BAZI EDEBİYATÇILARDAN NÜKTELİ ANILAR
KELLIK
Kel kafalı erkeklerin, bazı kadınlarca tercihe sayan
bulundugu, ilgili bilim adamlarınca yazılıp söylenmektedir. Ahmet Haşim, ileri
derecede bir kel olduğu halde bir kadın tarafından tercih edilme sansı hiç olmamış.
Bunun için her fırsatta, "Kellik, yalnız benim basımda beladır!"
sözünü tekrarlarmıs.
Yahya Kemal’in en iyi dostlarından birinin Ressam Çallı
İbrahim olduğu bilinir. Çallı İbrahim, Yahya Kemal’i bir gün kalmakta olduğu
Park Otelde ziyarete gitmiş. Yemek saati olunca birlikte yemeğe çıkmışlar. Çallı
İbrahim kendine levrek tava ısmarlamış. Balık gelince Callı balıktan bir lokma almış
ve yüzünü ekşitmiş. Garsonu çağırıp çıkışmış:
— Evlat, bu levrek değil, buz gibi palamut!
— Hayır, efendim levrek... Yahya Kemal araya girmiş:
— Garson, boşuna iddia etme! Palamudu Çallı İbrahim
kadar kimse tanımaz. Zavallının. ömrü palamut yemekle geçti. Demiş.
Yahya Kemal’e sormuşlar:
— Razakı rakıya kafiye olur mu? . Cevap vermiş.
— Razakı rakıya sadece kafiye değil, meze de olur.
Yahya Kemal’e yakıştırılan esprilerden bir de sudur:
Yahya Kemal iri gövdesiyle çok sevdiği Boğaz içinde
bir yokuşu tırmanırken yorulmuş. Hemen yolu üzerindeki bir bakkal dükkânının önündeki
tabureye ilişmiş. Bakkal, Yahya Kemal’i yağlı bir müşteri sanarak sormuş:
— Bir sey mi alacaktınız?
— Evet efendim, müsaade ederseniz biraz nefes alacağım.
YUVARLANMAK
Yahya Kemal, aralarında Türkiye’nin yetiştirdiği
en büyük edebiyat hocalarından biri olan Ali Nihat Tarlan’ın da bulunduğu bir
mecliste içiyormuş. Bir ara içkinin de etkisiyle Ali Nihat Tarlan Hoca’ya sataşmış:
-“Ey hâce Ali Nihat Tarlan, Birkaç kadeh çek de
toparlan!..."
Tarlan Hoca bu sataşmaya kafiyeli bir cevap vermiş:
-"Birkaç kadeh çek de yuvarlan!" deseniz
daha isabetli olurdu üstat!
ELEŞTİRİ
Ressam Callı İbrahim’in, can dostu Yahya Kemal’le bir
dönem araları bozulmuş, dargın duruyorlarmış. Bu sırada Çallı’ya sormuşlar:
— Niçin dargınsınız?
— Niçin olacak, "Mehter takımı gibi zevki geri
adam." dedim, bu yüzden bana darıldı. Zaten Yahya Kemal, hükümetler gibi
hep alkış istiyor, teleştiriye ise hiç tahammülü yok.
Cumhuriyetin onuncu yıldönümü törenleri çerçevesinde
yapılan konuşmalardan birinde, bir konuşmacı, hızını alamayıp, "On yılda
Avrupa’yı on asır geride bıraktık!" diye bir cümle sarf etmiş. Yahya Kemal
bunu duyunca hayıflanmış:
— Yahu nedense su Avrupa’yla bir türlü yan yana
olamıyoruz. Ya geri kalıyoruz, ya ileri gidiyoruz.
Mahmut Kemal, zamanında bilimsel sohbetlerin,
toplantıların yıldızı imiş. Fakat eğlence toplantılarını da pek kaçırmazmış.
Ama her zaman bilim adamı kimliğinde, ciddi edalı, kadınlara da pek yüz
yermeyen ve kendine özgü giyiniş ve tavırlarıyla. Mahmut Kemal’i bir defa bir
baloya götürmüşler. Belirttiğimiz gibi kendine. Özgü giyiniş ve tavırlarında
türü tanıyan tanımayan birçok kimse etrafında halka olmuş. Bu sırada aşırı özgür
bir| sosyete hanımı:
— Beyefendi sözüm var, sizi bugün bir defa. Öpeceğim, diyerek
Mahmut Kemal’e sarılıp öpmüş. Kadının aşırı boyalı dudaklarında üstadın
yanakları al al olmuş. Bu olaya çok kızan Mahmut Kemal kadına sormuş:
— Senin kocan yok mu?
Kadın:
—Var efendim, iste arkanızda, diye kocasını
göstermiş.
—Mahmut Kemal bu defa kocaya dönmüş:
— Beyefendi zaman zaman alnınızın iki yanında bir
kasıntı hissettiğiniz olur mu?
— Ne gibi efendim?
— Boynuz çıkacak yerlerde önceden bir kasıntı baslar
da.
BIRI SIZ, BİRİ FUAT KÖPRÜLÜ
Bir Alman Türkolog’u, mesleğiyle ilgili incelemelerde
bulunmak için Türkiye’ye gelmiş. Bu arada İstanbul’da Türkiye’nin
Yasayan en büyük tarihçisi Mahmut Kemal’le de görüşmüş.
Alman Türkolog, bu görüşme sırasında, "Bana Türkiye’de kendilerinden yararlanabileceğim
iki isim verildi." demiş. Mahmut Kemal, sık sık kullandığı küfürlü
üslubuyla sormuş:
— Hangi pezevenklermis onlar?...
Alman, Türkçe ’deki küfür ve hakaret sözlerini pek ayıramadığı
için rahatça cevap vermiş:
6.5.26
yetginhoca1


0 yorum:
Yorum Gönder