21 Şubat 2026 Cumartesi

ÖĞRETMEN DOĞRUYU SÖYLER



 


19 Şubat 2026 Perşembe

HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ RAMAZAN AYI BOYUNCA DA AŞAĞIDA BELİRTİLEN HUSUSLARA ÖZEN GÖSTERİLMESİ İNSANSILIKTAN KURTULMAMIZA İNSANLAŞMAMIZA KATKI SAĞLAR,

HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ RAMAZAN AYI BOYUNCA DA AŞAĞIDA BELİRTİLEN HUSUSLARA ÖZEN GÖSTERİLMESİ İNSANSILIKTAN KURTULMAMIZA İNSANLAŞMAMIZA KATKI SAĞLAR,

1-Her tür bedensel ve psikolojik temizliğe dikkat edilmesi, dedikodu, alaya alma, aşağılama, sözlü ve fiziki şiddet ile tüm negatif düşüncelerden uzak durulması,

2- Sevgi, yardımlaşma ve dayanışma sözcüklerinin daha çok kullanılmaya çalışılması, güler yüzlülüğün asla bırakılmaması, incinsen bile incitilmemesi,

3-Evrensel çevre bilinciyle hareket edilmesi, din, dil, ırk, siyasi düşünce ayrımı yapmaksızın insan haklarına ve tüm canlı haklarına saygı gösterilmesi,

4- Geçmişte bilerek ya da bilmeyerek kırdığımız, üzdüğümüz zarar verdiğimiz hısım-akraba, arkadaş, komşu ve her insanın gönlünün alınması, özeleştiri yapılması,

5-Çevremizde yoksul ve yardıma ihtiyaç duyan komşularımız, arkadaşlarımız varsa onlara onurlarını zedelemeden gizliliğe özen gösterilerek destek olunması,

6- Aile içinde ulusal ve dini değerlerimizi öne çıkaran konuşmalara yer verilmesi, ramazan anılarının paylaşılması, bu konuda örnek olaylara dayalı anlatımlar yapılması,

7- “Hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir” Atatürk .“İlim Çin'de bile olsa gidip onu alınız” Hz. Muhammet. Bu sözlerin içeriklerinin anlatılması, bu çerçevede evrensel düzeyde insanlık için önemli buluşlar yapmış insanların hatırlanması,

8- İftar vaktinden epey önce olacak şekilde yetim ve öksüz çocukların aileleri, şehit ve gazi aileleri, yaşlıların bulunduğu aileler, engelli vatandaşlarımızın aileleri, anne ve babalarından ayrı yaşayan öğrenci evleri, yoksul aile ziyaretlerine yer verilmesi, gidilirken aile bütçesi olanakları içerisinde olası ihtiyaç duyulabileceği öngörülen mütevazı hediyeler götürülmesi,

9- Kendisi yapıyor olsun veya olmasın… Herkesin inancına, ibadetine, namazına ve orucuna saygı duyulması,

10- Başkalarının sözlerine ve düşüncelerine katılmama özgürlüğümüzün olduğunun bilinmesi, ama başkalarının da bu özgürlüklerinin olduğunun kabul edilerek saygı gösterilmesi.

11-Her tür aşırılıklardan uzak durulması,

    Olmazsa olmaz önemsediğim önceliklerim ve önerilerimdir. 18.02.2026

                                                                                       Hıfzı Yetgin

  


15 Şubat 2026 Pazar

ALFABELER

 ALFABELER

https://mahiye.com/index.php/mayana-kitapligi/

https://mahiye.com/index.php/mayana-kitapligi/

5 Şubat 2026 Perşembe

OKUL GAZETE VE DERGİLERİ

   Önbilgi: Geçmişte Antalya İl milli Eğitim Müdürlüğü olarak bir dergi çıkarmıştık. Derginin de yasal olarak çıkmasını istiyorduk. O zamanın Antalya valiliği basın yayın Müdürü sayın Mustafa Uysaldan  çıkarılacak dergilerle ilgili açıklama istediğimizde Sayın Uysal da bunu bize dergide yayınlanacak bir yazı şeklinde iletmişti. Biz de hem Milli eğitim Müdürlüğünün dergisini yasal zemine oturtmuştuk. Hem de okullarımızda çıkarılan  dergilerin de yasal zeminde çıkarılması için rehberlik etmiştik.         

                   OKUL GAZETE VE DERGİLERİ

       Çok kıymeti Öğretmen arkadaşlarım; Sayın Valimizin destekleri ve Milli Eğitim Müdürlüğümüzün özverili çalışmaları ile yayınlanan Milli Eğitim Müdürlüğünün mesleki ya­yın organı derginin bu sayısında sizlere okullarımızın çıkarmak istedikleri ve çıkarmakta ol­dukları dergi ve gazetelerden bahsedeceğim.

     Okulları adına dergi ve gazete çıkarmak isteyen okul müdürlerimiz Önce okul dergisi ve gazetesi çıkaracaklarına dair karar almaları gerekiyor. Bu aldıkları kararı Milli Eği­tim Müdürlüğüne başvurarak onaylatmaları ve bunu takiben Valilik Makamına yazacakları bir dilekçe ile başvurmaları gerekmektedir. Yayın hayatına başlamadan önce aşağıdaki belgeler Valilikten havale ettirtilerek dilekçeler ile birlikte Emniyet Müdürlüğü Basın ve Protokol 5ube Müdürlüğüne vermeleri gerekmektedir.

