SAYIN DUYGUNUR ŞAHİN'DEN ALDIĞIMIZ "YARATICILIK" TEMALI EĞİTİM MUHTEŞEMDİ
SAYIN DUYGUNUR ŞAHİN'DEN ALDIĞIMIZ "YARATICILIK" TEMALI EĞİTİM MUHTEŞEMDİ
İLKOKULLARDA MEVSİM ŞERİTLERİ VE KULLANMA ŞEKLİ
İlköğretim okullarımızın
1.2.3 sınıflarında öğrencilerimize zaman ve yıl kavramı kazandırma amacıyla
kullanmakta olduğumuz araçların en önemlilerinden birisi, “ Mevsim Şeritleridir”.
Okullarımızın büyük çoğunluğunda mevsim şeridi kullanılmadığı, kullananların
çoğunda da eylül ayında başlayıp ağustos ayında biten düz mevsim şeritlerinin
kullanıldığı görülmektedir.
1-
“
Mevsim Şeritleri” ile çalışırken öğrencilerimize birinci ayın ocak ayı olduğunu
söylediğimizde işitme organı kulak, ocak ayını birinci ay olarak algılamakta iken,
görme duygusu organı olan göz eylül ayını birinci ay olarak algılamaktadır. 6-9
yaş grubundaki öğrencilerin bu farklılığı sezebilmeleri ve doğru algılayabilmelerinde
doğal olarak güçlükler yaşanmaktadır. Duyu organlarının dışarıdan gelen
uyarıcıları birbirlerini destekler biçimde ve aynı şekilde algılayıp, aynı
nitelikte duyum olarak beyine iletmelerinin sağlanması gerekmektedir. Konuya bu
yüzü ile baktığımızda hâlihazırda kullanmakta olduğumuz düz “Mevsim Şeritleri”
öğretmen ve eğitimcilerimizce de bilindiği üzere “ ayanilik” yeni adıyla “
açıklık” ilkesine uygun düşmemektedir. Oysaki diyagram şeklinde yapılacak olan “
Mevsim Şeritleri” nde ise birinci ay olarak ocak ayı söylendiğinde duyu
organlarınca ( hem göz hem kulak) aynı şekilde ocak ayı birinci ay olarak
algılanacak öğrenme daha sağlıklı gerçekleşecek.
2-
Düz
mevsim şeritleri ile mevsimlerin birbirini izlemesi ve mevsimlerdeki münavebeyi
de 6-9 yaş grubundaki öğrencilerimize sağlıklı kavratmada güçlüklerin olduğu
konuya duyarlı öğretmenlerimizin pek çoğunun yakındığı bir husustur. Mevsimlerdeki
münavebenin kavratılmasındaki güçlüğü önlemek açısından da, diyagram şeklindeki
şeritler daha öğretici olmaktadır.
3-
Düz mevsim şeritlerinde “gün dönümleri” olarak
adlandırılan (21 Mart-21 Haziran-23 Eylül -21 Aralık ) tarihlerinin ve mevsim
geçişlerinin belirtilmesi de çok sağlıklı yapılamamaktadır. Bu sakıncaları
önlemek ve 1.2.3 Sınıf öğrencilerinin özelliklerine uygun ders aracı
kullanmaları hususlarında, tüm yönetici ve öğretmenlerimize gerekli rehberlik
yapılmalı, ilköğretim okullarımızda mevsim şeritlerinin daire çapı en az 90 cm.
olacak şekilde yapılması sağlanmalı önemli gün, olay ve haftaların öğrencilerle
birlikte, öğrencilerde “ hatıra bilgi” bırakıcı nitelikte işlenmesi yoluna
gidilmelidir.
4-
Son söz olarak; Ders aracı olarak mevsim şeridi
önemli bir ders aracıdır. Gün, hafta, ay, mevsim ve yıl kavramı bu araç
kullanılarak öğretilmelidir. Bilginin yapılanıp içselleşebilmesi için
öğretmenimizin bu aracın yanına giderek şerit üzerinde ilk zamanlar her gün giderek
önemli gün ve haftalarda ; “ Çocuklar bugün 2022 yılının yaz mevsiminin, eylül ayının, ikinci haftasında 9 eylül
günündeyiz. 9 eylül tarihimiz açısından da önemli bir gündür. Çünkü İzmir 9
eylül günü düşman işgalinden kurtulmuştur.” şeklinde bütünden parçaya inecek
şekilde bir söylemle güne dikkat çekilmeli ve önceden hazırladığımız “ İzmir 9 eylül 1922 tarihinde düşman
işgalinden kurtarılmıştır” cümlesi 9 eylül gününün karşısına sonradan
çıkarılabilecek şekilde yapıştırılmalıdır. 01.eylül 1979 Hıfzı YETGİN
19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA VE GENÇLİK VE
SPOR BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!
