29 Aralık 2025 Pazartesi

DERİN KAR SENESİ VE KÖYÜMÜZE (BOZKÖY) İLK SOBANIN YAPILIŞI YA DA BENDEKİ ALGI.

 DERİN KAR SENESİ VE KÖYÜMÜZE (BOZKÖY) İLK SOBANIN YAPILIŞI YA DA BENDEKİ ALGI.

Çok kar yağdığı bir yıldı. 54-55 olabilir. algım o şekilde. Köydeki Bozağanın nenem tarafının evinde ( nenem, dedem ve 4 amcam 3 amcam eşleri ile 4. bekar. 2.sinin birer, babamın 2 çocuğu var . 1800 lerde yapıldığı hesaplanan bir evdi) Oturuyoruz. Bir Cuma günü dedem eşeğin sırtına nasıl sardılarsa 5+5 _ 10 boş gaz tenekesi sarıp getişrmişti. Nenem Elif Gadun.,
- Uyy başıma gelen boş gaztenekesi de ne demek molla Şükrü diyerek tepki verdi. Dedem Molla Şükrü birazda keyifli "heh heehhe " kendine özel güşüşüyle.
- "Yarin ağşam ekmek evinin(bir nevi mutfak) ortasına ataş yakacuz ama ev yanmaycak "dedi. herkes şok. Nenem.
- Saputdung mu afyon mu içtin... enfiyemi çektin.? dedem.
- Zabah olsun görersinüz. dedi. Tenekeler indirildi. Sabah erken zaten kalkılırdı. Öğen (Avlu) kapısı taklamaya başladı. Herkesten erken dedem.
" Ooooppp göçmen geldiii. Diyerek koştu. Köyümüzün bir mahallesine Ömürzek'e Murat adında bir Bulgaristan Türkü... Köylülerime göre (bulgar) yerleştirilmişti. Murat amca yanında eşeği ile bazı alet edavat da getirmişti. Onlar indirildi. Öğene (Avlu) (Eve giriş yeri) ekipman kuruldu. Murat amça tenekeleri kumaş keser gibi kesip biçmeye başladı. Ne kadar çok şaşırmıştım. Tenekenin kesildiğini o gün gördüm. O tenekelerden bize 2 tane soba yaptı. Bunlara " gelin güldüren" denir dedi. İkisini de birer odaya kurdu ve ocak başlarındaki odunlarla tutuşturup yaktı. Herkeste bir korku.
- Ev yanar mı.? Yanmadı. Ekmek evinin ( Bir nevi mutfak) ortasında ateş yakıldı. Ama ev yanmadı. ilk sobanın sıcaklığını o yıl hissetmiştim. Yine o yıl öyle bir kar yağmıştı ki oluğa (Boruları bacağım kalınlığındaki genç çam fidanlarının içi 3cm. çapında 1.mlik burgularla iki tarafından delinen ağaç borulardı. Adına da (poyra) denirdi.) köy çeşmesine kadar gidilememişti. köyümüzün ilk sobası 54 veya 55 de yapılmıştı. O yıllarda ev ziyaretlerine çat kapı gidilirdi. kalabalık bir komşu grubunun ziyaretini ve hayret ifadelerini hiç unutamam.
-" Öğğğ Allahın İŞİİİ beee. Görüyangmı evin ortasına ayaş yakıyan ev yanmaya. Hedi gelde Allaha inanma. Mucize bee. Şeklindeki konuşmaları unutamıyor. Hıfzı YETGİN

PADEREVSKY: Kim biliyor musunuz?

https://www.marasgundem.com.tr/service/amp/yazarlar/paderevsky-ve-siyasilerimiz-1529450h 

09 Ocak 2024 Salı 10:20

. Paderevsky; kim biliyor musunuz?

O, bir zamanlar Polonya'nın en ünlü piyanisti ve bestecisiydi. Hem de Chopin'i en iyi yorumlayanlardan biri... Sonra diplomat oldu. Dahası siyasete girdi ve Polonya'nın başbakanlığına seçildi.