İSTENİLEN BELGELER                                                

1-Dilekçe (Valilik Makamından Havaleli) Dilekçede Yayının dili, zamanı belirtilecek, (örnek:  Türkçe-İngilizce- Almanca) gibi.

2- Basın Kanunu gereğince verilecek Beyanname.

3- Yayın sahibi için Bilgi Çizelgesi.

4- Yayın sahibi için Nüfus cüzdan sureti.

5- ikametgah ilmühaberi .

6- Yayın Sorumlu Yazı işleri Müdürünün Bilgi Çizelgesi.

7-    "     "            "          Nüfus Cüzdanı sureti.

8-    "     "           "           İkametgah İlmühaberi.(Muhtar Tasdikli)

9-    "     "            "          Noter tasdikli diploma.                          :

10- Yayın Şirketi adına ise Ana Sözleşmesİ.                                         

11- Yayın Dernek adına ise Dernek Tüzüğünün tasdikli sureti.

12- Yayın şirketi veya dernek adına yayınlanacak ise Yönetim Kurulu Kararı.

13- Yayın sahip ve Sorumlu Yazı Işlerinin sabıka kayıtları.

14- Yarım kapak Telli Dosya.

Emniyet Müdürlüğüne bu belgeler teslim edildikten sonra kendilerine 5680 Sayılı Basın Kanunun 9. Maddesi gereğince bir alındı belgesi verilecektir. Bu işlemden sonra okul­larımız dergi ve gazetelerin! çıkarabilirler. 5680 Sayılı Basın Kanununun 12. Maddesi ge­reğince, Okul dergi ve gazetelerinin çıktığı günü takip eden çalışma gününde çıktığı yerin Cumhuriyet Savcılığına ve o yerin Mülki Amirliğine ikişer adet vermeleri zorunludur. Halen çıkarılmakta olan okul dergisi sahiplerine ve dergi çıkarmak isteyenlere yardımcı olmak amacıyla bu yazıyı kaleme aldım.

            Bu vesile ile tüm öğretmen arkadaşlarımın Öğretmenler Gününü kutlar, başarılar dilerim.

Mustafa UYSAL Antalya Valiliği Basın Müdürü

2 Şubat 2026 Pazartesi

GYGES’İN BULDUĞU YÜZÜK VE DEMOKRASİ

       GYGES’İN BULDUĞU YÜZÜK VE DEMOKRASİ

      Gyges, Lidya kralının hizmetinde çok dürüst, adaletli ve çalışkan bir çobandır. Günün birinde koyunları otlatırken bir deprem olur. Toprakta çatlaklar ve yarıklar oluşur. Büyükçe yarığın içine inen meraklı Gyges, orada bir altın yüzük bulur. Yüzüğü parmağına takar. O anda Gyges  için bu yüzük altındır ama sıradan bir yüzüktür. Çobanlar her ay sonunda kralı bilgilendirmek ve talimatlarını almak için sarayda toplanmaktadırlar. Gyges toplantıya parmağında yüzükle gider.

Toplantı sırasında konuşmalar uzadıkça ve sıradanlaştıkça Gyges parmağındaki yüzükle oynamaya başlar. Gyges oynarken yüzüğün taşını farkına varmadan avucunun içinde çevirir. Yüzük taşı avucunun içine çevrildiğinde Gyges görünmez olmaktadır. Taş elinin üzerine geldiğinde ise tekrar görünür duruma gelmektedir. Gyges ve yanındakiler bu duruma çok şaşırırlar. Gyges yüzüğün tılsımını keşfettikten sonra üzerinden hem kralın hem toplumun denetiminin kalktığını, bu farklılığın kendisine pek çok alanda kontrolsüz “hareket özgürlüğü “ sağladığını hisseder.

O dürüst, adaletli ve çalışkan çobanda hızlı değişiklikler oluşmaya başlar. Yaşantılar çoğaldıkça Gyges kendisine bir hareket tarzı planlar ve görünmez olarak saraya girer. Yüzüğün sağladığı bu farklılıkları kullanarak kraliçeyi baştan çıkarır. Kraliçe ile birlikte olmaya başlarlar. Kraliçenin de desteği ile ikisi birlikte kralın ölmesini (öldürerek) sağlarlar ve kendisini kral ilan eder.

Gyges yüzüğün kendisine sağladığı ayrıcalığın yanı sıra gücüne bir de kral gücünü ekleyince artık 'her istediğin, hiç çekinmeden hiçbir baskı da hissetmeden ahlak, adalet ve dürüstlük gibi kavramlara da uymak gibi bir zorunluluğu olmadan pervasızca uygulamalar yapmaya başlamıştır. Ve bunları da hiç kimse görememektedir.

Görünmez olununca insan doğası hemen devreye girecek ve doğa gereği üzerine toplum ve çevre denetimini hissetmemeye, ahlak, hukuk vb. kuralların kendisi için de uygulanabileceğini düşünmemeye başlarsa acaba neler yapabilir? Bunun düşünülmesi gerekir.

