21 Şubat 2026 Cumartesi
19 Şubat 2026 Perşembe
HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ RAMAZAN AYI BOYUNCA DA AŞAĞIDA BELİRTİLEN HUSUSLARA ÖZEN GÖSTERİLMESİ İNSANSILIKTAN KURTULMAMIZA İNSANLAŞMAMIZA KATKI SAĞLAR,
HER
ZAMAN OLDUĞU GİBİ RAMAZAN AYI BOYUNCA DA AŞAĞIDA BELİRTİLEN HUSUSLARA ÖZEN
GÖSTERİLMESİ İNSANSILIKTAN KURTULMAMIZA İNSANLAŞMAMIZA KATKI SAĞLAR,
1-Her tür bedensel ve
psikolojik temizliğe dikkat edilmesi, dedikodu, alaya alma, aşağılama, sözlü ve
fiziki şiddet ile tüm negatif düşüncelerden uzak durulması,
2- Sevgi, yardımlaşma
ve dayanışma sözcüklerinin daha çok kullanılmaya çalışılması, güler yüzlülüğün
asla bırakılmaması, incinsen bile incitilmemesi,
3-Evrensel çevre
bilinciyle hareket edilmesi, din, dil, ırk, siyasi düşünce ayrımı yapmaksızın insan
haklarına ve tüm canlı haklarına saygı gösterilmesi,
4- Geçmişte bilerek
ya da bilmeyerek kırdığımız, üzdüğümüz zarar verdiğimiz hısım-akraba, arkadaş, komşu
ve her insanın gönlünün alınması, özeleştiri yapılması,
5-Çevremizde yoksul
ve yardıma ihtiyaç duyan komşularımız, arkadaşlarımız varsa onlara onurlarını
zedelemeden gizliliğe özen gösterilerek destek olunması,
6- Aile içinde ulusal
ve dini değerlerimizi öne çıkaran konuşmalara yer verilmesi, ramazan anılarının
paylaşılması, bu konuda örnek olaylara dayalı anlatımlar yapılması,
7- “Hayatta en hakiki
yol gösterici bilimdir” Atatürk .“İlim Çin'de bile olsa gidip onu alınız”
Hz. Muhammet. Bu sözlerin içeriklerinin anlatılması, bu çerçevede evrensel düzeyde
insanlık için önemli buluşlar yapmış insanların hatırlanması,
8- İftar vaktinden
epey önce olacak şekilde yetim ve öksüz çocukların aileleri, şehit ve gazi aileleri,
yaşlıların bulunduğu aileler, engelli vatandaşlarımızın aileleri, anne ve babalarından
ayrı yaşayan öğrenci evleri, yoksul aile ziyaretlerine yer verilmesi, gidilirken aile bütçesi
olanakları içerisinde olası ihtiyaç duyulabileceği öngörülen mütevazı hediyeler
götürülmesi,
9- Kendisi yapıyor
olsun veya olmasın… Herkesin inancına, ibadetine, namazına ve orucuna saygı
duyulması,
10- Başkalarının sözlerine
ve düşüncelerine katılmama özgürlüğümüzün olduğunun bilinmesi, ama başkalarının
da bu özgürlüklerinin olduğunun kabul edilerek saygı gösterilmesi.
11-Her tür aşırılıklardan
uzak durulması,
Olmazsa olmaz önemsediğim önceliklerim ve
önerilerimdir. 18.02.2026
Hıfzı Yetgin
15 Şubat 2026 Pazar
5 Şubat 2026 Perşembe
OKUL GAZETE VE DERGİLERİ
Önbilgi: Geçmişte Antalya İl milli Eğitim Müdürlüğü olarak bir dergi çıkarmıştık. Derginin de yasal olarak çıkmasını istiyorduk. O zamanın Antalya valiliği basın yayın Müdürü sayın Mustafa Uysaldan çıkarılacak dergilerle ilgili açıklama istediğimizde Sayın Uysal da bunu bize dergide yayınlanacak bir yazı şeklinde iletmişti. Biz de hem Milli eğitim Müdürlüğünün dergisini yasal zemine oturtmuştuk. Hem de okullarımızda çıkarılan dergilerin de yasal zeminde çıkarılması için rehberlik etmiştik.
OKUL GAZETE VE DERGİLERİ
Çok kıymeti Öğretmen arkadaşlarım; Sayın Valimizin destekleri ve Milli Eğitim Müdürlüğümüzün özverili çalışmaları ile yayınlanan Milli Eğitim Müdürlüğünün mesleki yayın organı derginin bu sayısında sizlere okullarımızın çıkarmak istedikleri ve çıkarmakta oldukları dergi ve gazetelerden bahsedeceğim.
