekniği olarak kullanılabilmesi, ödevlerin çocuğa görelik ilkesine uygun özelliklere sahip olmasına bağlıdır. Eğer “… sayfadaki 13.problemi çöz gel” denilirse bunun adı ödev olmaz. Bunun adı ya mesleki bilmezlik, ya da yanlış bilirlik olabilir. Bu tür "ödev"ler öğrencinin öğrenme isteğini köreltir. Öğrencinin kendisine güvensiz, kararsız bir kişiliğe bürünmesine yol açar. Zaten bu tür "ödevlerin" pek çoğunu da öğrenci değil, anne, baba yapmaktadırlar. Dolayısı ile bu tür çalışmalar gereksiz bir etkinlik, öğretmenin, hem öğrenci ve hem de veli tarafından düşüncesizlikle suçlanmasından öteyede bir özellik taşımayacaktır.
Öyle ise şimdi de ödevde bulunması gereken özellikleri sıralayalım İyi bir ödev;
1- Çocuğun ilgi ve Ihtiyaçlarına yönelik bir içeriğe sahip ol¬malıdır,
2- Öğrencinin öğrenme arzusunu kamçılayıcı olmalıdır.
3- Öğrencinin öğrenme ve heyecanım geliştirici olmalıdır.
4- Öğrenciyi inceleme ve araştırmaya yöneltmelidir.
5- Öğrencinin muhakeme edebilme becerisine katkı sağla¬malı, yaratıcılığı beslemelidir.
6- Öğrencide, olumlu bir davranış, beceri, değer duygusu, bilgi, ülkü ve alışkanlıkla sonuçlanan özellikler taşımalıdır.
7- Öğrencinin tartışabilmesine, som sorabilmesine hizmet etmelidir.
8- Öğrenciyi ürkütücü ve bıkkınlık verici özellik taşımamak dır,
9- Öğrencinin başarı ile tamamlayabileceği güçlükte olmalıdır.
10- Öğrencinin düşünebilme ufkunu genişletici ve düzen¬li çalışma alışkanlığım kazandırıcı özelliğe sahip olmalıdır.
11- Öğrencinin kaynak kitaplardan, harita, sözlük, indeks, kütüphane canlı kaynaklar vb.den faydalanabilme beceri-sinin yerleşmesine hizmet etmelidir,
12- Öğrencinin güzel sanatları sevmesine bu konularda da ilgilenmesine, özendirici olmalıdır.
13- Öğrencinin öğrenme aşamaları olan bilgi edinme, anlama, uygulama analiz, sentez ve değerlendirme basamaklarını gerçekleştirebileceği bir özellik taşımalıdır.
14- Önceden saptanmış ve planlanmış olumlu bir amaca hizmet etmelidir.
15- Çocuğun ve çevrenin hem eğitim ve hem de fiziki koşullarına uygun özellik taşımalıdır. Bu Özelliklere uygun ödev konulan neler olabilir? Hayatın içerisinde yer alan her konu ; Çocuğa görelik ve beceri ilkesine sadık kalınmak koşulu ile gerek mihver ve gerekse anlatım konularına bağlı olarak ödev konusu oluşturabilir. Ancak yukarıda sayılan özelliklere uygunluktan ödün verilmemelidir.
Bu özelliklere uygun ödev şunlar olabilir diye bir sınır çizmek elbette uygun olmaz. Ama Birkaç örnek sıralamakta yanlış olmaz. 
a-Çevrede bulunan canlılar bitkiler, yer altı ve yer üstü zenginlikleri, tarihi ve turistik yerler, sosyal, kültürel, sanayi ve ticari kurumların tanınmasına yönelik gözlem ve inceleme konuları,
b- Çocuğun seviyesine uygun okuma ve yazma çalışmaları(roman, hikaye,masal,şiir,fıkra,sanat yazıları) vb.
c- Fotoğraf, resim.grafik,kroki,vb, Anlatım teknikleri,
d- Koleksiyon çalışmaları,
e- Ekolojik denge ve çevre korumaya dönük gözlem ve inceleme çalışmaları,
f- Doğa olaylarını kavramaya yönelik gözlem ve inceleme çalışmaları,(Ay'ın gözlenmesi, bir ay süre ite her akşam gök yüzünde ay ne şekil almışsa onun şeklinin çizilmesi,) gibi.
g- Öğrencinin düşünme ufuklarını geliştirici ve genişletici çalışmalar.( konularla bağ kurulmak üzere)
1- Karıncalar yüklerin! nasıl taşırlar.? Gözleyelim Neden?
2- Koyun, keçi,inek,manda gibi hayvanlar yatarlarken önce hangi ayaklarım bükerler. Niçin?
3- Traktörlerin ön lastikleri neden küçüktür,?
4- Bisikletin çamurluğu ne işe yarar.?
5- Kırsal kesimde: “çamurlu bir tarlada atlarla mı kolay çift sürülür, yoksa öküzlerle mi”, neden?