Yaptıklarımın sonucuna katlanma zorunluluğum kalmamışsa işlediğim bir kusur, kabahat veya suçtan bir uyarı, kınama veya ceza almayacaksam hele hele yakalanma diye bir derdim de kalmamışsa, ayıplanma, dışlanma gibi korkularda ortadan kalkmaktadır. O zaman da dürüstlük, adalet, hak, hukuk, eşitlik gibi kavramlarda bireyde karşılık bulmamaktadır. Bu konuda Chris Horner ve Emrys Westacott insanlar için "Kimse mecbur olmasa ‘ahlâklı’ davranmaz!” diyorlar.

O zaman bir soru ile şu önermede bulunabiliriz.

O halde hak, hukuk, adalet, eşitlik, ahlak gibi şeyler oynamak zorunda kaldığımız roller midir? Bu oyundaki rollerimiz, toplumda yer bularak yaşamak için ödediğimiz bedeller midir?

Gücü elinde bulunduranların ahlakı ile güçsüzlerin ahlakı aynı mıdır? Trump ile Demirtaş aynı ahlak ölçülerinin sahibi midirler? Birisinin sana “enstrüman” çaldırmayacağım demesi suç oluştururken ötekinin her şeyine el koyacağım demesi nasıl kabul görmektedir? Gyges örneğine bakarak bu soruya yanıt vereceksek gücümüz arttıkça görünmezliğimiz de çoğalmaktadır. Görünmezliğimiz ne kadar çoğalırsa “yakalanma “ riskimiz de o kadar azalmaktadır. Platon, bir yazısında şöyle söyler: “Haksızlıktan şikâyet edenler, haksızlığa uğrayanlardır.” Eğer güçleri yetseydi, haksızlık etmek fırsatını bulan herkes, haksızlık ederdi.” Dünyada bunca yaşanmışlık gözümüzün önündeyken gel de Platon’a hadi ordan diyebilirsen de bakalım. Bir de ezilenlerin  milletinden olanlara soralım. 2026 nın dünyasında güçlü mü olmak istersin haklı mı?

Şimdi bir soru ile bir önermede daha bulunma zamanı geldi. Nedir o?

           Hak, hukuk, ahlak, yasalar, “gelenekler”… İnsanlara boyun eğdirmek için efendilerin belirlediği bir kurallar bütünü müdür? Ya da uygulama gücün varsa bu hak, hukuk, adalet ve “gelenekler”…Efendilerin de istedikleri her şeyi yapmaya kalkışmalarını engellemenin bir yolu olabilir mi?

         Özetle devlet aygıtı, onun kurumları ve kuralları herkesi haksızlık yapmaktan uzak tuttuğu, eşitlik duygusunu hissettirdiği ve saygınlaştırma oranları ne kadar insan merkezli ise yani kölenin haklarını ne kadar koruyorsa her şeye rağmen insan için en iyisi o olacaktır. Çünkü; birisinin sınırını aşıp ötekisine parmak sallamasına bu kurallar yine de sınır çizer. İşte efendiye sınır çizebilme gücü ne kadar fazlaysa demokrasiniz de o ölçüde demokrasidir. 02.02.2026 Hıfzı Yetgin

30 Ocak 2026 Cuma

TÜM ZAMANLARIN EN İYİ FİLİMLERİ

 🎬 Tüm Zamanların En İyi Filmleri

1. Baba

2. Esaretin Bedeli

3. Yurttaş Kane

4. Yedi Samuray

5. Schindler'in Listesi

6. 12 Öfkeli Adam

7. Baba Bölüm II

8. Kazablanka

9. Kara Şövalye

10. Arka Pencere

11. Tokyo Hikayesi

12. 2001: Bir Uzay Destanı

13. Bisiklet Hırsızları

14. Yağmurda Şarkı Söylemek

15. Şehir Işıkları

16. Parazit

17. Tanrı Şehri

18. Sinema Cenneti

19. Tatlı Hayat

20. Metropolis

21. Ucuz Roman

22. Vertigo

23. Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü

24. Sapık

25. Kıyamet

26. İyi, Kötü ve Çirkin

27. Gün Batımı Bulvar

28. Çin Mahallesi

29. Rıhtımlar Üzerinde

30. Üçüncü Adam

31. Ruhların Kaçışı

32. Sıkı Dostlar

33. Harika Bir Hayat

34. Rashomon

35. Yedinci Mühür

36. Dövüş Kulübü

37. Başlangıç

38. Forrest Gump

39. Matrix

40. Guguk Kuşu

41. 8½

42. Mulholland Çıkmazı

43. Kuzeye Kuzeye

44. Oz Büyücüsü

45. Persona

46. 400 Darbe

47. Aşk Zamanı

48. Modern Zamanlar

49. Eve Hakkında Her Şey

50. Pather Panchali

51.Potemkin Zırhlısı

52. Che (2008)

53.  Mandela: Long Walk to Freedom (2013)

54. Viva Zapata! (1952)

55.  Cumhuriyet (1998)

56. Mustafa (2008) 

57. Veda (2010)

58. Dersimiz Atatürk (2010)

59. Atatürk (2023)

60. Kurtuluş (1994)

61. Çanakkale 1915 (2012)

62. Zaferin Rengi (2024)



CAHİL OLDUĞUMUZU ANLAYAMAMAK

         CAHİL OLDUĞUMUZU ANLAYAMAMAK

Bilgiyi cezalandırırsanız, küçümserseniz insanların bilinçaltlarına cehaletin iyi olduğunu önermiş olursunuz. Söz gelimi kitapları suç aracı sayar radyo ve televizyonlarda bunları sergilerseniz. Bunu yaparak cehalet iyidir demiş olursunuz. Yine “Biz okumuş insandan korkarız.” derseniz yine bunu insanlara önermiş olursunuz. Yakın tarihimize bakarak bazı saptamalar yapabiliriz.