15 Mayıs 1919 gecesi Bandırma Vapuru,
Kız Kulesi açıklarında demir atmış beklemektedir. Aynı gün İzmir de “15 Mayıs 1919 sabahı
saat yedi buçuk sıralarında Yunan gemilerinde askerler karaya çıktı. Binlerce
yerli Rum ellerindeki Yunan bayrakları ve çiçekler ile Kordonboyu’nu
kaplamışlardı. Gemilerden inen Yunan askerlerine alkış tutuyorlardı. İlk Yunan
taburu buradan yaya olarak Hükumet konağı, kışla, kokaryalı istikametinden
Karantina’ya doğru yürüyüşe geçmişti.
Hasan Tahsin Konak Meydanı
Kordonboyu’nda koyu renkli takım elbisesi ile bekliyordu. Yürüyüş kolu, Hasan
Tahsin e yaklaşınca Hasan Tahsin öne fırladı..“Olamaz, olamaz, bu yurda hiç
kimse ellerini sallaya sallaya giremez” diye bağırdı rovelveri çıkardığında
yanında bir sesin kendisine sen başlatacaksın ama kim tamamlayacak dediğini
duydu. Hasan Tahsin diğer adı Osman Nevres “ tamamlayacak birileri de
çıkacaktır” diye cevap vererek sancağı taşıyan efzon askerine ateş etti. 31
yaşında ilk kurşunu sıktı ve şehit edildi.
Olay tüm Ege’ye yayılmıştı. Demirci
Mehmet Efe ayağa kalkarak kızanlarına; “Bir genç. düşmana ilk kurşunu sıkmıştır,
bundan sonrası bize düşer!” dedi.
Hasan
Tahsin’in başlattığı mücadeleyi tamamlayacak OLAN KAHRAMAN, YANİ ÖNDER, YANİ
MİLLETİN KADERİNİ BELİRLEYECEK OLAN KİŞİ, YANİ MUSTAFA KEMAL 15 Mayıs 1919
gecesini annesinin evinde geçirmişti. Sabah Rauf Orbay kendisine geminin
İngilizlerce batırılacağına dair bilgi aldığını söyledi. Mustafa Kemal: ”Rauf
Paşam kalmak zaten ölüm demek. Değil mi ? diyerek kararını değiştirmedi. 16
Mayıs sabahı bir kayıkla Bandırma vapuruna ulaştı. Odasında yolculukla ilgili
durumu planlamaya başladı...
O
sabah, Samsun‘a gidecek olan 23 subay ve 1 takım askerde birer ikişer kayıklarla
gemiye gelmeye başlamışlardı. Görevli subayların geldikleri bilgisi Mustafa
Kemal’e bildirilince, kaptana demir alması emrini verdi. 16 Mayıs 1919 günü
yolculuk başladı… Gemi boğazda ilerlerken İngiliz işgal kuvvetleri gemiyi
durdurdular. Gemide silah ve mühimmat araması yaparlar. Yaptıkları aramada bir
şey bulamamışlardır. İngilizler gemiyi terk ederlerken, Mustafa Kemal yüksek
sesle arkadaşlarına: “Bunlar kurtuluş uğruna ölümü göze almış yüreklerden
daha güçlü bir silah olamayacağını nereden bilecekler? ” dedi...
Kaptana kıyıya yakın bir rota izlemesini
söyledi. Meşakkatli yolculuk böylece başladı.
19 Mayıs 1919 günü sabah saat: 8.00 de
karaya çıkıldı. Grup İskeleden şehre doğru yürürlerken yırtık elbiseler
içerisinde bir askerin duvar dibinde ağladığını gördüler. Mustafa Kemal Askeri
ayağa kaldırdı ve …
-Asker
neden ağlıyorsun?
-Ordumuz
terhis edildi. Elimizdeki silahlar alındı. Bu vatan nasıl savunulacak?
Atatürk askeri yanlarına aldı askeri depoya
götürdü. Orada yeni asker giysileri giydirdi ve eline silah verdi. Bu kişi Milli
Mücadelede görevlendirilen ilk askerdi.
Atatürk aldığı bilgilerden sahil
şeridinde İngilizlerin kendilerini rahat bırakmayacaklarını hisseder, iç kesimlere gitme kararı alır. Bir otomobil
bulunmasını ister. Başyaver Cevat Abbas Bey, Benz marka bir otomobil bulur. Ama
otomobil sağlam değildir. Bunu Paşa’ya söylediklerinde Paşa: “Daha iyisi var
mı?” diye sorar. “Yok” cevabını alınca: ”O zaman bununla yola çıkacağız” der.
Havza’ya doğru yola çıkılır. Ortalama 14
km. hız yapabiliyorlardı. Otomobil sağlam değil, yol da düzgün değildir.
Nitekim bir dönemeçte araba istop eder. Şoför ne yaptıysa da otomobili
çalıştırmak mümkün olmaz.
Şoför: “Paşam yarım saat ileride bir köy
var, o köyden at veya at arabası bulabiliriz” der.
Köye doğru yürüyüş başlar. Mustafa
Kemal gür bir sesle Dağ Başını Duman Almış marşını söylemeye başlar.
Arkadaşları da bir iki kez dinledikten sonra onlarda marşı söylemeye başlarlar.
Bundan sonra bildiğimiz süreçler yaşanır. Kongreler gerçekleştirilir. TBMM toplanır. Dünya’nın ilk antiemperyalist
savaşı verilir. Milli Kurtuluş Savaşı kazanılır. Cumhuriyet ilan edilir.