6- Kuşlar uçarken ayaklarım hangi yöne uzatırlar, bunun bir sebebi olabilir mi?
7- Gölde yüzen ördekler gördüm. Biri ikisinin önündeydi. Biri ikisinin ortasındaydı. Biri ikisinin arkasındaydı. Acaba gölde kaç ördek vardı.?
8- Küçük piknik tüplerin üzerindeki, tencere konulan tabla, neden üç ayaklıdır.
9- Uçurtma neden rüzgara karşı tutulur. Bundan faydalanarak insanlar hangi araçları geliştirmişlerdir?
10- Arabaların ön kısımları (burun) neden daha dar ve ba¬sıktır.
11-Cam kavanozun içerisine konulan mum, kavanozun ağ¬zı açık iken normal yandığı halde, kapağı kapanınca da yanmaya devam eder mi?
12- İçi ağzına kadar su dolu bir bardağın ağzına kağıt kapatıp ters çevirdiğimizde ne oluyor?, Su neden dökülmüyor?
Ödevler öğrencinin sevincini, öğrenme istek ve şevkini öldürecek kadar yüklü olmamalıdır. Onları düşünmeye yöneltecek ve mutlu kılacak özellik taşımalıdır. Eğer ödev verildiği ile kalır, öğrencinin öğrenme arzusunu kamçılamaz, onun yeni öğrenme kapılarını aralamasına yol açmaz ise amaca hizmet etmiyor demektir. 
Ödev, öğrencinin kendi kendisine cevapları bulurken yine kendi kendisine yeni sorular sorabilmesine de olanak sağlamalıdır. İ.H.Baltacıoğlu bu özelliği çok güzel açıklamaktadır. "Sorma var, kendisine sorulan sorular adamın kafasını işletir. Öyle sorular var ki onlara kısaca ve makine gibi cevaplar vermekle kalmayız. Onların etkisiyle çalışmaya, olayların içine derinliklerine girmeye çalışırız."
İşte ödev sorularında bu özelliğin bulunması; yaratıcılığı geliştirecek, üretkenliği artıracaktır. Yoksa Lütfi Öztabağ hocamın dediği gibi "yalnız basına tekrar kör tekrardır. Öğrenmeyi geliştirmez. Bu bakıma öğrenilmiş bilgilerin pekiştirilmesinde tekrarların, anlamı olan hedeflere yöneltilmiş olması gerekir." Burada tekrarın, anlamı olan hedeflere yöneltilmesinin amacı, üzerinde bilgi düzeyinde durulan hususun içsel davranış haline getirebilmesidir. Çocuk bir hususu içsel davranış olarak gösterebiliyorsa öğrenmiş demektir. Yüzmeyi anlatabilmesi yüzmeyi, bisiklete binmeyi anlatabilmesi bisiklete binmeyi bildiğini göstermez. Eğer yüzebiliyorsa, bisiklete binip düşme¬den gidebiliyorsa bunları öğrenmiş demektir. Bunları yalnızca sözlü olarak sayabilmesi bazı sembollerin söze tahvilinden öte bir anlam taşımaz.
Buraya kadar, ödevlerde bulunması gerekli niteliklerin bir kısmını anlatmaya çalıştık. Şimdi de ödevin verilişinde göz önünde bulundurulması gerekli bazı özellikleri sıralamaya çalışalım;
1 - Nasıl ki eğitim-öğretim çalınmaları rast gele yapılan bir çalışma değilse, onun ayrılmaz parçalarından birisi olması gereken ödev çalışması da planlı bir etkinlik olmalıdır. 
2- Ödev, ödev verilmiş olmak için verilmez. Bir amaca hizmet etmelidir, yani ödevin amacı belirlenmelidir.
3- Ödevin konusu ve süresi, öğrenciye açık olarak bildirilmelidir.
4- Yararlanılacak kaynaklar duyurulmalı, bu kaynaklar öğrencinin ulaşabileceği kaynaklar olmalıdır,
5- Ödevler öğretmen tarafından mutlaka değerlendirilmeli, her öğrencinin çalışması ile ilgili düşünceler belirtilmelidir. Ödevlerin değerlendirilmesinde beğenme hususunda cimri davranılmamalıdır. Öğrencilerin başarılı yanları öne çıkarılmalı, öğrenci yüreklendirilmelidir. Bunun yanında uygun cümlelerle olumsuz yanlar da belirtilmelidir. Özetlersek, ödev öğrenmenin önemli parçalarından birisidir. Öğrenciyi, sabahtan aksama, akşamdan sabaha nefes almadan ödevden ödeve koşturma ne denli zararlı ise " ödev de neymiş" anlayışı da o kadar yanlıştır. Eğitim biliminin bulguları bu konuda yol gösterici olmalıdır. Hıfzı Yetgin-1999