Okulları adına dergi ve gazete çıkarmak isteyen okul müdürlerimiz Önce okul dergisi ve gazetesi çıkaracaklarına dair karar almaları gerekiyor. Bu aldıkları kararı Milli Eğitim Müdürlüğüne başvurarak onaylatmaları ve bunu takiben Valilik Makamına yazacakları bir dilekçe ile başvurmaları gerekmektedir. Yayın hayatına başlamadan önce aşağıdaki belgeler Valilikten havale ettirtilerek dilekçeler ile birlikte Emniyet Müdürlüğü Basın ve Protokol 5ube Müdürlüğüne vermeleri gerekmektedir.
İSTENİLEN BELGELER
1-Dilekçe (Valilik Makamından Havaleli) Dilekçede Yayının
dili, zamanı
belirtilecek, (örnek: Türkçe-İngilizce- Almanca) gibi.
2-
Basın Kanunu gereğince verilecek
Beyanname.
3- Yayın sahibi için Bilgi Çizelgesi.
4- Yayın sahibi için Nüfus cüzdan sureti.
5- ikametgah ilmühaberi .
6-
Yayın Sorumlu Yazı işleri Müdürünün Bilgi Çizelgesi.
7-
" " " Nüfus Cüzdanı sureti.
8- "
" " İkametgah İlmühaberi.(Muhtar Tasdikli)
9-
" " " Noter tasdikli diploma. :
10-
Yayın Şirketi adına ise Ana Sözleşmesİ.
11-
Yayın Dernek adına ise Dernek
Tüzüğünün tasdikli sureti.
12- Yayın şirketi veya dernek adına
yayınlanacak ise Yönetim Kurulu
Kararı.
13-
Yayın sahip ve Sorumlu Yazı Işlerinin sabıka kayıtları.
14-
Yarım kapak Telli Dosya.
Emniyet Müdürlüğüne bu belgeler teslim edildikten sonra kendilerine 5680 Sayılı Basın Kanunun 9. Maddesi
gereğince bir alındı belgesi verilecektir. Bu işlemden sonra okullarımız dergi ve gazetelerin! çıkarabilirler. 5680
Sayılı Basın Kanununun 12. Maddesi gereğince,
Okul dergi ve gazetelerinin
çıktığı günü takip eden çalışma
gününde çıktığı yerin
Cumhuriyet Savcılığına ve o yerin Mülki Amirliğine ikişer adet vermeleri zorunludur. Halen
çıkarılmakta olan okul dergisi
sahiplerine ve dergi çıkarmak
isteyenlere yardımcı olmak amacıyla
bu yazıyı kaleme aldım.
Bu vesile ile tüm öğretmen arkadaşlarımın Öğretmenler Gününü kutlar, başarılar dilerim.
Mustafa UYSAL Antalya Valiliği Basın Müdürü
2 Şubat 2026 Pazartesi
GYGES’İN BULDUĞU YÜZÜK VE DEMOKRASİ
GYGES’İN BULDUĞU YÜZÜK VE DEMOKRASİ
Gyges,
Lidya kralının hizmetinde çok dürüst,
adaletli ve çalışkan bir çobandır. Günün birinde
koyunları otlatırken bir deprem olur. Toprakta çatlaklar ve yarıklar oluşur. Büyükçe yarığın içine inen
meraklı Gyges, orada bir altın yüzük bulur. Yüzüğü
parmağına takar. O anda Gyges için bu
yüzük altındır ama sıradan bir yüzüktür. Çobanlar her ay sonunda kralı
bilgilendirmek ve talimatlarını almak için sarayda toplanmaktadırlar. Gyges
toplantıya parmağında yüzükle gider.
Toplantı
sırasında konuşmalar uzadıkça ve sıradanlaştıkça Gyges parmağındaki yüzükle
oynamaya başlar. Gyges oynarken yüzüğün taşını farkına varmadan avucunun içinde
çevirir. Yüzük taşı avucunun içine çevrildiğinde Gyges görünmez olmaktadır. Taş
elinin üzerine geldiğinde ise tekrar görünür duruma gelmektedir. Gyges ve
yanındakiler bu duruma çok şaşırırlar. Gyges yüzüğün tılsımını keşfettikten
sonra üzerinden hem kralın hem toplumun denetiminin kalktığını, bu farklılığın
kendisine pek çok alanda kontrolsüz “hareket özgürlüğü “ sağladığını hisseder.
O dürüst,
adaletli ve çalışkan çobanda hızlı değişiklikler oluşmaya başlar. Yaşantılar
çoğaldıkça Gyges kendisine bir hareket tarzı planlar ve görünmez olarak saraya
girer. Yüzüğün sağladığı bu farklılıkları kullanarak kraliçeyi baştan çıkarır.
Kraliçe ile birlikte olmaya başlarlar. Kraliçenin de desteği ile ikisi birlikte
kralın ölmesini (öldürerek) sağlarlar ve kendisini kral ilan eder.