1932 yılına gelinir. Aydın ilinde
Halkevleri yöneticileri Atatürk’ün doğum gününde bir ”GAZİ ‘’günü kutlamak
isterler. Aydın ilinde Atatürk’ün doğum tarihini bilen insan bulamazlar. Tam o
günlerde Ankara ‘da 1.Tarih Kongresi toplanacaktır. Bu kongreye de Aydın
Ortaokulu Tarih Öğretmeni Hulusi AKSUDOĞAN da davetlidir. Hulusi Bey Ankara’ya
geldiğinde, kongreye katılacaklara ve Atatürk’ün yakın arkadaşlarına da
Atatürk’ün doğum gününü sorar. Kimseden cevap alamaz. Kongrenin 1. günü
Atatürk’ün kongre üyelerine çiftlikte bir çay partisi verecektir.
Orada konuyu doğrudan Atatürk’e sorar.
Atatürk: ‘’Çocuk benim doğum günüm Samsun’a çıktığım gündür .‘’ O gün kutlayın,
der.
1938 Mayıs ayına kadar muhtelif illerde Gazi
Günü olarak kutlanan 19 Mayıs, 1938 yılında ilk kez tüm yurtta bayram olarak
kutlanır. Atatürk de kutlamaları sonradan adı 19 Mayıs olarak
değiştirilecek olan Ankara Stadyumunda izler. Haziran 1938’de çıkarılan bir
kanunla da 19 Mayıs’ın Gençlik Ve Spor Bayramı olarak kutlanması
kanunlaşır. Daha sonraki yıllarda da bayramın adı ‘’ATATÜRK’Ü ANMA VE GENÇLİK
ve SPOR BAYRAMI ‘’olarak değiştirilir.
Kurtuluş savaşımızın başladığı gün
olarak kabul ettiğimiz 19 Mayıs sonsuza kadar bayram olarak kutlanacaktır. Bize
bağımsızlığımızı kazandıran başta Büyük Atatürk ve silah arkadaşları olmak
üzere tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi şükranla anıyor, anıları önünde
saygıyla eğiliyorum. ‘’ATATÜRK’Ü ANMA VE GENÇLİK ve SPOR BAYRAMIMIZ” kutlu
olsun. 19.05.2022 Hıfzı Yetgin
SEKİZ ALIP BÜTÜNLEMEYE KALMAK
Sevgili öğretmenimiz Sayın Lütfü ÖZTABAĞI'IN anısına saygıyla...
1974 yılı Pedagoji eğitimimiz başladı. Öğretmenlerimizin akademik kariyerleri yok ama her biri alanlarında çok donanımlı. Bu öğretmenlerimizden birisi de Sayın Lütfü Öztabağ. ‘’Psikolojiye Giriş’’ kitabının da yazarı. Bizim de psikoloji ve ruh sağlığı derslerimiz giriyor. Dersler çok keyifli ve çoğu deneysel geçiyor. Birinci dönem sonu sınavları yapılıyor. Ruh sağlığı dersini de çok seviyorum. Sevdiğim bir ders ve hocaya da çok saygı duyuyoruz. Lütfü Hoca, Turgay Renklikurt’un da çabalarıyla futbol milli takımını motive etme çalışmalarını da yürütüyor. Bizim nezdimizde çok saygın ve işini iyi yapan bir hocaydı. İşte böyle bir hocanın ruh sağlığı dersinin 1. dönem sınavını malum ülke sorunları ile ilgili bir çalışma nedeniyle kaçırdım.
Arkadaşlar
da sınavı kaçırmama ciddi bir şekilde üzüldüler. Hemen her arkadaş Lütfü Bey’e
benimle ilgili olumlu şeyler söylüyorlar. Nihat Hocam da sınav günü benim nerede
olduğumu sorunca “ Hocam dedesi öldü.” gibi bir mazeret söylemişler. Lütfü Bey
de üzülmüş ama adam çok kuralcı. Beni ek bir sınava almadı. Saati ile oynayarak
bana “Yok yok , ek sınav olmaz. Ama sene sonu sınavında 6 al 9 vereceğim. Söz!’’ dedi. Neyse o duruma
da sevindim. Dersi zaten seviyorum. ’’Biraz da çalışırsam elmam kızarır, sınıfı
geçerim.’’ diye düşünüyordum.
Bu
şekilde yıl sonu geldi. Ben her fırsatta Lütfü Bey’e durumu hatırlatıyordum. Sınav zamanı geldi ve ilk
olarak psikoloji sınavına girdik. Sınav çok kolay değildi ama beş ya da altı
gelir, birinci dönem notum da beş zaten geçeriz, diyordum. Diğer sınavlara
girip çıkıyor, sınavlar fena geçmiyordu. Ardından ruh sağlığı sınavına da
girdik. Sorular fena değil , zaten en çok ruh sağlığı dersi çalışıyordum.