22 Nisan 2013 Pazartesi

23 NİSAN...

1951 yılında doğmuş olsam da değerlendirecek yeterlikte kişisel yaşantıya sahip değilim. O nedenle köy enstitülerini, 1948 programını değerlendirme dışı tutarak söylüyorum ki; Ülkemin 40 yılı sürekli arayış ve karar verip caymalarla geçti. 1968 programını uygulayan her sınıf öğretmeni PDR ciydi. Özgüveni yüksek insan temel alınıyor ve grup çalışmaları ile insanın sosyal yanı destekleniyordu. Bu programın eleştirilebilecek yanı davranışçı yaklaşımı azıcık kutsamasıydı. Giderek yönlendirmeyi keşfetmeye başladık. Kredili sistem yönlendirmeye başlamak için çok güzeldi. Sabredemedik ya da sabrettirilmedik.Peşinden Biz öğretmenimize "güveniriz" dedik ve süper liseleri başlattık. Ama güvendiğimiz öğretmeni destekleyemedik. Kredili sistemi 1999 daki yönlendirme yönergesiyle buluşturabilseydik. Süper lise uygulamasında öğretmeni kişisel gelişimlerine yatırım yapabilecek bakış ve bunu sağlayabilecek ekonomiye kavuşturabilseydik. Yapılandırmacı yaklaşım temelli programlarımızı hazırlarken 1968 programının her öğretmen PDRci olmalı bakışından kopmayabilseydik. 1968 programlarındaki davranışcılığı kutsamayı törpüleyip yapılandırmacı yaklaşımla bu anlayışı kaynaştırabilseydik. F@tih (farkındalığı artırma teknolojiyi iyileştirme hareketi) projesini başlatırken işe İl-İlçe yöneticilerinden (Vali,Kaymakam ve diğer tüm il-ilçe müdürleri ve hemen tüm okul yöneticileri ve öğretmenler) eş zamanlı eğiterek işe başlayabilseydik. İddia ediyorum. Dünya'nın bizi yakalamak için çoook koşması gerekirdi. Vurduk tekmeyi hepsini bir bir yokettik. Anlaşıldı yoketme görevimiz mizyon-vizyon dengesi içerisinde devam ediyor. Artık tevazuyu bıraktım. Allah aşkına biri de çıksın bir kerecik bu hususları bilen var mı diye bir sorsun...23 Nisan günlerinde vali kaymakam, cumhurbaşakanı ve bakanların koltuğuna şakacıktan oturtulan çocukların öz güvenlerine yaptığımız katkı, onlarca yılın eğitimiyle kazandırılamayacak derecede önemli bir işti. Kimler önerdiyse ve onlarca eğitim fakültesinin bir o kadar dekanın dan bile tek kişi bile çıkıp ; " ALLAH AŞKINA YAPMAYIN BU ÇOCUKLARDA ALLAHIN KULU" diyecek tek "KİŞİ" çıkmamışsa ! "yapmayın" "cehalet" ancak bu kadar dışa yansıtılır deyip bırakacağım sözümü... Yarın 23 Nisan'ın benim için önemi; çocukların şakacıktan Cumhurbaşkanı, bakan, vali, kaymakam, müdür olabilmeleriydi. Şimdi olamıyorlarsa kimse kusura bakmasın. Uğurlar ola...