Gyges
yüzüğün kendisine sağladığı ayrıcalığın yanı sıra gücüne bir de kral gücünü
ekleyince artık 'her istediğin, hiç çekinmeden hiçbir baskı da hissetmeden
ahlak, adalet ve dürüstlük gibi kavramlara da uymak gibi bir zorunluluğu
olmadan pervasızca uygulamalar yapmaya başlamıştır. Ve bunları da hiç kimse
görememektedir.
Görünmez
olununca insan doğası hemen devreye girecek ve doğa gereği üzerine toplum ve
çevre denetimini hissetmemeye, ahlak, hukuk vb. kuralların kendisi için de
uygulanabileceğini düşünmemeye başlarsa acaba neler yapabilir? Bunun
düşünülmesi gerekir.
Yaptıklarımın
sonucuna katlanma zorunluluğum kalmamışsa işlediğim bir kusur, kabahat veya
suçtan bir uyarı, kınama veya ceza almayacaksam hele hele yakalanma diye bir
derdim de kalmamışsa, ayıplanma, dışlanma gibi korkularda ortadan kalkmaktadır.
O zaman da dürüstlük, adalet, hak, hukuk, eşitlik gibi kavramlarda bireyde
karşılık bulmamaktadır. Bu konuda Chris
Horner ve Emrys Westacott insanlar için "Kimse mecbur olmasa ‘ahlâklı’ davranmaz!” diyorlar.
O zaman
bir soru ile şu önermede bulunabiliriz.
O halde
hak, hukuk, adalet, eşitlik, ahlak gibi şeyler oynamak zorunda kaldığımız
roller midir? Bu oyundaki rollerimiz, toplumda yer bularak yaşamak için
ödediğimiz bedeller midir?
Gücü elinde
bulunduranların ahlakı ile güçsüzlerin ahlakı aynı mıdır? Trump ile Demirtaş
aynı ahlak ölçülerinin sahibi midirler? Birisinin sana “enstrüman”
çaldırmayacağım demesi suç oluştururken ötekinin her şeyine el koyacağım demesi
nasıl kabul görmektedir? Gyges örneğine bakarak bu soruya yanıt vereceksek
gücümüz arttıkça görünmezliğimiz de çoğalmaktadır. Görünmezliğimiz ne kadar
çoğalırsa “yakalanma “ riskimiz de o kadar azalmaktadır. Platon, bir yazısında
şöyle söyler: “Haksızlıktan şikâyet
edenler, haksızlığa uğrayanlardır.” Eğer güçleri yetseydi, haksızlık etmek
fırsatını bulan herkes, haksızlık ederdi.” Dünyada bunca yaşanmışlık
gözümüzün önündeyken gel de Platon’a hadi ordan diyebilirsen de bakalım. Bir de
ezilenlerin milletinden olanlara
soralım. 2026 nın dünyasında güçlü mü olmak istersin haklı mı?
Şimdi bir soru ile bir önermede daha bulunma zamanı geldi. Nedir o?
Hak, hukuk, ahlak, yasalar, “gelenekler”… İnsanlara boyun eğdirmek için efendilerin belirlediği bir kurallar bütünü müdür? Ya
da uygulama gücün varsa bu hak, hukuk, adalet ve “gelenekler”…Efendilerin de
istedikleri her şeyi yapmaya kalkışmalarını engellemenin bir yolu olabilir mi?
Özetle
devlet aygıtı, onun kurumları ve kuralları herkesi haksızlık
yapmaktan uzak tuttuğu, eşitlik duygusunu hissettirdiği ve saygınlaştırma
oranları ne kadar insan merkezli ise yani kölenin haklarını ne kadar koruyorsa
her şeye rağmen insan için en iyisi o olacaktır. Çünkü; birisinin sınırını aşıp
ötekisine parmak sallamasına bu kurallar yine de sınır çizer. İşte efendiye
sınır çizebilme gücü ne kadar fazlaysa demokrasiniz de o ölçüde demokrasidir.