Epeyce yazdım. Genelde uzun cevaplı olmazdı soruları. Alttan üstten
hesaplıyorum. ‘’Altı kesin gelir.’’ diye düşünüyordum. Sınav bitti. Ertesi gün
psikoloji sonuçları açıklandı. Listeye baktım, dokuz almışım ki mümkün değil.
Aklıma ‘’Acaba hoca karıştırmış olabilir mi?’’ diye gelip duruyor ama bu durumu hoca ile paylaşmak mümkün olmadı. Adeta
basiretim bağlandı. Neyse…Artık ruh sağlığı dersi sınav sonuçlarını bekliyoruz. Açıklandı.
Hıfzı Yetgin. Sınav notum: 8 ve karşısında ‘’bütünleme’’ yazıyor. Bir panik havası ile o gün -adını
hatırlayamıyorum- gece bölümünden bir arkadaşla birlikte hocanın moda ya da Fenerbahçe
taraflarındaki evine gittik. Kapıyı açtı. Ropdöşambırı ile bizi karşıladı. Ben durumu
bir kez daha özetledim. “Hocam sene sonu sınavında altı al; dokuz vereceğim.’’ demiştiniz. Sözüm
bitmeden ‘’Verdim, verdim. Dokuz verdim.’’ dedi. ‘’Hocam, dokuzu psikolojiye vermişsiniz.
Benim ruh sağlığından ihtiyacım vardı.’’ dedim. ‘’O kaç?’’ dedi. Sekiz, dedim.
Hoca da ‘’Tü tü tü!’’yaptı. ‘’Ama notları idareye verdim. Bundan sonra artık
eylülde gel , zaten sekiz almışsın. Geçersin.’’ dedi. Kolum kanadım kırık
durumdaydım. Kendi kendimle “Ulan! Psikolojiden dokuz gelmeyeceğini sen
bilmiyor musun? O gün hocaya gidip durumu anlatsana!” diye kavga ede ede geri döndük. Gececi
arkadaşın da bir sorunu vardı. Ona da “Yahu bu şimdi mi söylenir?” gibi şeyler
söyledi. Oradan ayrıldık.
Ben
hemen ruh sağlığından kimler kalmış, onları araştırmaya başladım. İsrafil hem
psikoloji hem ruh sağlığından kalmıştı. Ama ondan umudum yok. Çünkü adama
baştan bir cümle söylemezsen donup kalıyor. Baştan bir cümleyi söyle, kitabı
aynısının tıpkısıyla yazıyor. Neyse, ben esas yararlanacağım kaynak kişiyi
buldum. Servet de ruh sağlığından kalmış. O da sürekli söyleniyor. ‘’Yahu daha
nasıl yazacağız? Oğlum benim çok iyi geçtiydi. Nasıl bütünlemeye kalırım?’’ diye
hocaya kızıp duruyor. ‘’Servetçiğim takma kafana eylülde buluşuruz. Benim
halime bak asıl , ben sekiz aldığım halde kaldım.’’ diye Servet’i
yatıştırıyorum. Hülasa eylülde geldik. Göztepe’de camlı bir lokal vardı. Sanki Göztepe Kültür Derneğinin
lokali gibiydi. Servet sabahtan oraya
geliyor, başlıyor çalışmaya. O yıllarda Bülent Ersoy Hanım da -o zaman “erkek”- arada oraya takılıyordu. Ben de Servet’in
masraflarına seve seve ortak oluyordum. Fakat o her seferinde itiraz
ediyordu. Ama ben ‘’Yok arkadaş , bak sınavda önümde oturacaksın. Ben de senden
yazacağım. Hoca zaten göz yumar. Sonuçta sekiz alıp kaldım.’’ diyordum. Servet’e
arada bir soru soruyordum. Adam Lütfü Hoca gibi anlatıyor. Artık rahat bir uyku
çekmeye başlamıştık. Derken sınav günü geldi , çattı. Bizi sınava ana binada
bir derslikte aldılar. Sınıfta beş kişi falan var. Lütfü Bey geldi. Baktı, beş
kişi var. ‘’Bir kişi fazla. Bütünlemeye kalan dört kişi.’’ dedi. Ben hemen
kalktım : “ Hocam o benimdir. Sekiz alıp kalınır mı?” dedim. ‘’Yok, yok. Sen
otur. Sen varsın.’’dedi. Herkes birbirine bakıyor. Servet önümde oturuyor.
Lütfü Hoca” Yahu birisi muziplik ediyor. Beni idareye yormayın.“ diyor. Ama
herkes oturuyor. Neyse sınıftan çıktı. Yan taraftan birisine bir şeyler
söyledi. Sonra ‘’Dur dur, benim dolapta da var.’’ dedi. Bir kağıtla geldi. Elindeki listede Servet’in adı yok. Meğer
adam ‘’yedi’’ almış ama idareye verilen
listeyi çoğaltıp duvara asan şahıs ‘’iki’’
yazmış. İki olunca da ‘’bütünleme’’ demiş. Bütün hayallerim uçup gidiyor. Lütfü
Hoca Servet’e ‘’sen çık.’’ dedi. Servet başladı toparlanmaya. Ben “ Oğlum, gidemezsin.