3 Ocak 2013 Perşembe


             ÖĞRETMEN
 İyi öğretmen olunuz ! İyi öğretmen olunuz denilince hemen iyi öğretmen olunamıyor. İyi öğretmen olabil­mek başka şeylerin yanı sıra bizzat öğretmen adının sahibinin de iyi öğret­men olma arzusu taşıyor olması gerekiyor.
  Bazıları "Sürücü belgesi olan kişiye otomobil kul­lanmayı biliyor musun? diye sormak nasıl "abesle iştigal” ise öğretmenlik diploması olan kişinin de iyi öğretmen olup olmadığını değerlendirmek, yargıya varmaya çalışmak, öylesine bir "iştigaldir" diyorlar. Demesine diyorlar da; hayatı belirleyen tek başına kişilerin düşünceleri olmuyor. Zaten olmamasını da yadsımamak gerekiyor.Niye ? zira; Çoğu zaman düşünceler de subjektiflik içeriyor. Ama bunun da doğal sayılması  gerekiyor.
Öğretmenlik işi “sürücülük” işi gibi  bir örnekle karşılaştırma götürmeyecek kadar hem önemli hem de eniyle de boyuyla da çok boyutlu bir iş. Dünyada yaşanan kesintisiz gelişme mesleki olarak  sürekli yenilenmeyi ge­rektiriyor.
İşi eğitim olan öğretmen, öğrencilerinin yapılanmaları ile uğraşırken, kendi eğitiminin gereklerini, eğiti­min dışında tutma gibi bir sapma gösteremez. Böyle bir yanlışa saplanamaz. Öğret­men için mesleki yeteneklerini geliştirmek, alanında ustalaşmak, eğitim biliminin birikimini kavrayabilmek, aynı zamanda kavrayabildiklerini uygu­layabilmekle doğru orantılıdır.
Öğretmenin kendisinin eğitimine sığ bakması, bunu eğitimin niteliğinin bütününden koparması, her gün geometrik artışla gelişmeler kaydeden, her alandaki gelişmelere paralel bir rotada gelişen eği­tim biliminin bulgularından uzak durma sonucunu doğurur ki, buda öğretmenin karşılaştığı pek çok güçlük karşısında çözümsüz kalmasına, en azından yeterli etkileşmeyi sağlayamamasına yol açar.
Öğretmenin kendisini yüzeysel bir birikimle sınırlı bırakması, uygulama ufkunu da sınırlı bıra­kır. Öğretmenin yetkinleşmesi, çaplı bir inceleme, öğrenme tutkusu ve edindiği bilgiyi uygulamaya koyması ile mümkündür. Öğretmen öğrencilerini keşfederek öğrenmeye yönlendirirken kendi gelişmesini de sınırlamamalıdır. Mesleki olarak da bilimsel nite­liği olan bilgiyi kavramalı ve bunu uygulamaya koymalıdır. Hiçbir koşulda bilimsellikten ve alanının somut gerçeklerinden uzaklaşmamalıdır.
En geniş anlamda bilimsel nitelikli bilgi birikimi olmadan, eğitimin sağlıklı yürütülebilmesi de mümkün değildir. Birincisinin olması ikincisini kolay kılar. Ama birincisinin yokluğu ikincisini kesinlikle olmaz kılar. Var olanla yetinmek "Olduğu kadar olur" gibi bir anlayışa sığınmak 21.yy. öğretmeninin duruşu ola­maz. Eğitim alanındaki bilimsel nitelikli bilgi birikimi olmadan, sağlıklı bir eğitim çalışmasının olama­yacağı gerçeği, yalnızca zaman zaman konuşulan bir söylem olmamalıdır. Bu husus çağın öğretmenin yaşamına yön veren bir ışık ve hatta onun bir yaşama biçimi gibi görülmelidir.
Mesleki gelişmelerin izlenememesine, bu alandaki birikim sığlığına pek çok gerekçe sıralamak mümkün­dür. Bu gerekçelerin her biri de, gerçekten hak verilecek gerekçeler gibi de gözükebilir. Ama hiçbir öğret­men bu gerekçelere sığınarak mesleki sığlığı haklı gösterme cabası içerisinde olmamalıdır. Zira sığ bir mesleki formasyonla; belki işler bir süre yürüyor­muş gibi gözükebilir. Ama öğretmenliğin asıl yönü olan öğrencilerinin kendilerini yapılandırmalarına yön verme görevi gereğince yerine getirilemez. Bu konu da bu işin sahibi herkes, kendisini gözden geçir­mek durumunda olmalıdır.
Öğretmenler bir ülkenin geleceğini hazırlayan önemli unsurlardır. Kendisini geliştirmeyen gerek mesleki ve gerekse kültürel sahalarda yetkinleşme cabası içeri­sinde olmayan bir öğretmenin, gerilememesi mümkün değildir. Bu iş tek tek bi­le olsa öğretmenlerin bilinçli ve ısrarlı gayret göster­melerini zorunlu kılmaktadır.
Eğitim işiyle uğraşan kişilerin 21.yy becerilerine ait düşünce ve kuramları  incelemeleri, incele­mekle de yetinmeyip, tabii ki bu düşüncelerin içselleştirilmesini sağlama çabası içinde olmaları gerekmektedir. Bu amaçla mesleki yayınların, mesleki yetkinleşmeye dönük kitapların, günlük basının, şiir, roman, hika­ye, sinema, tiyatro, konferans, sergi, panel, açık oturum, forum vb, kaynak ve etkinliklerin izlenmesi, ama mutlaka izlenmesi görev olarak kabul edilmelidir. Vurgulamak gerekirse; öğretmen öğrencilerine yardımcı olurken, kendisini geliştirmesini savsaklamamalıdır. Bunun için var olanla yetinmemeli, daha iyiyi, da­ha da iyiyi sürekli aramalıdır.
Eğitimin niteliğini yükseltmenin yolu önce öğ­retmenin niteliğinin yükseltilmesinden geçmektedir. Bu konuda öğretmenlerin yanı sıra, diğer her ke­simin de üzerine düşeni yapması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki; eğitimde kaybedileni geri kazanmak çok zordur. Eğitimin hedefleri belirlenirken. esas alınması gereken Emden seviyesi değil Everest tepesi olmalıdır. Unutulmaması gereken son cümle de; eğitimin maliyetini yüksek bulanların cehaletin faturasını ödeyemeyecekleridir. Hıfzı Yetgin




28 Aralık 2012 Cuma

16 Ekim 2012 Salı

BEYNİNİNİZİ SINIRLAMAYIN. KORKULARINIZDAN KURTULUN.