02.02.2026 Hıfzı Yetgin
30 Ocak 2026 Cuma
TÜM ZAMANLARIN EN İYİ FİLİMLERİ
🎬 Tüm Zamanların En İyi Filmleri
1. Baba
2. Esaretin Bedeli
3. Yurttaş Kane
4. Yedi Samuray
5. Schindler'in Listesi
6. 12 Öfkeli Adam
7. Baba Bölüm II
8. Kazablanka
9. Kara Şövalye
10. Arka Pencere
11. Tokyo Hikayesi
12. 2001: Bir Uzay Destanı
13. Bisiklet Hırsızları
14. Yağmurda Şarkı Söylemek
15. Şehir Işıkları
16. Parazit
17. Tanrı Şehri
18. Sinema Cenneti
19. Tatlı Hayat
20. Metropolis
21. Ucuz Roman
22. Vertigo
23. Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü
24. Sapık
25. Kıyamet
26. İyi, Kötü ve Çirkin
27. Gün Batımı Bulvar
28. Çin Mahallesi
29. Rıhtımlar Üzerinde
30. Üçüncü Adam
31. Ruhların Kaçışı
32. Sıkı Dostlar
33. Harika Bir Hayat
34. Rashomon
35. Yedinci Mühür
36. Dövüş Kulübü
37. Başlangıç
38. Forrest Gump
39. Matrix
40. Guguk Kuşu
41. 8½
42. Mulholland Çıkmazı
43. Kuzeye Kuzeye
44. Oz Büyücüsü
45. Persona
46. 400 Darbe
47. Aşk Zamanı
48. Modern Zamanlar
49. Eve Hakkında Her Şey
50. Pather Panchali
51.Potemkin Zırhlısı
52. Che (2008)
53. Mandela: Long Walk to Freedom (2013)
54. Viva Zapata! (1952)
55. Cumhuriyet (1998)
56. Mustafa (2008)
57. Veda (2010)
58. Dersimiz Atatürk (2010)
59. Atatürk (2023)
60. Kurtuluş (1994)
61. Çanakkale 1915 (2012)
62. Zaferin Rengi (2024)
CAHİL OLDUĞUMUZU ANLAYAMAMAK
CAHİL OLDUĞUMUZU ANLAYAMAMAK
Bilgiyi cezalandırırsanız, küçümserseniz insanların
bilinçaltlarına cehaletin iyi olduğunu önermiş olursunuz. Söz gelimi kitapları
suç aracı sayar radyo ve televizyonlarda bunları sergilerseniz. Bunu yaparak
cehalet iyidir demiş olursunuz. Yine “Biz okumuş insandan korkarız.” derseniz
yine bunu insanlara önermiş olursunuz. Yakın tarihimize bakarak bazı saptamalar
yapabiliriz.
Köy gençlerini enstitülere alıp oralarda çağın klasiklerini
okutursanız. Onları eğitim, tarım, sağlık alanlarında bilimsel bilgi ile
buluşturursanız bunun toplumda bir yansıması olur.
Peki, nasıl bir yansıma olur ?
Gençlerde bir uyanış başlar. Aydınlanma gelişir.
Anayasanıza düşünce ve örgütlenme ile
ilgili haklar yazarsanız (61 Anayasası) bunun da bir yansıması olur. Ki
olmuştur. Anayasanın sağladığı özgürlükler ve örgütlenme hakları toplumun tüm
kesimlerinde karşılık bulmaya başlamıştır. O günün koşullarında çok önemli
özgürlükler, halk kitlelerince keşfedildikçe kullanılmaya başlanmıştır. Kitap
okuma oranı hızlıca yükselmiştir.
Sendikal
örgütlenmeler, gençlik örgütlenmeleri, kooperatifçilik, mesleki örgütlenmeler
hızla yükselmiştir. Bu gelişmeler nüfusa göre patlama düzeylerine ulaşmaya başladıkça
da bu durumu kendileri için tehlike görenler tıpkı Köy Enstitüleri’ndeki
aydınlanmacı gelişmeyi nasıl durdurdularsa yine de boş durmadılar. 12. Mart’la
başladıkları hakları kısma ve halkı baskı altına çabaları 12 Eylül, 28 Şubat,
15 Temmuz ve sonrasında
yaşadıklarımızla devam etmiştir.
Sonuç ne oldu?
Cahil kalmak iyidir. Demesek de diyorum ama onu bile söyleyen
yetkililerimiz oldu. Devamla “taşımalı eğitim” projeleriyle öğretmenlerin köyle
ilişkileri kesilerek neredeyse kasabalara kadar uzanan şube ve bölümleri açılan
hocasız üniversiteler ile her mahallede birkaç tane olmak üzere açılan din ve
mezhep kurslarıyla müfredatımıza seçmeli ders adıyla başlatılıp fiiliyatta
zorunlu ders durumuna getirilen Kur’an-ı Kerim, Dini Bilgiler, Peygamberin Hayatı
ve Sosyal Bilgiler ile tarih müfredatlarının içi boşaltılarak da oralara
eklemlenen mezhepçi “İslâmTarihi” konularıyla cahil bırakıldık.
Şimdi son evreye geçiş hazırlıkları
yapılmaktadır. Başkanlıklar, Diyanet İşleri ve Bakanlıkların toplu
girişimleriyle kendi mahallelerindeki tacizler, tecavüzler ‘’bir kereden bir
şey olmaz” sözleri ile açıktan teorileştirilirken çağdaş tüm kurumların
okuttukları kitaplardan, giysilerine varana kadar her uygulamalarına müdahale
edilerek çağdaş her kurum en ufak olumsuzlukları basın yayın organları ve
iletişim araçlarıyla “habbe kubbeleştirilerek” değersizleştirilmeye
çalışılacaktır.
Bunun sonucunda da bir
süre sonra toplum artık cahil kaldığını bile anlayamaz duruma getirilecektir.