Köy gençlerini enstitülere alıp oralarda çağın klasiklerini okutursanız. Onları eğitim, tarım, sağlık alanlarında bilimsel bilgi ile buluşturursanız bunun toplumda bir yansıması olur.

Peki, nasıl bir yansıma olur ?

Gençlerde bir uyanış başlar. Aydınlanma gelişir.

        Anayasanıza düşünce ve örgütlenme ile ilgili haklar yazarsanız (61 Anayasası) bunun da bir yansıması olur. Ki olmuştur. Anayasanın sağladığı özgürlükler ve örgütlenme hakları toplumun tüm kesimlerinde karşılık bulmaya başlamıştır. O günün koşullarında çok önemli özgürlükler, halk kitlelerince keşfedildikçe kullanılmaya başlanmıştır. Kitap okuma oranı hızlıca yükselmiştir.

Sendikal örgütlenmeler, gençlik örgütlenmeleri, kooperatifçilik, mesleki örgütlenmeler hızla yükselmiştir. Bu gelişmeler nüfusa göre patlama düzeylerine ulaşmaya başladıkça da bu durumu kendileri için tehlike görenler tıpkı Köy Enstitüleri’ndeki aydınlanmacı gelişmeyi nasıl durdurdularsa yine de boş durmadılar. 12. Mart’la başladıkları hakları kısma ve halkı baskı altına çabaları 12 Eylül, 28 Şubat, 15 Temmuz ve sonrasında yaşadıklarımızla devam etmiştir.

Sonuç ne oldu?

Cahil kalmak iyidir. Demesek de diyorum ama onu bile söyleyen yetkililerimiz oldu. Devamla “taşımalı eğitim” projeleriyle öğretmenlerin köyle ilişkileri kesilerek neredeyse kasabalara kadar uzanan şube ve bölümleri açılan hocasız üniversiteler ile her mahallede birkaç tane olmak üzere açılan din ve mezhep kurslarıyla müfredatımıza seçmeli ders adıyla başlatılıp fiiliyatta zorunlu ders durumuna getirilen Kur’an-ı Kerim, Dini Bilgiler, Peygamberin Hayatı ve Sosyal Bilgiler ile tarih müfredatlarının içi boşaltılarak da oralara eklemlenen mezhepçi “İslâmTarihi” konularıyla cahil  bırakıldık.

 Şimdi son evreye geçiş hazırlıkları yapılmaktadır. Başkanlıklar, Diyanet İşleri ve Bakanlıkların toplu girişimleriyle kendi mahallelerindeki tacizler, tecavüzler ‘’bir kereden bir şey olmaz” sözleri ile açıktan teorileştirilirken çağdaş tüm kurumların okuttukları kitaplardan, giysilerine varana kadar her uygulamalarına müdahale edilerek çağdaş her kurum en ufak olumsuzlukları basın yayın organları ve iletişim araçlarıyla “habbe kubbeleştirilerek” değersizleştirilmeye çalışılacaktır.

Bunun sonucunda da bir süre sonra toplum artık cahil kaldığını bile anlayamaz duruma getirilecektir.

     Çözüm; kalıcı haklar, kamucu kurumlar ve örgütlü toplum için Ülkemizin ve hepimizin güçlü, iyi planlanmış ulusal, halkçı-devrimci bir ittifaklaşmaya ihtiyacımız bulunmaktadır.

Her koşulda etnik köken, mezhep, ırk ve inanç baz alınmaksızın , ezilenlerin birliği temelinde halk güçleri birleşerek ve Cumhuriyet Devrimi’ne sahip çıkarak, birlikte mücadelenin yolları bulunarak bu saldırılar püskürtülebilir. Ardından ulusal, demokratik ve halkçı reformlarla cumhuriyet devrimi geliştirilebilir.

Değilse. Geçmiş olsun. 28.01.2026 Hıfzı Yetgin

25 Ocak 2026 Pazar

RIFAT ILGAZ YAŞAR KEMAL VE ÂŞIK VEYSEL

            RIFAT ILGAZ YAŞAR KEMAL VE ÂŞIK VEYSEL

Yaşar kemal Âşık Veysel’i İstanbul’a davet etmiştir. Şişli de bir salonda Veysel konser verecektir. Serde fukaralık var. İkisi birden Bahçekapı’dan tramvaya binip Şişli’deki salona yetişeceklerdir. Rıfat Ilgaz da bu iki güzel insanı görünce Yaşar Kemale sorar

-Nereye yahu?

-Şişliye salona der. Rıfat Ilgaz Yaşar Kemal’i söyle bir süzer sonra kalabalığa bakar…

-Yahu iki gözü sağlam insanlar bile bu kalabalıkta tramvaya binip Şişli’ye yetişemez. Siz İki kişi tek gözle nasıl başaracaksınız. Bu kalabalık zaten Veysel’i dinlemek için gidiyor. Siz binin bir taksiye parasını verecek birisi çıkar elbette. Der.