4 Temmuz 2012 Çarşamba

DİNOPARKTA BİLGİLENDİK

03.07.2012 günü Kemer İlçesi Göynük Beldesindeki Dinoparktaydım. Dinozorların birebir kopyasını yapmışlar ve yumuşak plastiğin içerisine yerleştirdikleri muhtelif makinalarla da hem yüksek ses çıkarmalarını hemde ağız,ayak, boyun ve kuyrukların aynı anda çeşitli şekillerde hareket edebilmesini sağlamışlar. En ilgimi çeken yanı nefes alıp vermelerini birebir  başarmışlar. Önce ürke korka gezerken, bilgilendikçe psikolojideki "kontak sempati yaratır" ilkesi doğrulandı. Dinozorlara sempati beslemeye başladım. Dinozor deyip geçiyordum ama; otla beslenenden tutun, balık ve etle beslenen pek çok çeşidinin olduğunu, büyüklüklerinin kafa, boyun ve kuyruk yapılarının da farklı farklı olduklarını öğrendim.

Ateşi Keşfettik

 Dinazor parkta İlk insanın ateşi nasıl yaktığını denedik.

11 Haziran 2012 Pazartesi

23 NİSAN 1974 GÜNLÜ BİR SERGİ

23 NİSAN 1974 GÜNLÜ BİR SERGİ BİLGİLENDİRME YAZISI

    1973-1974 Öğretim yılında öğretmenlik aşkıyla dolu bir insan, Döndü İlbars'la birlikte çalıştık. Resim-iş derslerinde öğrencilerimizin yaptıkları ve onlar çalışırken onlarla birlikte bizim de yaptıklarımızdan ortaya epey güzel iş çıkmıştı.Teftişimize gelen saygı ile andığım Sayın Mustafa Yüksel ve Çok geniş ufukları olan ve ülkemizin değerlendiremediği değerlerinden olduğunu düşündüğüm İlçe kaymakamımız Sayın Sudi Kocaimamoğlu'nun öneri ve yüreklendirmeleri sonucu dağ köyündeki bir ilkokulun çalışmaları 23 Nisan 1974 günü İlçe merkezinde sergilenmişti.İşte o sergi öncesi Döndü öğretmenle birlikte o günkü birikimimizle kaleme aldığımız sergi bilgilendirme yazısı geçti elime. Birden O günlere gidiverdim. Döndü Öğretmeni bilgilendirmek ve onayını almak istedim. Ulaşmam mümkün olmadı. Yazı ve çalışmanın O günün öğretmeninin duruş ve yaklaşımını da hissettirdiğini düşünüyorum. Bu vesile ile şimdi nerelerdedir bilmiyorum.Döndü İlbars öğretmenime de selam ve saygı iletiyor, sağlıklar diliyorum. Hıfzı Yetgin
işte Bilgilendirme yazımız.

"HALKIMIZA;
Bir ulusun halk tabakalarında yaşayan gelenek, görenek, el s an atları ve folklor ürünleri o toplumun belleğindeki kültür yapısını bulup ortaya çıka¬rır. Bize o coğrafyanın değerler toplamını ve halkını tanıtır.
Anadolu’nun köyünde, kentinle her yöresinde genç kız gözünü açıp çevresinde bıyıkları henüz terlemiş delikanlıları gördü mü çabaya düşer, çeyizini ha¬zırlar. Ya tezgahtadır halı-Kilim dokur, ya gergefin başına geçer göz nuru döker. Renkler ibrişim olur bükülür. Sonra da şekil olur yazmaya, cembere, çevreye, kola¬na, peşkire dökülür. Kimi püskül olur, demet, demet saçılır. Kimi oya olur bir iğnenin uçunda büklüm, büklüm açılır . Her düğün biz hüner yarışı, bir renk cüm¬büşüdür. Gelin evi, gerdek evi; halılar, kilimler, çoraplar, keseler, oyalarla düzenlenir. Çevrenin görüsüne sergilenir. Renge desene susamışların susuzlukları burada giderilir. Bıyığı henüz terlemiş delikanlılarda boş durmaz. Onlarında vardır yapacakları. Bu gelenek Anadolu’da el sanatlarını ayakta tutmuş, yöresel biçimler kazandırmıştır. Ancak son yılların hızlı gelişimi, toplumdaki sınıf farklarının belirginleşmesi, karın doyurmanın güçleşmesi, köylerin şehire akını ve benzeri etmenler sabır ve emek isteyen el sanatlarını hırpalamış, kıyıya itip unutuluş yo¬luna bırakmıştır.
El işlerinin yok olmasına gönlümüz razı değil. Bu sanata güç vermek, yitip yok olmasını önlemek zorundayız. Aydın kesim kendisine düşen ödevi yapmak halkın yaratıcılığına dayanan, bu sanatı geliştirip halkın gelenek ve göreneklerinden kopmadan ondan aldıklarını yeni bir anlayışla yine ona gö¬türmelidir. Halk içinde yaşayan sanatların halkın eğitiminde etken bir eğitim aracı olduğu, gerçeği gözden ırak bulundurulmamalıdır. Bu erekle elveriş¬siz koşullar altındaki çalışmalarımız sonucunda bu sergiyi hazırladık. Ortaya koy¬duklarımızın çok güzel yada çok başarılı olduğu savlamasında değiliz. Olanak¬larımız oranında üstteki erek çemberi içinde öğrencilerimizle birlikte çalıştık. Serginin hazırlanışına, yakın ilgi ve anlayışlarından dolayı İlçe kaymakamımız Sudi Kocaimamoğlu"na teşekkürü borç biliriz. 23 Nisan 1974