Çözüm; kalıcı haklar, kamucu kurumlar ve
örgütlü toplum için Ülkemizin ve hepimizin güçlü, iyi planlanmış ulusal, halkçı-devrimci
bir ittifaklaşmaya ihtiyacımız bulunmaktadır.
Her koşulda etnik köken, mezhep, ırk ve inanç baz alınmaksızın ,
ezilenlerin birliği temelinde halk güçleri birleşerek ve Cumhuriyet Devrimi’ne
sahip çıkarak, birlikte mücadelenin yolları bulunarak bu saldırılar püskürtülebilir.
Ardından ulusal, demokratik ve halkçı reformlarla cumhuriyet devrimi
geliştirilebilir.
Değilse. Geçmiş olsun. 28.01.2026 Hıfzı Yetgin
25 Ocak 2026 Pazar
RIFAT ILGAZ YAŞAR KEMAL VE ÂŞIK VEYSEL
RIFAT ILGAZ YAŞAR KEMAL VE ÂŞIK VEYSEL
Yaşar kemal Âşık Veysel’i İstanbul’a davet etmiştir. Şişli de bir salonda Veysel konser verecektir. Serde fukaralık var. İkisi birden Bahçekapı’dan tramvaya binip Şişli’deki salona yetişeceklerdir. Rıfat Ilgaz da bu iki güzel insanı görünce Yaşar Kemale sorar
-Nereye yahu?
-Şişliye salona der. Rıfat Ilgaz Yaşar Kemal’i söyle bir
süzer sonra kalabalığa bakar…
-Yahu iki gözü sağlam insanlar bile bu kalabalıkta tramvaya binip
Şişli’ye yetişemez. Siz İki kişi tek gözle nasıl başaracaksınız. Bu kalabalık
zaten Veysel’i dinlemek için gidiyor. Siz binin bir taksiye parasını verecek
birisi çıkar elbette. Der.
Rıfat Hoca’nın sözü dinlenir bir taksiye binilip Şişli’ye ulaşılır. Hepsi de ışıklarda uyusunlar.
23 Ocak 2026 Cuma
18 Ocak 2026 Pazar
HAYATIMDAN KESİTLER
HAYATIMDAN KESİTLER
https://drive.google.com/file/d/1Gdk1XppPZsKuzydQLDHZs-IaAvunAMII/view?usp=sharinghttps://drive.google.com/file/d/1Gdk1XppPZsKuzydQLDHZs-IaAvunAMII/view?usp=sharing
8 Ocak 2026 Perşembe
KASTAMONU KAR BOTU (GİVLE)
KASTAMONU KAR BOTU (GİVLE)
Kestane, karaağaç, kayın gibi sırık şeklindeki ağaçlar ateşte sağa sola çevirilerek ısıtılmak suretiyle yumuşatılır. Ağaçlar sıcakken yere daire oluşturacak şekilde çakılan kazıkların arasından geçirilerek yuvarlak şekil alması sağlanır. Kuruyunca da hayvan derilerinden elde edilen sırım denilen deri iplerle örülürdü.
3 Ocak 2026 Cumartesi
DİLERİM 2026 DA BUNLAR OLSUN.
DİLERİM 2026 DA BUNLAR OLSUN.
Yeni yılımız CUMHURİYET yılı olsun...
Yeni yılımız TAM BAĞIMSIZLIK yılı olsun...
Yeni yılımız LAİKLİK yılı olsun...
Yeni yılımız SOSYAL DEVLET yılı olsun...
Yeni yılımız HALKÇILIK yılı olsun...
Yeni yılımız ATATÜRK DEVRİMLERİ yılı olsun...
Yeni yılımız ULUSAL BİLİNÇ yılı olsun...
Yeni yılımız IRKÇILIKTAN UZAK MUTLULUK yılı olsun...
Yeni yılımız UYULAN ANAYASA yılı olsun...
Yeni yılımız NİTELİKLİ EĞİTİM YILI yılı olsun...
Yeni yılımız HUKUK DEVLETİ yılı olsun...
Yeni yılımız ADALET yılı olsun...
Yeni yılımız GÖNENÇ yılı olsun...
Yeni yılımız EŞİTLİK yılı olsun...
Yeni yılımız HOŞGÖRÜ yılı olsun...
Yeni yılımız DOSTLUK yılı olsun...
Yeni yılımız GÜVEN DUYMA YILI yılı olsun...
Yeni yılımız BÜYÜKLERİMİZİ SAYMA yılı olsun...
Yeni yılımız KÜÇÜKLERİMİZİ SEVME yılı olsun...
Yeni yılımız YÜKSELME yılı olsun...
Yeni yılımız İLERİ GİTMEK yılı olsun...
Yeni yılımız UYGARLIK yılı olsun...
Yeni yılımız SEVGİ yılı olsun...
Yeni yılımız AŞK yılı olsun...
Yeni yılımız MUTLULUK yılı olsun...
Yeni yılımız HUZUR yılı olsun...