Bir gün başbakan olarak Fransa gezisi sırasında Paris Üniversitesi müzik bölümünde okuyan bir genç yanına gelip;

"Siz o ünlü piyanist Jan Paderevsky değil misiniz? Diye sordu. Paderevsky;

"Evet, o benim" diye yanıtladı.

"Fakat şimdi?"

"Şimdi Polonya'nın başbakanıyım işte" deyince genç;

"Yaa öyle mi, ne büyük bir düşüş" diyerek, kinayeli bir cevap verir.

Paderevsky gencin bu sözünü hayatı boyunca kendine dert eder. Bir gün halka konuşurken şunları söyler;

"Piyanonun tuşlarına hükmetmek devlete hükmetmekten zormuş meğer..! Başbakan iken ırmak geçmeyen yere köprü vaat edersiniz herkes inanır. Halkı kandırarak devlete hükmedebilirsiniz, ama 7 oktavlı bir piyanoda, ‘’fa’’ sesine basıp ‘’do’’ diye yutturamazsınız.

Notalar sizi gerçeğe, yalnızca gerçeğe, matematiksel ölçüye, tartıya, armoniye, melodiye doğru sesi vermek için doğru tuşa basmaya mecbur eder. Müzik sizi yalandan, sahtelikten kurtarır. "Yani siyasetin işleyişi yalan üzerine, müziğin işleyişi doğru nota üzerine kuruludur.’’

Yanlış nota ile doğru müzik çalamazsınız ama güzel yalan ve vaatlerle iyi bir siyasetçi olabilirsiniz...

Yukarıda okuduğunuz Polonyalı Paderevsky meselesini Google’den okudum ve içinde yaşadığımız toplum yapısı ve siyasete bulaşan ülkemizde ki kimselerle ilişkilendirmeye çalıştım.

Bu açıdan meseleyi irdelediğimizde günümüzde siyasetin birçok değeri aşağılara çektiğine şahit oluyoruz. Bunu biz fark ediyoruz, keşke aşağıda işin lezzetinden kıvranan siyasilerde fark etseler.

Kaç cami imamı vaizi vardı, kürsüde cemaate güzel nasihatler, dualarla hutbelerle yararlı oluyorlardı, o hocaların ardında namaz kılmak için Cuma namazına cemaat erkenden gidiyordu yer bulamayız diye. Buna rağmen çoğu sefer camii dışına taşıyordu cemaat, cadde ve sokaklara halı serilip namaza duruluyordu.

Nice avukatlar vardı ferdi davalarda başarılı, hâkim karşısında mağduru yiğitçe savunuyor göz dolduruyorlardı. Doktorlarımız vardı marka değerleri yüksekti hayat kurtarıyorlardı, samimi davranışıyla daha dokunur dokunmaz vatandaşın ağrılarını dindiren sağlık camiasında değerlerimiz vardı. Bunları birçoğu bulundukları makamın yerin yüceliğini, güzelliğini göremedi; Çoğunun siyaset nefislerine hoş geldi; parti kapılarında, çapsız heyetlerin mülakatlarına muhatap olup, yalvar yakar kulislerle geldikleri makamlarda kendilerini yıprattılar, tükettiler.

Milletin gönlünde ve gözünde bir değerleri vardı, o krediyi de siyasi makamlarında yer ile yeksan ettiler. Sadece bir dönem belediye başkanı veya vekil oldular maaşları arttı fakat itibarları ayakaltına düştü.

Bölgemizin önemli yatırımcılarından Abdulkadir Konukoğlu isteseydi her zaman milletvekili olabilirdi, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı olabilirdi. Hatta bakan bile olabilirdi, fakat o doğru olanı yaptı siyasetin her şey olmadığını bilip ‘’Taş yerinde ağırdır.’’ sözünü doğrulayan tavrıyla bu gün zirvede, her siyasinin de gıpta ile baktığı, her partiden vatandaşın görünce ceketini iliklediği saygı değer bir isim olarak hayatına devam ediyor.

 Demem o ki; sizi siz yapan değerleri bırakıp başka şeylerin peşinde koşmak değerinize asla bir değer katmaz.