Güzelyayla Öğretmenleri
Döndü İlbars-Hıfzı Yetgin"

1 Haziran 2012 Cuma

RIFAT ILGAZ

1911 yılında Cide'de doğdu. Şiir yazmaya ortaokul öğrencilik yıllarında başladı. İlk şiiri 27.07.1927'de, günlük Nazikter gazetesinde yayınlandı. Ayrıca; Açıkgöz (Kastamonu), Güzel İnebolu ve Güzel Tosya gazetelerinde şiirleri ve yazıları yayınlanmaya başladı. Lise yıllarında babasının ölümü nedeniyle ayrıldı. Yatılı olarak Kastamonu Muallim Mektebi'nde öğrenim gördü. 1930 yılında mezun oldu. Altı yıl süreyle Gerede, Akçakoca, Hendek ile Düzce arasında Gümüşova'da ilkokul öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü 1938'de bitirdi ve Adapazarı Ortaokulu Türkçe Öğretmenliğine atandı. 1939'da İstanbul Karagümrük Ortaokulunda Türkçe Öğretmenliğine başlayan llgaz'ın, yazı ve şiirleri büyük dergilerde yayınlanmaya başladı. 1940'da Gığır, Oluş, Ulus, Güneş, Yücel, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık dergilerinde şiirleri çıktı ve aynı yıl Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne girdi. Haşan Tanrıkut, Sabahattin Kudret Aksal, Salah Birsel'le tanıştı. Ömer Faruk Toprak ile 9 Eylül 1942'de Yürüyüş dergisini çıkardılar. Bu dergide Orhan Kemal, Sait Faik, Cahit Irgat, A. Kadir, Nazım Hikmet (İbrahim Sabri) ile birlikte çalıştılar. 1943'de ilk kitabı "Yarenlik"i yayınladı. Şiirleri olağanüstü bir ilgi gördü. Ocak 1944'de "Sınıf" adlı şiir kitabı çıktı. Sıkıyönetim kararı ile toplatıldı. Pertev Naili Boratav "Sınıf" için:"Yeni Türk şiirine inanmayanlara, Rıfat llgaz'ın kitabını oku-yup anlamlarını dilemekten başka yapılacak birşey yoktur" diye yazdı.1945'de Gün dergisi çıktı. llgaz bu dergide sekreterdi. Bu dergide yazıları yayınlandı. Aziz Nesin'in Cumartesi dergisine ortak oldu. Seçici kurulda çalıştı. 1946'da Esat Adil, Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile birlikte Gerçek gazetesini çıkardılar. 1946 Ekim ayında Yığın dergisini Esat Adil ve Adil Yağcı ile birlikte çıkardılar.

Öğretmenliğe yeniden döndükten sonra Boğazlayan-Yozgat'a tayini çıktı. Hastalığı nedeniyle Validebağ Sanaturyumunda yattı. Şubat 1947'de Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Mim Uykusuz'un çıkardığı Markopaşa kadrosuna girdi. Sık sık kapatılan bu derginin daha sonraları sorumlu müdürlüğünü üstlendi. Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Markopaşa gibi dergilerin de sık sık adı değişiyordu.
1950'li yıllarda llgaz gazetecilik yapmaya başladı. Sakıncalı olduğundan, gazeteler ve dergiler imzalarına pek yer vermediler. 1952-1960'daTan gazetesinde dizgici-düzeltmen ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Turhan Selçuk ve İlhan Selçuk'un çıkardığı Dolmuş dergisinde "Stepne" takma adıyla yazılar yazdı. Hababam Sınıfı, Pijamalılar (Bizim Koğuş), Don Kişot İstanbul'da bu dergide dizi olarak yayınlandı. Hababam Sınıfı'nı da, isminin sakıncalı olması nedeniyle "Stepne" (Yedek Lastik) takma adıyla yazdı. Ocak 1953'de Devam adlı şiir kitabını çıkardı ve bu kitap da toplatıldı.

1961 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra kendi adıyla yazı ye şiir yayınlayabilme olanağına kavuşan Rıfat llgaz Demokrat İzmir, Akbaba, Vatan, Yeni Gün, Yeni Ulus gibi yayın organların-da ve kimi edebiyat dergilerinde yazı yazabildi. Sınıf yayınlarını kurdu ve kendi kitaplarını yayınlayabildi. 1970'de Basım Şeref Kartını aldı.