Yeni yılımız BOLLUK yılı olsun...
Yeni yılımız BEREKET yılı olsun...
Yeni yılımız TOKLUK yılı olsun...
Yeni yılımız SAĞLIKLI YAŞAM yılı olsun...
Yeni yılımız ÖZGÜRLÜK yılı olsun...
Yeni yılımız DEMOKRASİ yılı olsun...
Yeni yılımız KARDEŞLİK yılı olsun...
Yeni yılımız DAYANIŞMA yılı olsun...
Yeni yılımız YARDIMLAŞMA yılı olsun...
Yeni yılımız BARIŞ yılı olsun...
Yeni yılımız KORKUSUZ YAŞAM yılı olsun...
Yeni yılımız EMPERYALİZMİN KAHROLMA yılı olsun...
Yeni yılımız BİLİM yılı olsun...
Yeni yılımız İNSANLIK yılı olsun...
Yeni yılımız DOĞAYA SAYGI yılı olsun...
Yeni yılımız ÇEVRE yılı olsun...
Yeni yılımız EMEK KUTSAL
yılı olsun...
EN ÖNEMLİSİ YENİ YILIMIZ SEÇİM YILI OLSUN ! Hyetgin
29 Aralık 2025 Pazartesi
DERİN KAR SENESİ VE KÖYÜMÜZE (BOZKÖY) İLK SOBANIN YAPILIŞI YA DA BENDEKİ ALGI.
DERİN KAR SENESİ VE KÖYÜMÜZE (BOZKÖY) İLK SOBANIN YAPILIŞI YA DA BENDEKİ ALGI.
PADEREVSKY: Kim biliyor musunuz?
https://www.marasgundem.com.tr/service/amp/yazarlar/paderevsky-ve-siyasilerimiz-1529450h
09 Ocak 2024 Salı 10:20
O, bir zamanlar Polonya'nın en ünlü piyanisti ve bestecisiydi. Hem de Chopin'i en iyi yorumlayanlardan biri... Sonra diplomat oldu. Dahası siyasete girdi ve Polonya'nın başbakanlığına seçildi.
Bir gün başbakan olarak Fransa gezisi sırasında Paris Üniversitesi müzik bölümünde okuyan bir genç yanına gelip;
"Siz o ünlü piyanist Jan Paderevsky değil misiniz? Diye sordu. Paderevsky;
"Evet, o benim" diye yanıtladı.
"Fakat şimdi?"
"Şimdi Polonya'nın başbakanıyım işte" deyince genç;
"Yaa öyle mi, ne büyük bir düşüş" diyerek, kinayeli bir cevap verir.
Paderevsky gencin bu sözünü hayatı boyunca kendine dert eder. Bir gün halka konuşurken şunları söyler;
"Piyanonun tuşlarına hükmetmek devlete hükmetmekten zormuş meğer..! Başbakan iken ırmak geçmeyen yere köprü vaat edersiniz herkes inanır. Halkı kandırarak devlete hükmedebilirsiniz, ama 7 oktavlı bir piyanoda, ‘’fa’’ sesine basıp ‘’do’’ diye yutturamazsınız.
Notalar sizi gerçeğe, yalnızca gerçeğe, matematiksel ölçüye, tartıya, armoniye, melodiye doğru sesi vermek için doğru tuşa basmaya mecbur eder. Müzik sizi yalandan, sahtelikten kurtarır. "Yani siyasetin işleyişi yalan üzerine, müziğin işleyişi doğru nota üzerine kuruludur.’’
Yanlış nota ile doğru müzik çalamazsınız ama güzel yalan ve vaatlerle iyi bir siyasetçi olabilirsiniz...
Yukarıda okuduğunuz Polonyalı Paderevsky meselesini Google’den okudum ve içinde yaşadığımız toplum yapısı ve siyasete bulaşan ülkemizde ki kimselerle ilişkilendirmeye çalıştım.
Bu açıdan meseleyi irdelediğimizde günümüzde siyasetin birçok değeri aşağılara çektiğine şahit oluyoruz. Bunu biz fark ediyoruz, keşke aşağıda işin lezzetinden kıvranan siyasilerde fark etseler.
Kaç cami imamı vaizi vardı, kürsüde cemaate güzel nasihatler, dualarla hutbelerle yararlı oluyorlardı, o hocaların ardında namaz kılmak için Cuma namazına cemaat erkenden gidiyordu yer bulamayız diye. Buna rağmen çoğu sefer camii dışına taşıyordu cemaat, cadde ve sokaklara halı serilip namaza duruluyordu.