Otur yerine!“ diyorum. O sırada ben “Hocam, adam bir yaz boyu ruh sağlığı
çalıştı. Kendisini denesin sınav sonunda kağıdı yırtarsınız.” deyince Lütfü Bey
‘’Olur olur.’’ dedi. Sınav başladı. Servet kalem oynatmıyor. ‘’Oğlum, yazsana!’’
diyorum. “Oğlum aklımda tek kelime yok hepsi silindi.” diyor. Ben tabii “Aklına
çarpayım!” diye bir yandan Servet’e sayıyorum. Baktım, umut yok. Ben de kendi
çapımda bir şeyler karalamaya başladım. Lütfü Bey de Servet’e “Hani sınava
gireyim diye ısrar ediyordun ya, yazsana!” diyor. Halbuki onun ısrarı falan
yok. Ben onun yerine talep ettim. O da ‘’Hocam, aklımda tek kelime yok.’’
diyor. Ben “Senin aklına çarpayım! Yaktın oğlum bizi!” diye yakına yakına bir şeyler yazıyorum.
Sınav bitti. Herkes dağıldı. Lütfü Bey’e ‘’Hocam,
sekiz aldım kaldım.’’ şeklinde acizlenerek hocayı son kez taciz ettim. Birazdan
açıklayacağım, dedi. Listede adımın
karşısında ‘’Geçti.’’ yazısını gördüğümü hatırlıyorum. Bide kendime Hıfzı
pedagojiyi bitti say dediğimi.
Zor ama çok güzel yıllardı.
Hocalarımızdan Namık Kemal Bey’le Rafet Bey’in hayatta olduklarını biliyoruz. Onlara
ve hayatta olan tüm arkadaşlarıma sevdikleriyle birlikte sağlık içinde uzun bir
ömür diliyorum. Aramızdan ayrılan hocalarımıza ve arkadaşlarımıza da rahmet
diliyorum. Toprakları bol olsun, ışıklarda uyusunlar.
Uzun zaman tekrarlanmayınca unutmalar
olabiliyor. Halbuki o yıllarda ne kadar canlı anlatırdım. İlgi ile de
dinlenilirdi. Umarım yaşadığım heyecanı satırlarıma ve sizlere
yansıtabilmişimdir.
Hıfzı Yetgin
Mustafa Koç beyi kutluyorum. Sohbetimizden anladığım yeni eserler yolda.
Hıfzı Yetgin:
ARŞİVLEYİN LÜTFEN MÜKEMMMEL BİLGİLER
1- Harvard Üniversitesi'nden sertifika alabileceğiniz 55 alanda ücretsiz online kurslar
https://t.co/1L8zKrlrIn
2- Türkiye'de yayınlanan ve yayınlanmış olan gazetelerin geçmişten günümüze tüm sayılarına ulaşabileceğiniz bir platform
https://t.co/Doz0MiMR3g
3- Tübitak'ın tüm yayın ve dergilerinin arşivi:
https://t.co/Ts07vP30xd
4- Milli kütüphane arşivindeki tüm taş plaklara ses dosyası olarak ulaşabileceğiniz bir platform
https://t.co/6d9xR1MEcX
5- Nasa'nın uzay ile ilgili keşiflerini ve fotoğraflarını bulabileceğiniz online arşivi
https://t.co/zhtxVeRFlK
6- Abd Meclis Kütüphanesi, 1800-2020 yılları arasında dünya üzerinde çekilmiş milyonlarca fotoğrafa ulaşabilirsiniz
https://t.co/TAnRGqCJNP
7- yüz binlerce resim, çizim, karikatür ve görseli konularına göre arayabileceğiniz büyük bir arşiv
https://t.co/aQkjrZcVfr
8- 1920-23 arası TBMM 1. Dönem gizli celse kayıtları:
https://t.co/ibbq2sLiOz
9- Servet-i Fünun dergisinin yayınlanmış tüm sayıları:
https://t.co/g3oobfwnpY
10- İbb'ye ait Taksim kütüphanesindeki binlerce esere ücretsiz olarak ulaşıp, okuyabilirsiniz
https://t.co/OHRr39Bm0V
11- Sultan 2. Abdulhamit'in fotoğraf arşivi
https://t.co/ErRooRF69B
12- Geçmişten bugüne çizilmiş tüm haritalara ulaşabileceğiniz bir arşiv
https://t.co/sSek4ilFMl
13- Birleşmiş Milletler bünyesinde yayınlanan tüm eserlere ulaşabileceğiniz bir arşiv
https://t.co/4ALBiAtYlG
14- Balkanlar'daki Osmanlı eserlerinin olduğu fotoğraf arşivi:
https://t.co/mFrHHkEAyL
15- Türkiye'deki tüm yer isimlerinin tarihi, eski adları ve değişimlerini inceleyebileceğiniz bir platform
https://t.co/mP2bGx5HLI
16- Çekilmiş tüm filmlerin çarpıcı sahnelerinin olduğu bir arşiv
https://t.co/dyoYVG7Xsa
17- New York Metropolitan Operası, her gün eski bir performansı ücretsiz olarak erişime açıyor