1974'de emekli oldu. Doğum yeri olan Cide'ye yerleşti. 12 Eylül 1980 döneminde gözaltına alındı. 70 yaşında gerekçesiz sorguya çekildi ve gözaltında kaldı. Tutukluluğu sona erince İstanbul'da, oğlu Aydın llgaz ile birlikte ölümüne kadar yaşamaya başladı. Bu olaylar "Kırkyıl Önce Kırk Yıl Sonra" adlı kitabında anlatılır.

Onu hepimiz Hababam Sınıfı'nın yazarı olarak bildik. Altmış yayınlanmış kitabı olmasına karşın onun şairliğini, romancılığını ve öykü yazarlığını unutmamamız gerekir. Kitaplarında; çağdaş, ileri görüşlü, ulusumuzdan yana birlikteliği önerir.

Yıllarca kendisini bizden uzaklaştırmaya çalışan yönetimlerden sonra, demokrasi yolunda ülkemizdeki gelişmeler Rıfat IIgaz adını yeniden yücelttiyse de, Sivas olaylarının acısına dayanamayan duyarlılığı 7 Temmuz 1993 günü aramızdan ayrılmasına neden oldu. 

31 Mayıs 2012 Perşembe

Rıfat Ilgaz Ortada Resme göre eli belinde Hıfzı Yetgin

 Yıl 1978 Cide Özel idare otelindeyiz. Rahmetli Rıfat (Hoca) Ilgaz tepekondusundan bizim de her ay yaklaşık 15 gün kaldığımız Cide'nin sahildeki özel idarenin oteline yerleşti. Ara ara bizi kahvaltıya çağırıyor.Bir sabah kahvaltısında balkondan bizden otelin komşusu olan evin bahçesine bakmamızı istedi.Aşağıya baktık. Ne görüyorsunuz beni meslekten (öğretmenlikten) ihraç edenler dedi. Bahçede bir tavuk ve altı,yediı tanede yavrusu vardı. Ev sahibi tavuk ve yavrularına (civciv) yiyecek bir şeyler vermişti. Yavrulardan altı tanesi sarı bir tanesi siyah renkli idi . Anne tavuk sarı yavruların yiyecek yemelerine yardımcı oluyor ama; siyah yavruyu sürekli gagalıyarak yiyeceklere yaklaştırmıyordu. Sorusunu ben cevaplandırdım. Bir tavuk ve yedi yavru dedim. Başka dedi biraz daha baktıktan sonra bir siyah ve altı sarı yavru dedim. Başka, başka diye sorularını sürdürdü. En sonunda bana, ana tavuğun siyah yavruyu sürekli dışladığını keşfettirdi. Rıfat hoca o ay Öksüz Civciv'in hikayesini yazdı.

"GENİŞ TABANLI EĞİTİM SİSTEMİ"


Bir gün ormandaki hayvanlar bir araya gelerek okul açmaya karar verirler. Bir tavşan, bir kuş, bir sincap, bir balık ve yılanbalığı yönetim kurulunu oluştururlar. Tavşan, müfredatta koşmanın bulunmasını istemektedir. Kuş, uçmanın dahil olmasını; balık, yüzmenin dahil olmasını ve sincap, ağaca tırmanmanın mutlaka zorunlu dersler arasında olması gerektiğini söylemektedir...
Bütün bunları bir araya ......getirip, bir müfredat programı yaptılar. Ve bütün hayvanların bu dersleri görmesini istediler.
Tavşan, koşu dersinde A alıyor olmasına rağmen, ağaca tırmanmak onun için çok ciddi bir sorundu. Sürekli kafa üstü düşüyordu. Bir süre sonra beyni hasar gördü ve artık eskisi gibi koşamadı. Artık koşuda A almak yerine, C alıyordu. Ve tabii, ağaca tırmanmada ise her zaman zayıf alıyordu. Kuş, uçmada çok başarılıydı, ama sıra toprak kazmaya geldiği zaman, o kadar başarılı değildi. Sürekli gagasını ve kanatlarını kırıyordu. Bir süre sonra, toprak kazma notu hâlâ F olmasına rağmen, uçma notu C’ye düşmüştü. O da ağaca tırmanmakta çok zorlanıyordu.
Sonuçta, sınıf birincisi her şeyi yarım yapabilen, "öğrenme güçlüğü" çektiği bilinen yılan balığı oldu. Ancak eğitimciler çok mutluydu çünkü herkes bütün dersleri görüyordu. Ve buna “geniş tabanlı eğitim sistemi” dediler.