Nice avukatlar vardı ferdi davalarda başarılı, hâkim karşısında mağduru yiğitçe savunuyor göz dolduruyorlardı. Doktorlarımız vardı marka değerleri yüksekti hayat kurtarıyorlardı, samimi davranışıyla daha dokunur dokunmaz vatandaşın ağrılarını dindiren sağlık camiasında değerlerimiz vardı. Bunları birçoğu bulundukları makamın yerin yüceliğini, güzelliğini göremedi; Çoğunun siyaset nefislerine hoş geldi; parti kapılarında, çapsız heyetlerin mülakatlarına muhatap olup, yalvar yakar kulislerle geldikleri makamlarda kendilerini yıprattılar, tükettiler.
Milletin gönlünde ve gözünde bir değerleri vardı, o krediyi de siyasi makamlarında yer ile yeksan ettiler. Sadece bir dönem belediye başkanı veya vekil oldular maaşları arttı fakat itibarları ayakaltına düştü.
Bölgemizin önemli yatırımcılarından Abdulkadir Konukoğlu isteseydi her zaman milletvekili olabilirdi, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı olabilirdi. Hatta bakan bile olabilirdi, fakat o doğru olanı yaptı siyasetin her şey olmadığını bilip ‘’Taş yerinde ağırdır.’’ sözünü doğrulayan tavrıyla bu gün zirvede, her siyasinin de gıpta ile baktığı, her partiden vatandaşın görünce ceketini iliklediği saygı değer bir isim olarak hayatına devam ediyor.
Demem o ki; sizi siz yapan değerleri bırakıp başka şeylerin peşinde koşmak değerinize asla bir değer katmaz.
Vatanımız milletimiz için yapılacak en nadide görev, uzmanlaştığımız alanda topluma, kente, ülkeye ve dünya ya faydalı olmaktır.
Bu ülkenin iyi bir siyasetçiden çok iyi bir öğretmene, cesur ve bilgili bir Avukata, hayat veren şifa dağıtan Doktora, çalmayan müteahite/mühendise, ilaç üretecek farmakoloğa, kumaşa hayat verecek terziye, hakkı hakikati yazacak gazeteciye ihtiyacı var.
En iyi vatandaş kendi işini doğru şekilde yapan vatandaştır. En kötü meslek ise, uzman olduğun işi bırakıp, bilmediğin beceremediğin işle uğraşıp hem kendini hem de kentini aşağı çekmektir.
24 Aralık 2025 Çarşamba
PEDAGOJİDE BİR PSİKOLOJİ DERSİ
PEDAGOJİDE BİR PSİKOLOJİ DERSİ
Yıl:1974,Yer: İstanbul Atatürk Eğitim
Enstitüsü, Bölüm: Eğitim bilimleri o zamanki adıyla pedagoji, Ders Psikolojiye
giriş, Öğretmen: Lütfi Öztabağ
Lütfi bey sınıfa girdi herkesin ayağa
kalkmasını ısrarla bekledi herkesin ayağa kalması tamamlanınca
- “Günaydın”,
- “Sağol”.
-Arkadaşlar
bugün duyu organları ile ilgili görüşmelerimiz başlayacak.
-Başlasın
hocam.
-Bir
arkadaş masaya gelsin. (Medeni cesaret gösterip bir kız arkadaş tahtaya doğru
yürüdü.) Tamam şimdi üzerindekileri çıkar. Arkadaş kazağını çıkardı. İçinde
gönmlek var. üzerindekileri çıkarsana evladım.
-nasıl
hocam ya? Gömleği de çıkarınca sütyenim var sadece.
-Tamam
tamam çıkar.
-Hayır
hocam soyun diyorsunuz. Soyunamam.
-Tamam
tamam başkası gelsin ya. (Bir erkek arkadaş çıktı. Üzerini gömlek ve atlet
dahil çıkardı. Lütfü hoca, Cebinden bir bez çıkardı.
- Şimdi
gözlerini bağlayacağım dedi. Arkadaşın gözlerini bağladı.Başka bir arkadaş daha
gelsin.
-Oda soyunacak mı hocam.
-Muzipliği
bırak o soyunmayacak.
Başka bir arkadaş daha çıktı. Sınıfa ve
arkadaşa sus işareti yaparak kendi cebinden 3 tane ucu sivri açılmış kurşun
kalemi çıkardı. Gözü kapalı vücudu açık arkadaşa.
-Bak
şimdi vücuduna ucu sivri bir şeyler değdireceğiz. Vücununa değen kaç obje hissediyorsan sayılarını söyleyeceksin. Tamam
mı? Hepimiz pür dikkat.Arkadaş,
-Tamam
hocam. Lütfü hoca arkadaşın sırt derisine bir kurşun kalemi değdirdi. Ardından
sordu.
-Kaç kalem
değdi? Arkadaş.
-Bir
kalem hocam. Hoca bu kez 3 kalemi birden değdirdi.Sordu? Arkadaş,
-Bir
kalem hocam. Hoca iki kalem değdirdi ve sordu.
-Kaç
kalem değdi?
-Bir kalem. Hoca kaç kalem değdirdiyse de hep bir kalem cevabını aldık. Sonra hoca bize döndü .
