CAHİL OLDUĞUMUZU ANLAYAMAMAK
Bilgiyi cezalandırırsanız, küçümserseniz insanların
bilinçaltlarına cehaletin iyi olduğunu önermiş olursunuz. Söz gelimi kitapları
suç aracı sayar radyo ve televizyonlarda bunları sergilerseniz. Bunu yaparak
cehalet iyidir demiş olursunuz. Yine “Biz okumuş insandan korkarız.” derseniz
yine bunu insanlara önermiş olursunuz. Yakın tarihimize bakarak bazı saptamalar
yapabiliriz.
Köy gençlerini enstitülere alıp oralarda çağın klasiklerini
okutursanız. Onları eğitim, tarım, sağlık alanlarında bilimsel bilgi ile
buluşturursanız bunun toplumda bir yansıması olur.
Peki, nasıl bir yansıma olur ?
Gençlerde bir uyanış başlar. Aydınlanma gelişir.
Anayasanıza düşünce ve örgütlenme ile
ilgili haklar yazarsanız (61 Anayasası) bunun da bir yansıması olur. Ki
olmuştur. Anayasanın sağladığı özgürlükler ve örgütlenme hakları toplumun tüm
kesimlerinde karşılık bulmaya başlamıştır. O günün koşullarında çok önemli
özgürlükler, halk kitlelerince keşfedildikçe kullanılmaya başlanmıştır. Kitap
okuma oranı hızlıca yükselmiştir.
Sendikal
örgütlenmeler, gençlik örgütlenmeleri, kooperatifçilik, mesleki örgütlenmeler
hızla yükselmiştir. Bu gelişmeler nüfusa göre patlama düzeylerine ulaşmaya başladıkça
da bu durumu kendileri için tehlike görenler tıpkı Köy Enstitüleri’ndeki
aydınlanmacı gelişmeyi nasıl durdurdularsa yine de boş durmadılar. 12. Mart’la
başladıkları hakları kısma ve halkı baskı altına çabaları 12 Eylül, 28 Şubat,
15 Temmuz ve sonrasında
yaşadıklarımızla devam etmiştir.
Sonuç ne oldu?
Cahil kalmak iyidir. Demesek de diyorum ama onu bile söyleyen
yetkililerimiz oldu. Devamla “taşımalı eğitim” projeleriyle öğretmenlerin köyle
ilişkileri kesilerek neredeyse kasabalara kadar uzanan şube ve bölümleri açılan
hocasız üniversiteler ile her mahallede birkaç tane olmak üzere açılan din ve
mezhep kurslarıyla müfredatımıza seçmeli ders adıyla başlatılıp fiiliyatta
zorunlu ders durumuna getirilen Kur’an-ı Kerim, Dini Bilgiler, Peygamberin Hayatı
ve Sosyal Bilgiler ile tarih müfredatlarının içi boşaltılarak da oralara
eklemlenen mezhepçi “İslâmTarihi” konularıyla cahil bırakıldık.
Şimdi son evreye geçiş hazırlıkları
yapılmaktadır. Başkanlıklar, Diyanet İşleri ve Bakanlıkların toplu
girişimleriyle kendi mahallelerindeki tacizler, tecavüzler ‘’bir kereden bir
şey olmaz” sözleri ile açıktan teorileştirilirken çağdaş tüm kurumların
okuttukları kitaplardan, giysilerine varana kadar her uygulamalarına müdahale
edilerek çağdaş her kurum en ufak olumsuzlukları basın yayın organları ve
iletişim araçlarıyla “habbe kubbeleştirilerek” değersizleştirilmeye
çalışılacaktır.
Bunun sonucunda da bir
süre sonra toplum artık cahil kaldığını bile anlayamaz duruma getirilecektir.
Çözüm; kalıcı haklar, kamucu kurumlar ve
örgütlü toplum için Ülkemizin ve hepimizin güçlü, iyi planlanmış ulusal, halkçı-devrimci
bir ittifaklaşmaya ihtiyacımız bulunmaktadır.
Her koşulda etnik köken, mezhep, ırk ve inanç baz alınmaksızın ,
ezilenlerin birliği temelinde halk güçleri birleşerek ve Cumhuriyet Devrimi’ne
sahip çıkarak, birlikte mücadelenin yolları bulunarak bu saldırılar püskürtülebilir.
Ardından ulusal, demokratik ve halkçı reformlarla cumhuriyet devrimi
geliştirilebilir.
Değilse. Geçmiş olsun. 28.01.2026 Hıfzı Yetgin
30.1.26
yetginhoca1


0 yorum:
Yorum Gönder