https://t.co/wZpSVbCOO2
18- Berlin Filarmoni Orkestrasının tüm konser kayıtları:
https://t.co/EbT7TVFqG2
19- Telifsiz film, kitap, makale, fotoğraf arşivi
https://t.co/A4kjVB8PPx
20- Antik Yunan, Mısır, Çin ve Asya üzerine yazılmış binlerce esere ulaşabileceğiniz bir platform
https://t.co/ukIhS1nM1G
21- Marmara Üniversitesi'ndeki nadide eserlere online olarak ulaşabileceğiniz platform
https://t.co/2IXnhyxhBI
22- Dünyanın her yerinden yüzlerce üniversitenin ortak çevrimiçi kütüphanesi:
https://t.co/aEBpyME6mC
23- Cambridge Üniversitesi'ne ait bine yakın ders kitabınına ulaşabileceğiniz bir platform:
https://t.co/UAd6lCYWGW
24- Her dilden birçok konuda makalelere, eserlere ulaşabileceğiniz dünyanın en büyük online ütüphanelerinden biri
https://t.co/eqwnmM8bLC
25- Telif süresi dolmuş tüm eserlere e- kitap olarak ulaşabileceğiniz bir site
https://t.co/NhKKR7tWvN
26- Türkiye'de 1950 öncesi çıkan sinema dergileri arşivi:
https://t.co/FuI2wk2GrK
27- Ücretsiz sesli kitap arşivi
https://t.co/93t8HhHgHT
28- ABD ulusal kütüphanesi
https://t.co/9vnDkfarwU
29- hem sesli hem yazılı olarak abd de gör2ülen tüm dava kayıtlarına erişilebiliyor... inanılmaz bir site
https://t.co/WS9yqJR579
30-Tiyatro oyunları
https://youtube.com/channel/UCRG8_W-H-Zpboim1qLkVJFw
MENON.- Peki Sokrates, senin dediğin gibi
olsun. Yalnız, bizim öğrenmediğimizi, öğrenme dediğimiz şeyin bir anımsama
olduğunu söyledin. Bu nasıl oluyor, bana öğretebilir misin ?
SOKRATES.- Senin ne kadar şeytan olduğunu
boş yere söylememişim. İşte şimdi de öğrenme yoktur, yalnız anımsamalar vardır
diyen bana ders verdirmek istiyorsun. Anlaşılan niyetin beni kendimle çelişmeye
düşürmek.
MENON.- Zeus hakkı için böyle bir niyetim
yok, Sokrates! Beni böyle konuşturan sadece alışkanlık. Ama söylediğinin doğru
olduğunu bana açıkça gösterebilirsen, bunu benden esirgeme.
SOKRATES. - Bu kolay bir iş değil. Ama
dostluğumuzun hatırı için elimden geldiği kadar çalışacağım. Yanındaki
hizmetçilerden birini çağır da istediğin şeyi onun üzerinde sana göstereyim.
MENON.- Çok güzel. (Bir köleye işaret
eder) Buraya gel.
SOKRATES.- Hellen midir? Hellence biliyor
mu ?
MENON.- Tabii; evimde doğdu.
SOKRATES.- Şimdi dikkat et: benden mi
öğrenecek, yoksa hatırlayacak mı?
MENON.- Peki.
SOKRATES.- (Köleye) Söyle yavrum, şu dört
kenarlı şeklin kare olduğunu biliyor musun?
KÖLE.- Evet.
SOKRATES.- Peki, kare olan bir şekilde bu
dört kenar eşittir, değil mi ?
KÖLE.- Elbette.
SOKRATES.- Ortadan geçen bu doğru çizgiler
de eşit midir?
KÖLE.- Evet.
SOKRATES. - Bu çeşit bir şekil daha büyük
veya daha küçük olamaz mı ?
KÖLE.- Tabii olur.
SOKRATES.- Bu kenara iki ayak uzunluğu, şu
kenara da iki ayak uzunluğu verilse, hepsinin boyutu ne olur ? Söyle düşün: bu
kenarda iki ayak, şu kenarda da bir ayak olsaydı, şekil iki kere bir ayak olmaz
mı idi ?
KÖLE.- Evet.
SOKRATES. - Ama ikinci kenarda iki ayak
olduğuna göre bu, iki kere iki etmez mi ?
KÖLE.- Doğru.
SOKRATES.- Demek ki o zaman şekil iki kere
iki ayak olur.
KÖLE. - Evet.
SOKRATES.- İki kere iki ayak ne eder?
Hesap et de bana söyle.
KÖLE.- Dört eder, Sokrates.
SOKRATES.- Kenarları eşit olup bunun iki
misli ve benzeri olan bir şekil daha bulunamaz mı?
KÖLE.- Bulunur.
SOKRATES.- Bu kaç ayak olur ?
KÖLE.- Sekiz.
SOKRATES.- Peki. Şimdi bu yeni şekilde her
kenarın boyunun ne olacağını söylemeğe çalış. Birincide kenarın uzunluğu iki
ayaktı. Bunun iki misli olan ikincide ne kadar olur ?
KÖLE. - Tabii iki misli olur,
Sokrates.