              Rıfat Hoca’nın sözü dinlenir bir taksiye binilip Şişli’ye ulaşılır. Hepsi de ışıklarda uyusunlar.

23 Ocak 2026 Cuma

İYİBİR ÖĞRETİMİN PSİKOLOJİK İLKELERİ- 1978


İYİBİR ÖĞRETİMİN PSİKOLOJİK İLKELERİ- 1978





 

18 Ocak 2026 Pazar

HAYATIMDAN KESİTLER

 HAYATIMDAN KESİTLER

https://drive.google.com/file/d/1Gdk1XppPZsKuzydQLDHZs-IaAvunAMII/view?usp=sharinghttps://drive.google.com/file/d/1Gdk1XppPZsKuzydQLDHZs-IaAvunAMII/view?usp=sharing

8 Ocak 2026 Perşembe

KASTAMONU KAR BOTU (GİVLE)

        KASTAMONU KAR BOTU (GİVLE)

     Kestane, karaağaç, kayın gibi sırık şeklindeki ağaçlar ateşte sağa sola çevirilerek ısıtılmak suretiyle yumuşatılır. Ağaçlar sıcakken yere daire oluşturacak şekilde çakılan kazıkların arasından geçirilerek yuvarlak şekil alması sağlanır. Kuruyunca da hayvan derilerinden elde edilen sırım denilen deri iplerle örülürdü.


3 Ocak 2026 Cumartesi

DİLERİM 2026 DA BUNLAR OLSUN.

 

DİLERİM 2026 DA BUNLAR OLSUN.

Yeni yılımız CUMHURİYET yılı olsun...

Yeni yılımız TAM BAĞIMSIZLIK yılı olsun...

Yeni yılımız LAİKLİK yılı olsun...

Yeni yılımız SOSYAL DEVLET yılı olsun...

Yeni yılımız HALKÇILIK yılı olsun...

Yeni yılımız ATATÜRK DEVRİMLERİ yılı olsun...

Yeni yılımız ULUSAL BİLİNÇ yılı olsun...

Yeni yılımız IRKÇILIKTAN UZAK MUTLULUK yılı olsun...

Yeni yılımız UYULAN ANAYASA yılı olsun...

Yeni yılımız NİTELİKLİ EĞİTİM YILI yılı olsun...

Yeni yılımız HUKUK DEVLETİ yılı olsun...

Yeni yılımız ADALET yılı olsun...

Yeni yılımız GÖNENÇ yılı olsun...

Yeni yılımız EŞİTLİK yılı olsun...

Yeni yılımız HOŞGÖRÜ yılı olsun...

Yeni yılımız DOSTLUK yılı olsun...

Yeni yılımız GÜVEN DUYMA YILI yılı olsun...

Yeni yılımız BÜYÜKLERİMİZİ SAYMA yılı olsun...

Yeni yılımız KÜÇÜKLERİMİZİ SEVME yılı olsun...

Yeni yılımız YÜKSELME yılı olsun...

Yeni yılımız İLERİ GİTMEK yılı olsun...

Yeni yılımız UYGARLIK yılı olsun...

Yeni yılımız SEVGİ yılı olsun...

Yeni yılımız AŞK yılı olsun...

Yeni yılımız MUTLULUK yılı olsun...

Yeni yılımız HUZUR yılı olsun...

Yeni yılımız BOLLUK yılı olsun...

Yeni yılımız BEREKET yılı olsun...

Yeni yılımız TOKLUK yılı olsun...

Yeni yılımız SAĞLIKLI YAŞAM yılı olsun...

Yeni yılımız ÖZGÜRLÜK yılı olsun...

Yeni yılımız DEMOKRASİ yılı olsun...

Yeni yılımız KARDEŞLİK yılı olsun...

Yeni yılımız DAYANIŞMA yılı olsun...

Yeni yılımız YARDIMLAŞMA yılı olsun...

Yeni yılımız BARIŞ yılı olsun...

Yeni yılımız KORKUSUZ YAŞAM yılı olsun...

Yeni yılımız EMPERYALİZMİN KAHROLMA yılı olsun...

Yeni yılımız BİLİM yılı olsun...

Yeni yılımız İNSANLIK yılı olsun...

Yeni yılımız DOĞAYA SAYGI yılı olsun...

Yeni yılımız ÇEVRE yılı olsun...

Yeni yılımız EMEK KUTSAL  yılı olsun...

EN ÖNEMLİSİ YENİ YILIMIZ SEÇİM YILI OLSUN ! Hyetgin

29 Aralık 2025 Pazartesi

DERİN KAR SENESİ VE KÖYÜMÜZE (BOZKÖY) İLK SOBANIN YAPILIŞI YA DA BENDEKİ ALGI.

 DERİN KAR SENESİ VE KÖYÜMÜZE (BOZKÖY) İLK SOBANIN YAPILIŞI YA DA BENDEKİ ALGI.

