GEÇMİŞİMİZE SAHİP ÇIKARILMADIK
Bizim dışımızda her Ulus ürettiğine
de ortaya koyduğu eserine de sahip çıkıyor. Gittiğim her ülkede canım acıyarak
geziyorum. İngiltere’de de eşyalar ve evler dâhil hep koruyorlar. Her taraf
tarihi eser gibi. Köyler farklı olabilir diye düşünüyordum oralarda da aynı. Önce
ailede küçük yaştan herkes herkese her adımda aile, köy, ilçe il tarihi ile
ilgili bilgiler aktarıyorlar. Aile, soy kütüğü ile sık sık çocuklara hikâyeler
anlatıyorlar. Anımsıyorum Nenem bizleri köyde her akşam bir eve götürür orada
uzannama (masal) dinlettirirdi. Bazı akşamlarda da başka ailelerin çocukları
neneleri ile bizim eve gelirlerdi. O akşam da nenem uzannama anlatırdı. Kül
çöreği gömülür kızılcık ekşisi, ekşi elma ekşisi ve bazen de pekmez eşliğinde
muhteşem anıları biriktirdiğimiz akşamlar yaşardık. Annemin torunlarına bir kaç
kez dışında uzannama anlattığına tanık olmadım. Çünkü yaşam koşulları bizleri farklı
farklı yerlere konuşlandırmıştı. Ben ve eşim de torunlarımıza uzannama
anlatamadık. Ulus olarak bu evrilmelerde biz aile bağlarımızı güçlendiremedik.
İngiltere’de gittiğimiz her yerde
dikkatimi çeken hususlar şunlar. Bar ve publardaki masanın üzerine yazmışlar.
1871 de yapılmıştır. Bizde olsa çoktan ya yakmıştık ya çöpün yanına koymuştuk.
1978 de Ankara Sitelerden bir vitrin ve yemek masası ile sekiz sandalye
almıştık. Adam o zaman "hoca bak
sandalyelerin sırtlıklarını ve vitrinlerin taçlarını tek tek elimle işledim, oyma
kayın ve ceviz" demişti. Biz en son Antalya’ya geldiğimizde bu mobilyamızı
sağını solunu desteklemek suretiyle bir iki yıl daha kullandık. En sonunda
vermek istediğimiz belediye dâhil kimse almak istemeyince çöpün yanına
bırakmıştık. O zamana kadar beş kez il, her ilde de ikişer kere ev taşıyınca güzelim
vitrin, masa ve sandalyelerimiz sağa sola sallanmaya başlamışlardı. Buraları
görünce içim acıdı. Buralara imrendiğimden değil. Bizim de biraz daha geçmiş
bilincimizin olmasına duyduğum özlemden. Darısı başımıza diyeceğim ama boşuna
hayal gördüğümü, yerde yatıp minare kadar rüya olamayacağını yaşayarak öğrendim.
Artık biliyorum. Bizde taş üstünde taş kalmayacak.
Umut Ege ile sabah sohbetinde Umut
Ege,
-Dede biliyor musun? Doğru müzik
dinlersen doğru insan yanlış müzik dinlersen de yanlış insan olursun dedi.
-Ya gerçekten doğru, biz klasik
müziğin öne çıkarıldığı yıllarda Türk beşlerinin eserlerini dinlerken, Muzaffer
Sarısözen, İhsan Ozanoğlu sonraları o güzelim yurttan Sesler korolarını
dinlediğimiz zamanlarda mutluyduk. Umutluyduk. Sabahları günaydın programlarında
Ahmet Gazi Ayhan, Nezahet Bayram, Nida Tüfekçi, Zehra Bilir, Nuri Sesigüzel
sonrasında Arif Sağ, Musa Eroğlu, Yavuz Top, Müzeyyen Senar dinlerken yani
kendi müziğimizi yaygın dinlediğimiz zamanlarda siyasal olarak da ekonomik
olarak da iyiydik. Ne zaman türedi müzikler yaygınlaştı. Başka başka tabansız
temelsiz müzikler türedi. Yani müzik bozuldu. Başımıza ekonomik, siyasi,
kültürel sürü sürü kötülükler geldi. Sonra da her adımlarıyla, istemezükçülük, butlancılık
ve yuşuşamakcılıklarla… mevcudu destekleyen muhalif liderlerimiz türedi. Kimi dehşetli
muhalifmiş gibi görünerek, kimi yan cebime koyculuğa soyunarak ama her koşulda
müesses nizamın askerliğini yaparak halkın sürünmesini sağlıyorlar.
“Zavallılaştırılmış” halkımızın da kimisi
şucu kimisi bucu, kimileri de şucucu
bucucu çizgilere yürekten inanarak bir birleriyle savaşıp duruyorlar. Neyse
geçmiş olsun. Herkes sağlığını korusun.
13.07.2026 Brigthon Hıfzı Yetgin
13.7.26
yetginhoca1


0 yorum:
Yorum Gönder