SOKRATES. - Görüyorsun ya, Menon, köleye
birşey öğretmiyorum: yaptığım şey, ona sormaktan ibaret. Şu anda o sekiz
ayaklık kareyi verecek olan kenar ne uzunluktadır, bildiğini sanıyor, öyle
değil mi ?
MENON.- Evet.
SOKRATES. - Peki, biliyor mu ?
MENON.- Yoo!.
SOKRATES. - O bu kenarın, öncekinin iki
misli olduğunu sanıyor.
MENON.- Evet.
SOKRATES.- Şimdi bak, kendiliğinden nasıl
doğru bir sırada hatırlayacak. (Köleye) Söyle bakalım: iki misli alınan bir
kenar, iki kere daha büyük bir şekil meydana getirir diyorsun, değil mi ? Şimdi
beni iyi dinle. Ben bir kenarı uzun, bir kenarı kısa bir şekil demiyorum,
aradığın öyle bir şekil ki, birincinin her yönden benzeri olduğu halde onun iki
misli, yani sekiz ayaklık olsun. Bak bakalım, kenar iki misline çıkarılınca
bunu elde edebilir misin ?
KÖLE.- Evet.
SOKRATES.- Şu gördüğün kenara kendine eşit
bir uzunluk katarsan, iki misline çıkarılmış olur mu?
KÖLE.- Şüphesiz olur.
SOKRATES.- O halde biz böyle dört kenar
çizecek olursak, sekiz ayaklık şekil bu kenarlar üzerine kurulmuş olacak.
KÖLE.- Evet.
SOKRATES.- Birincinin örneğine göre şimdi
dört kenarı da çizelim. Şimdi bak bakalım, senin söylediğin sekiz ayaklık şekil
meydana geldi mi?
KÖLE.- Evet.
SOKRATES.- Bu yeni şekilde dört ayaklık
ilk şekle eşit dört şekil var, değil mi?
KÖLE.- Evet.
SOKRATES. - O halde bu yeni şekil dört
kere daha büyük olmayacak mı ?
KÖLE.- Tabii öyle olacak.
SOKRATES.- Birşey başka bir şeyden dört
kere daha büyük olursa, onun iki misli mi olur?
KÖLE.- Böyle şey olmaz.
SOKRATES.- Öyleyse ne olur?
KÖLE.- Dört misli.
SOKRATES.- Görüyorsun ki bir kenarı iki
misline çıkarmakla, iki kere değil, dört kere daha büyük bir şekil elde
ediyorsun.
KÖLE. - Doğru söylüyorsun.
SOKRATES. - Dört kere dört on altı eder,
değil mi?
KÖLE.- Evet.
SOKRATES.- O halde hangi kenarla sekiz
ayaklık bir şekil elde edebiliriz? Bu son kenar bize birinci şeklin dört misli
büyüklükte bir şekil vermiyor mu?
KÖLE.- Evet.
SOKRATES.- Bu kenarın yarısı uzunluktaki
kenar da dört ayaklık bir şekil meydana getiriyor, değil mi ?
KÖLE.- Evet.
SOKRATES.- Peki, sekiz ayaklık şekil
dörtlüğün iki misli, on altılığın da yarısı değil midir?
KÖLE.- Tabii.
SOKRATES. - O halde bize birinden daha
kısa ötekinden daha uzun bir kenar lâzım.
KÖLE.- Öyle.
SOKRATES.- Peki. Şimdi nasıl düşünüyorsan
öyle cevap ver : ilk karemizdeki kenar iki, ikincideki dört ayak değil miydi?
KÖLE.- Evet.
SOKRATES.- O halde sekiz ayaklık bir şekil
elde etmek için bize, iki ayak olan birinciden daha uzun, dört ayak olan
ikinciden daha kısa bir kenar lâzım.
KÖLE.- Evet.
SOKRATES. - Bu kenara ne uzunluk
vereceksin ?
KÖLJE . - Üç ayak.
SOKRATES. -Üç ayaklık kenarı elde etmek için
ilk kenara yarı uzunluğunu ekleyeceğiz. İşte iki ayak, işte bir ayak, öteki
kenarları da çizelim, işte iki ayak, işte bir ayak.... istediğin kare meydana
geldi.
KÖLE.- Evet.
SOKRATES.- Peki, şeklin boyu üç ayak, eni
de üç ayak olursa, şekil üç kere üç ayak olmaz mı ?
KÖLE.- Evet,
SOKRATES.- Üç kere üç ayak ne eder?
KÖLE.- Dokuz.
SOKRATES. - Ama birinci şeklin iki misli
olması için kaç ayak lâzımdı?
KÖLE.- Sekiz.
SOKRATES.- Öyleyse bize sekizlik şekli
verecek olan, üç ayaklık kenar değil.
KÖLE. - Tabii değil.
SOKRATES .- O halde hangisi? Bunu doğru
olarak söylemeğe çalış. Hesap etmek istemiyorsan bize sadece göster.
KÖLE. - Zeus hakkı için bilmiyorum,
Sokrates.