Sırt derisine 7 cm. çapında bir dairenin içerisine kaç kalem değdirirseniz değidirin. Hep bir olarak algılar. Hepimiz hayretlerdeyiz. Ve sonra aynı deneyi biribirimize yapmaya başladık. Derimiz gerçekten bir kalem algılıyordu. Diğer kalemleri algılamıyordu.
Peki
şimdi başka bir arkadaş gelsin. Bu kez soyunmayacak. Onunda gözlerini bağladı.
İki kurşun kalemi ensesinde birbirine vurdu.ve sordu
-
Ses hangi taraftan geldi? Arkadaş.
-Arka
taraftan hocam. Hoca sağ elinin altında
tıklattı. Arkadaş yine ensesini söyledi. Sol tarafta tıklattı. Arkadaş yine
ensesini söyledi.Hoca ayaklarına yakın yerde kalemleri birbirine vurdu arkadaş
yine sesin arka taraftan geldiğini söyleyince…Hoca sınıfa döndü.
-
Evet arkadaşlar insan görmediği zamanlarda sesi hep arka taraftan duyar. Çünkü
işitme merkezi Kafanın arka
tarafındadır. Mahkemelerde de tanık dinlenirken. Hakim önce gördün mü? Diye
sorar. Görmediyse sesin geldiği yönle ilgili yapılan tanıklıklar geçersizdir.Dedi.
Ders giderek ilginç duruma gelmeye başladı. Lütfü hoca,
-Nazar
nedir nazar?
- Hocam
nazar değdi falan denir de onu sormuyorsun herhalde?
- Evet
evet onu soruyorum, nedir nazar?
- Hurafe,
batıl inanç….halkın cahilliğinden faydalanıp, cahilliği paraya dönüştürme
hali…vs.vs.
Gazetelerden
birisinde o günlerde çıkan bir haber…” Sovyetler Birliğinde…. Adındaki adam
belli bir mesafeden bakınca 75 BG. Motoru istop ettiriyor…” “İsrailde bir adam
gözleriyle metali eğebiliyor…” bu haberler doğru olabilir mi? Sınıfta arkadaşlardan şiddetli itirazlar, gürültü,
uğultu özet… olmaz öyle şey hocam…74 yılında konuştuğumuz şeylere bakar mısın?
Pedagojide miyiz… yanlış yer valla… Lütfü bey sağ eliyle sol bileğindeki saati
düzeltip. Sınıfın durulmasını bekledikten sonra.
-Peki
Alfa ışını diye bir şey duydunuz mu?
-Evet
duyduk sanki…
-Nedir o?
-Işın
dediniz ya hocam. Işın ışık gibi bir şey.
-Peki
Beta….? Peki Gama?
-Onlarda
alfa gibi ufak şeyler…ışın… parçacık, görülmez şeyler hocam.
-Arkadaşlar
görme olayı ışığın yansıması ve kırılması ile alakalı durumdur. Gözden de bu
alfa, beta, gama ışınları çıkar. Bu ışınlar bir tür radyoaktiftir. Her kişide
değil ama bazı kişilerin gözlerinden çıkan bu ışınların kesişim noktasına denk geldiğinizde
denk geleni etkileyebilir…
-Hadi hocam
ya valla dalga geçiyorsun… Gülüşmeler gürültü, uğultu.
-Devam
edelim arkadaşlar… Röntgenle ilgilenen hastane personeli kurşun yelek giyer
neden?
-Çelik
pahalı da ondan mı hocam?
-Muzipliği
bırakın da mevzuya eğilin biraz.
-Eğiliyoruz….Eğil.
- Kurşun
radyoaktif ışınları “mas eder”
- Mas
değil hocam o 2 mars bir oyun derler … gülüşmeler.
- Mas
mas, mas etmek emmek soğurmak kurşun bu ışınları emer.
- Eee iyi
emerse emsin hocam…bizimle ilgisi hocam.
-Kurşun
neyi” mas” ediyordu, kime dökülüyordu?
öbür dersimizde bu soruların cevaplarını sizden alayım. Görüşmek üzere
arkadaşlar.
-Nazar
değdiği düşünülene dökülüyordu hocam…
-Evet
arkadaşlar halk bir şekilde kurşunun ışınları emdiğini onbinlerce yıl tecrübe ederek
keşfetmiş demek ki?...
-Paradigmamız sarsıldı…Hadi ya… Gerçekten de kurşun yelek giyiyormuş röntgenciler.
-Röntgenci
değil çocuk…Röntgen birimi çalışanları. Gülüşmeler.
-Olaya
hiç bu şekilde bakmamıştık konuyu hep hurafe olarak değerlendirmiştik…Halkın
tecrübesi..Teşekkür ederiz hocam. Renkli bir dersimiz daha düşünerek ufkumuzu
geliştiren bir kazanım ile sona erdi. 1974/ Hıfzı Yetgin
21.2.26
yetginhoca1