Çok kar yağdığı bir yıldı. 54-55 olabilir. algım o şekilde. Köydeki Bozağanın nenem tarafının evinde ( nenem, dedem ve 4 amcam 3 amcam eşleri ile 4. bekar. 2.sinin birer, babamın 2 çocuğu var . 1800 lerde yapıldığı hesaplanan bir evdi) Oturuyoruz. Bir Cuma günü dedem eşeğin sırtına nasıl sardılarsa 5+5 _ 10 boş gaz tenekesi sarıp getişrmişti. Nenem Elif Gadun.,
- Uyy başıma gelen boş gaztenekesi de ne demek molla Şükrü diyerek tepki verdi. Dedem Molla Şükrü birazda keyifli "heh heehhe " kendine özel güşüşüyle.
- "Yarin ağşam ekmek evinin(bir nevi mutfak) ortasına ataş yakacuz ama ev yanmaycak "dedi. herkes şok. Nenem.
- Saputdung mu afyon mu içtin... enfiyemi çektin.? dedem.
- Zabah olsun görersinüz. dedi. Tenekeler indirildi. Sabah erken zaten kalkılırdı. Öğen (Avlu) kapısı taklamaya başladı. Herkesten erken dedem.
" Ooooppp göçmen geldiii. Diyerek koştu. Köyümüzün bir mahallesine Ömürzek'e Murat adında bir Bulgaristan Türkü... Köylülerime göre (bulgar) yerleştirilmişti. Murat amca yanında eşeği ile bazı alet edavat da getirmişti. Onlar indirildi. Öğene (Avlu) (Eve giriş yeri) ekipman kuruldu. Murat amça tenekeleri kumaş keser gibi kesip biçmeye başladı. Ne kadar çok şaşırmıştım. Tenekenin kesildiğini o gün gördüm. O tenekelerden bize 2 tane soba yaptı. Bunlara " gelin güldüren" denir dedi. İkisini de birer odaya kurdu ve ocak başlarındaki odunlarla tutuşturup yaktı. Herkeste bir korku.
- Ev yanar mı.? Yanmadı. Ekmek evinin ( Bir nevi mutfak) ortasında ateş yakıldı. Ama ev yanmadı. ilk sobanın sıcaklığını o yıl hissetmiştim. Yine o yıl öyle bir kar yağmıştı ki oluğa (Boruları bacağım kalınlığındaki genç çam fidanlarının içi 3cm. çapında 1.mlik burgularla iki tarafından delinen ağaç borulardı. Adına da (poyra) denirdi.) köy çeşmesine kadar gidilememişti. köyümüzün ilk sobası 54 veya 55 de yapılmıştı. O yıllarda ev ziyaretlerine çat kapı gidilirdi. kalabalık bir komşu grubunun ziyaretini ve hayret ifadelerini hiç unutamam.
-" Öğğğ Allahın İŞİİİ beee. Görüyangmı evin ortasına ayaş yakıyan ev yanmaya. Hedi gelde Allaha inanma. Mucize bee. Şeklindeki konuşmaları unutamıyor. Hıfzı YETGİN

PADEREVSKY: Kim biliyor musunuz?

https://www.marasgundem.com.tr/service/amp/yazarlar/paderevsky-ve-siyasilerimiz-1529450h 

09 Ocak 2024 Salı 10:20

. Paderevsky; kim biliyor musunuz?

O, bir zamanlar Polonya'nın en ünlü piyanisti ve bestecisiydi. Hem de Chopin'i en iyi yorumlayanlardan biri... Sonra diplomat oldu. Dahası siyasete girdi ve Polonya'nın başbakanlığına seçildi.

Bir gün başbakan olarak Fransa gezisi sırasında Paris Üniversitesi müzik bölümünde okuyan bir genç yanına gelip;

"Siz o ünlü piyanist Jan Paderevsky değil misiniz? Diye sordu. Paderevsky;

"Evet, o benim" diye yanıtladı.

"Fakat şimdi?"

"Şimdi Polonya'nın başbakanıyım işte" deyince genç;

"Yaa öyle mi, ne büyük bir düşüş" diyerek, kinayeli bir cevap verir.

Paderevsky gencin bu sözünü hayatı boyunca kendine dert eder. Bir gün halka konuşurken şunları söyler;

"Piyanonun tuşlarına hükmetmek devlete hükmetmekten zormuş meğer..! Başbakan iken ırmak geçmeyen yere köprü vaat edersiniz herkes inanır. Halkı kandırarak devlete hükmedebilirsiniz, ama 7 oktavlı bir piyanoda, ‘’fa’’ sesine basıp ‘’do’’ diye yutturamazsınız.

Notalar sizi gerçeğe, yalnızca gerçeğe, matematiksel ölçüye, tartıya, armoniye, melodiye doğru sesi vermek için doğru tuşa basmaya mecbur eder. Müzik sizi yalandan, sahtelikten kurtarır. "Yani siyasetin işleyişi yalan üzerine, müziğin işleyişi doğru nota üzerine kuruludur.’’

Yanlış nota ile doğru müzik çalamazsınız ama güzel yalan ve vaatlerle iyi bir siyasetçi olabilirsiniz...

Yukarıda okuduğunuz Polonyalı Paderevsky meselesini Google’den okudum ve içinde yaşadığımız toplum yapısı ve siyasete bulaşan ülkemizde ki kimselerle ilişkilendirmeye çalıştım.