SOKRATES. - Anımsama yolunda onun şimdiden
ne kadar ilerlediğini görüyorsun, değil mi, Menon. Düşün bir kere, sekiz
ayaklık kare kenarının ne olduğunu bilmeden, bunu şimdi de bilmiyor ya,
bildiğini sanıyor, hiçbir güçlüğün farkında olmadan, bilen adamların güveniyle
cevap veriyordu. O şimdi çıkmaza girdiğinin farkında... Bilmiyor ama, bildiğini
sanmıyor.
MENON.- Hakkın var.
SOKRATES. - Bilmediği şey karşısında
şimdiki durumu daha iyi değil mi?
MENON.- Evet, bence de öyle,
SOKRATES.- Onu çıkmaza götürdük, yassı
balığın yaptığı gibi uyuşturduk, ona bir zarar verdik mi ?
MENON. - Sanmam.
SOKRATES.- Ya ben çok aldanıyorum, yahut
onun, gerçeğin karşısındaki durumunun ne olduğunu bulmasına iyi yardım ettik.
Çünkü şimdi, bilmediği için, araştırmaktan zevk duyacak; halbuki daha önce,
herkesin karşısında bir karenin iki mislini elde etmek için, kenarının iki
mislini almak gerektiğini hiç çekinmeden söyleyebiliyordu.
MENON.- Her halde.
SOKRATES.- Bilgisizliğini anlamasından
doğan sıkıntıyı ve bilmek isteğini duymadan önce, bilmediği, fakat bildiğini
sandığı bir şeyi araştırmayı veyahut öğrenmeyi dener miydi? MENON.- Hayır,
Sokrates.
SOKRATES.- O halde uyuşması işine yaradı.
MENON.- Her halde.
SOKRATES.- Şimdi girdiği bu çıkmazda
benimle araştırmaya devam ederken, hiçbir şey öğretmediğim halde, ona neler
bulduracak, göreceksin. Ben onu sorguya çekmekten başka bir şey yapmayacağım.
Sen de, ona düşüncesini sorularımla söyletecek yerde ders vermeğe kalkışmamam
için bana göz kulak ol, (Köleye dönerek) Cevap ver bakalım. Önümüzde dört
ayaklık bir şekil var, değil mi?
KÖLE.- Evet.
SOKRATES. - Ona, kendisine eşit olan şu
şekli de ekleyebiliriz, değil mi?
KÖLE.- Evet.
SOKRATES. - Her iki şekle eşit olan bir
üçüncüsünü de ekleyebiliriz, değil mı ?
KÖLE.- Evet.
SOKRATES.- Sonra boş kalan şu köşeyi de
doldurabiliriz.
KÖLE.- Tamamıyla.
SOKRATES. - Şimdi elimizde biribirine eşit
dört şekil var, değil mi ?
KÖLE.- Evet.
SOKRATES.- Bunların hepsi birden ilk
şekilden kaç kere büyük oluyor?
KÖLE.- Dört kere.
SOKRATES. - Ama hatırlarsın, bizim
aradığımız, iki kere büyük olan bir şekildi.
KÖLE.- Şüphesiz.
SOKRATES.- Her karenin bir açısından öteki
açısına çizdiğimiz çizgi onu iki eşit bölüme ayırmıyor mu ?
KÖLE.- Ayırıyor.
SOKRATES.- İşte yeni bir kareyi çeviren,
biribirine eşit dört çizgi.
KÖLE. - Görüyorum.
SOKRATES.- Simdi düşün: bu kare ne
büyüklüktedir?
KÖLE.- Bulamıyorum.
SOKRATES.- Çizdiğimiz doğru çizgilerden
her biri, dört karenin her birini içinden ikiye bölmüyor mu?
KÖLE. - Evet.
SOKRATES.- Ortadaki karede bu yarımlardan
kaç tane var ?
KÖLE.- Dört.
SOKRATES Peki, ya köşedekinde ?
KÖLE.- İki.
SOKRATES.- Dört ikinin nesidir ?
KÖLE. - İki misli.
SOKRATES. - Öyleyse bu kare kaç
ayaklıktır?
KÖLE. - Sekiz.
SOKRATES. - Hangi çizgi üzerine kurulmuş ?
KÖLE . - Şunun üzerine.
SOKRATES. - Dört ayaklık karede bir açıdan
ötekine giden çizgi üzerine değil mi ?
KÖLE.- Evet.
SOKRATES- İşte bu çizgi, bilginlerin
köşegen dedikleridir. Adı böyle ise, Menon'un kölesi, iki misillik kareyi
veren, köşegendir.
KÖLE. - Evet öyle, Sokrates.
SOKRATES. - Ne dersin, Menon, kendinden
olmayan tek bir şey söyledi mi?
MENON.- Hayır, hep kendinden olan şeyleri
söyledi.
SOKRATES. - Ama, demin de dediğimiz gibi,
bunları bilmiyordu, değil mi ?
MENON.- Evet, hakkın var.
SOKRATES. - Öyleyse bu oylar onda zaten
vardı. Doğru değil mi?
MENON.- Evet.
SOKRATES.- Demek ki bilmediği şeyler
üzerinde bile insanın kendiliğinden doğru oyları olabilirmiş ?
MENON.-- Bu açıkça görülüyor.