29 Mayıs 2012 Salı

Blogger Şablon Tasarımcısı

Blogger Şablon Tasarımcısı


Blogger Şablon Tasarımcısı, blogunuzun görünümünü kolayca özelleştirebileceğiniz yeni bir yoldur. Blogunuzun sizi yansıtması için çok sayıda şablondan, resimden, renkten ve sütun yerleşiminden istediğinizi seçebilirsiniz. Şablon Tasarımcısı'na erişmek için Tasarım | Şablon Tasarımcısı'na gidin.
Yeni sürüm arayüzünde Şablon Tasarımcısı'na erişmek için gri Yayın Listesi simgesinin açılır menüsünü tıklayın ve Şablon'u seçin. Burada, şablonunuzu seçip özelleştirebilirsiniz.
Şablon Tasarımcısı'nda zaman geçirirken yaptığınız seçimlere göre blogunuzun önizlemesini görüntüleyebilir, Önizlemeyi Genişlet'i tıklayarak genişletebilir ve Blogger Şablon Tasarımcısı kumanda paneli ve önizleme arasında geçiş yapabilirsiniz. Blogunuzun görünümünden memnun olduğunuzda Şablon Tasarımcısı'nın sağ üst köşesindeki Blog'a Uygula düğmesini tıklayarak kullanmaya başlayabilirsiniz.
Blogger Şablon Tasarımcısı'nı kullanmaya başlamak üzere blogunuz için profesyonel olarak tasarlanmış şablonlardan birini seçin. Her şablon, tıklandığında şablonun farklı çeşitlerini görüntüleyen küçük resimler aşağıda görüntülenir ve bu küçük resimleri tıklayarak istediğiniz şablonu seçebilirsiniz. Yeni bir şablonu tıkladığınızda bir önceki şablon üzerinde yaptığınız tüm özelleştirmelerin kaybolacağını unutmayın. Bir şablon seçtikten sona blogunuzun görünümünü özelleştirmeye devam edebilirsiniz.

Şablon Tasarımcısı'nda hangi şablonun önizlemesini yaptığınız dikkate alınmadan blog'da hangisinin kullanıldığını öğrenmek için Şablon Tasarımcısı'nın kontrol panelindeki Blog'da küçük resmini tıklayın. Şablon Tasarımcısı'ndaki şablonu blogunuzda kullanılan şablonla sıfırlamak için de bu düğmeyi tıklayabilirsiniz.

Arka plan

Bir şablon seçtikten sonra da görünümünü değiştirebilirsiniz. Blogger Şablon Tasarımcısı'nı kullanarak blogunuzun arka plan rengini veya resmini değiştirebilir ve renk şemasıyla oynayabilirsiniz. Arka planınızı özelleştirmeye başlamak için Arka Plan Resmi altındaki küçük resmi tıklayın.
Arka plan resminizin rengini değiştirme özelliği, Şablon Tasarımcısı'nın yeni ve en iyi özelliklerinden biridir. Arka plan resmi şeffaf olduğunda kullanılabilir. Arka plan resminin şeffaf olduğunu resmin sağ üst köşesinde bulunan kareli simgeden anlayabilirsiniz.

Resminizi seçtikten sonra Ana Renk Teması'nı ve ardından istediğiniz rengi tıklayarak arka plan rengini değiştirebilirsiniz.

Arka plan rengini yalnızca arka planınız şeffafsa değiştirebilirsiniz. Ayrıca seçtiğiniz şablonun arka planı griyse rengini değiştiremezsiniz.
Blogunuzun arka plan rengini seçmeye ve kişiselleştirmeye ek olarak metin ve bağlantılar için de bir renk teması seçebilirsiniz. Bu işlemi Ana Renk Teması ile oynayarak veya Önerilen Temalarımızdan birini seçerek gerçekleştirebilirsiniz. Blogunuzun renk temasının değiştirilmesi blog şablonunda değiştirilebilen tüm alanları değiştirir.
Not: Arka plan resmi şeffaf değilse temalar blog'un metin rengi temasını değiştirir.

Yerleşim

Blogunuz için tek sütundan üç sütuna kadar değişen, çok çeşitli yerleşim seçeneklerinden birini seçebilirsiniz. Bu yerleşimlerde, gadget'lar için sürükle bırak özelliğini kullanabilirsiniz. Blog'un altbilgisi için de çok çeşitli yerleşim seçenekleri sunulur.

Gadget eklemek veya kaldırmak ya da gadget ayarlarını düzenlemek istiyorsanız bu işlemi Blogger Şablon Tasarımcısı'nı kullanarak yapamazsınız. Bu işlemi genelYerleşim sekmesinden yapmanız gerekir.

Genişliği Ayarlama

Blog'un ve sağ ve soldaki sütunların genişliğini blog yerleşiminin farklı bölümleri için verilen kaydırıcıyı sürükleyerek değiştirebilirsiniz. Burada gördüğünüz seçeneklerin seçtiğiniz yerleşimin türüne karşılık geldiğini unutmayın. Örneğin, sağında ve solunda sütunları olan bir blog seçerseniz hem sağdaki hem de soldaki sütun için kaydırıcı görüntülenir. Ancak yalnızca solunda sütun olan bir blog seçerseniz yalnızca bu seçenek görüntülenir.
    

27 Mayıs 2012 Pazar

VEFA,DOSTLUK

21 Mayıs 2012 Pazartesi

DEĞİŞİMİ YÖNETMEK

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Premium Wordpress Themes