Bu açıdan meseleyi irdelediğimizde günümüzde siyasetin birçok değeri aşağılara çektiğine şahit oluyoruz. Bunu biz fark ediyoruz, keşke aşağıda işin lezzetinden kıvranan siyasilerde fark etseler.

Kaç cami imamı vaizi vardı, kürsüde cemaate güzel nasihatler, dualarla hutbelerle yararlı oluyorlardı, o hocaların ardında namaz kılmak için Cuma namazına cemaat erkenden gidiyordu yer bulamayız diye. Buna rağmen çoğu sefer camii dışına taşıyordu cemaat, cadde ve sokaklara halı serilip namaza duruluyordu.

Nice avukatlar vardı ferdi davalarda başarılı, hâkim karşısında mağduru yiğitçe savunuyor göz dolduruyorlardı. Doktorlarımız vardı marka değerleri yüksekti hayat kurtarıyorlardı, samimi davranışıyla daha dokunur dokunmaz vatandaşın ağrılarını dindiren sağlık camiasında değerlerimiz vardı. Bunları birçoğu bulundukları makamın yerin yüceliğini, güzelliğini göremedi; Çoğunun siyaset nefislerine hoş geldi; parti kapılarında, çapsız heyetlerin mülakatlarına muhatap olup, yalvar yakar kulislerle geldikleri makamlarda kendilerini yıprattılar, tükettiler.

Milletin gönlünde ve gözünde bir değerleri vardı, o krediyi de siyasi makamlarında yer ile yeksan ettiler. Sadece bir dönem belediye başkanı veya vekil oldular maaşları arttı fakat itibarları ayakaltına düştü.

Bölgemizin önemli yatırımcılarından Abdulkadir Konukoğlu isteseydi her zaman milletvekili olabilirdi, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı olabilirdi. Hatta bakan bile olabilirdi, fakat o doğru olanı yaptı siyasetin her şey olmadığını bilip ‘’Taş yerinde ağırdır.’’ sözünü doğrulayan tavrıyla bu gün zirvede, her siyasinin de gıpta ile baktığı, her partiden vatandaşın görünce ceketini iliklediği saygı değer bir isim olarak hayatına devam ediyor.

 Demem o ki; sizi siz yapan değerleri bırakıp başka şeylerin peşinde koşmak değerinize asla bir değer katmaz.

Vatanımız milletimiz için yapılacak en nadide görev, uzmanlaştığımız alanda topluma, kente, ülkeye ve dünya ya faydalı olmaktır.

 Bu ülkenin iyi bir siyasetçiden çok iyi bir öğretmene,  cesur ve bilgili bir Avukata, hayat veren şifa dağıtan Doktora, çalmayan müteahite/mühendise, ilaç üretecek farmakoloğa, kumaşa hayat verecek terziye, hakkı hakikati yazacak gazeteciye ihtiyacı var.

En iyi vatandaş kendi işini doğru şekilde yapan vatandaştır. En kötü meslek ise, uzman olduğun işi bırakıp, bilmediğin beceremediğin işle uğraşıp hem kendini hem de kentini aşağı çekmektir.

24 Aralık 2025 Çarşamba

PEDAGOJİDE BİR PSİKOLOJİ DERSİ

     PEDAGOJİDE BİR PSİKOLOJİ DERSİ

    Yıl:1974,Yer: İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü, Bölüm: Eğitim bilimleri o zamanki adıyla pedagoji, Ders Psikolojiye giriş, Öğretmen: Lütfi Öztabağ

  Lütfi bey sınıfa girdi herkesin ayağa kalkmasını ısrarla bekledi herkesin ayağa kalması tamamlanınca

- “Günaydın”,

- “Sağol”.

-Arkadaşlar bugün duyu organları ile ilgili görüşmelerimiz başlayacak.

-Başlasın hocam.

-Bir arkadaş masaya gelsin. (Medeni cesaret gösterip bir kız arkadaş tahtaya doğru yürüdü.) Tamam şimdi üzerindekileri çıkar. Arkadaş kazağını çıkardı. İçinde gönmlek var. üzerindekileri çıkarsana evladım.

-nasıl hocam ya? Gömleği de çıkarınca sütyenim var sadece.

-Tamam tamam çıkar.

-Hayır hocam soyun diyorsunuz. Soyunamam.

-Tamam tamam başkası gelsin ya. (Bir erkek arkadaş çıktı. Üzerini gömlek ve atlet dahil çıkardı. Lütfü hoca, Cebinden bir bez çıkardı.

- Şimdi gözlerini bağlayacağım dedi. Arkadaşın gözlerini bağladı.Başka bir arkadaş daha gelsin.

-Oda  soyunacak mı hocam.

-Muzipliği bırak o soyunmayacak.

 Başka bir arkadaş daha çıktı. Sınıfa ve arkadaşa sus işareti yaparak kendi cebinden 3 tane ucu sivri açılmış kurşun kalemi çıkardı. Gözü kapalı vücudu açık arkadaşa.

-Bak şimdi vücuduna ucu sivri bir şeyler değdireceğiz. Vücununa değen kaç obje  hissediyorsan sayılarını söyleyeceksin. Tamam mı? Hepimiz pür dikkat.Arkadaş,

-Tamam hocam. Lütfü hoca arkadaşın sırt derisine bir kurşun kalemi değdirdi. Ardından sordu.

-Kaç kalem değdi?  Arkadaş.

-Bir kalem hocam. Hoca bu kez 3 kalemi birden değdirdi.Sordu? Arkadaş,

-Bir kalem hocam. Hoca iki kalem değdirdi ve sordu.

-Kaç kalem değdi?

-Bir kalem. Hoca kaç kalem değdirdiyse de hep bir kalem cevabını aldık. Sonra hoca bize döndü . 

  Sırt derisine 7 cm. çapında bir dairenin içerisine kaç kalem değdirirseniz değidirin. Hep bir olarak algılar. Hepimiz hayretlerdeyiz. Ve sonra aynı deneyi biribirimize yapmaya başladık. Derimiz gerçekten bir kalem algılıyordu. Diğer kalemleri algılamıyordu.

Peki şimdi başka bir arkadaş gelsin. Bu kez soyunmayacak. Onunda gözlerini bağladı. İki kurşun kalemi ensesinde birbirine vurdu.ve sordu

- Ses hangi taraftan geldi? Arkadaş.

-Arka taraftan hocam. Hoca  sağ elinin altında tıklattı. Arkadaş yine ensesini söyledi. Sol tarafta tıklattı. Arkadaş yine ensesini söyledi.Hoca ayaklarına yakın yerde kalemleri birbirine vurdu arkadaş yine sesin arka taraftan geldiğini söyleyince…Hoca sınıfa döndü.

- Evet arkadaşlar insan görmediği zamanlarda sesi hep arka taraftan duyar. Çünkü işitme merkezi  Kafanın arka tarafındadır. Mahkemelerde de tanık dinlenirken. Hakim önce gördün mü? Diye sorar. Görmediyse sesin geldiği yönle ilgili yapılan tanıklıklar geçersizdir.Dedi. Ders giderek ilginç duruma gelmeye başladı. Lütfü hoca,

-Nazar nedir nazar?

- Hocam nazar değdi falan denir de onu sormuyorsun herhalde?

- Evet evet onu soruyorum, nedir nazar?

- Hurafe, batıl inanç….halkın cahilliğinden faydalanıp, cahilliği paraya dönüştürme hali…vs.vs.

    Gazetelerden birisinde o günlerde çıkan bir haber…” Sovyetler Birliğinde…. Adındaki adam belli bir mesafeden bakınca 75 BG. Motoru istop ettiriyor…” “İsrailde bir adam gözleriyle metali eğebiliyor…” bu haberler doğru olabilir mi?  Sınıfta arkadaşlardan şiddetli itirazlar, gürültü, uğultu özet… olmaz öyle şey hocam…74 yılında konuştuğumuz şeylere bakar mısın? Pedagojide miyiz… yanlış yer valla… Lütfü bey sağ eliyle sol bileğindeki saati düzeltip. Sınıfın durulmasını bekledikten sonra.

-Peki Alfa ışını diye bir şey duydunuz mu?

-Evet duyduk sanki…

-Nedir o?

-Işın dediniz ya hocam. Işın ışık gibi bir şey.

-Peki Beta….? Peki Gama?

-Onlarda alfa gibi ufak şeyler…ışın… parçacık, görülmez şeyler hocam.

-Arkadaşlar görme olayı ışığın yansıması ve kırılması ile alakalı durumdur. Gözden de bu alfa, beta, gama ışınları çıkar. Bu ışınlar bir tür radyoaktiftir. Her kişide değil ama bazı kişilerin gözlerinden çıkan bu ışınların kesişim noktasına denk geldiğinizde denk geleni etkileyebilir…

-Hadi hocam ya valla dalga geçiyorsun… Gülüşmeler gürültü, uğultu.

-Devam edelim arkadaşlar… Röntgenle ilgilenen hastane personeli kurşun yelek giyer neden?

-Çelik pahalı da ondan mı hocam?

-Muzipliği bırakın da mevzuya eğilin biraz.

-Eğiliyoruz….Eğil.

- Kurşun radyoaktif ışınları “mas eder”

- Mas değil hocam o 2 mars bir oyun derler … gülüşmeler.

- Mas mas, mas etmek emmek soğurmak kurşun bu ışınları emer.

- Eee iyi emerse emsin hocam…bizimle ilgisi hocam.

-Kurşun neyi” mas” ediyordu, kime dökülüyordu?  öbür dersimizde bu soruların cevaplarını sizden alayım. Görüşmek üzere arkadaşlar.

-Nazar değdiği düşünülene dökülüyordu hocam…

-Evet arkadaşlar halk bir şekilde kurşunun ışınları emdiğini onbinlerce yıl tecrübe ederek keşfetmiş demek ki?...

-Paradigmamız sarsıldı…Hadi ya… Gerçekten de kurşun yelek giyiyormuş röntgenciler.

-Röntgenci değil çocuk…Röntgen birimi çalışanları. Gülüşmeler.

-Olaya hiç bu şekilde bakmamıştık konuyu hep hurafe olarak değerlendirmiştik…Halkın tecrübesi..Teşekkür ederiz hocam. Renkli bir dersimiz daha düşünerek ufkumuzu geliştiren bir kazanım ile sona erdi. 1974/ Hıfzı Yetgin


Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Premium Wordpress Themes