Vatanımız milletimiz için yapılacak en nadide görev, uzmanlaştığımız alanda topluma, kente, ülkeye ve dünya ya faydalı olmaktır.

 Bu ülkenin iyi bir siyasetçiden çok iyi bir öğretmene,  cesur ve bilgili bir Avukata, hayat veren şifa dağıtan Doktora, çalmayan müteahite/mühendise, ilaç üretecek farmakoloğa, kumaşa hayat verecek terziye, hakkı hakikati yazacak gazeteciye ihtiyacı var.

En iyi vatandaş kendi işini doğru şekilde yapan vatandaştır. En kötü meslek ise, uzman olduğun işi bırakıp, bilmediğin beceremediğin işle uğraşıp hem kendini hem de kentini aşağı çekmektir.

24 Aralık 2025 Çarşamba

PEDAGOJİDE BİR PSİKOLOJİ DERSİ

     PEDAGOJİDE BİR PSİKOLOJİ DERSİ

    Yıl:1974,Yer: İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü, Bölüm: Eğitim bilimleri o zamanki adıyla pedagoji, Ders Psikolojiye giriş, Öğretmen: Lütfi Öztabağ

  Lütfi bey sınıfa girdi herkesin ayağa kalkmasını ısrarla bekledi herkesin ayağa kalması tamamlanınca

- “Günaydın”,

- “Sağol”.

-Arkadaşlar bugün duyu organları ile ilgili görüşmelerimiz başlayacak.

-Başlasın hocam.

-Bir arkadaş masaya gelsin. (Medeni cesaret gösterip bir kız arkadaş tahtaya doğru yürüdü.) Tamam şimdi üzerindekileri çıkar. Arkadaş kazağını çıkardı. İçinde gönmlek var. üzerindekileri çıkarsana evladım.

-nasıl hocam ya? Gömleği de çıkarınca sütyenim var sadece.

-Tamam tamam çıkar.

-Hayır hocam soyun diyorsunuz. Soyunamam.

-Tamam tamam başkası gelsin ya. (Bir erkek arkadaş çıktı. Üzerini gömlek ve atlet dahil çıkardı. Lütfü hoca, Cebinden bir bez çıkardı.

- Şimdi gözlerini bağlayacağım dedi. Arkadaşın gözlerini bağladı.Başka bir arkadaş daha gelsin.

-Oda  soyunacak mı hocam.

-Muzipliği bırak o soyunmayacak.

 Başka bir arkadaş daha çıktı. Sınıfa ve arkadaşa sus işareti yaparak kendi cebinden 3 tane ucu sivri açılmış kurşun kalemi çıkardı. Gözü kapalı vücudu açık arkadaşa.

-Bak şimdi vücuduna ucu sivri bir şeyler değdireceğiz. Vücununa değen kaç obje  hissediyorsan sayılarını söyleyeceksin. Tamam mı? Hepimiz pür dikkat.Arkadaş,

-Tamam hocam. Lütfü hoca arkadaşın sırt derisine bir kurşun kalemi değdirdi. Ardından sordu.

-Kaç kalem değdi?  Arkadaş.

-Bir kalem hocam. Hoca bu kez 3 kalemi birden değdirdi.Sordu? Arkadaş,

-Bir kalem hocam. Hoca iki kalem değdirdi ve sordu.

-Kaç kalem değdi?

-Bir kalem. Hoca kaç kalem değdirdiyse de hep bir kalem cevabını aldık. Sonra hoca bize döndü . 

  Sırt derisine 7 cm. çapında bir dairenin içerisine kaç kalem değdirirseniz değidirin. Hep bir olarak algılar. Hepimiz hayretlerdeyiz. Ve sonra aynı deneyi biribirimize yapmaya başladık. Derimiz gerçekten bir kalem algılıyordu. Diğer kalemleri algılamıyordu.

Peki şimdi başka bir arkadaş gelsin. Bu kez soyunmayacak. Onunda gözlerini bağladı. İki kurşun kalemi ensesinde birbirine vurdu.ve sordu

- Ses hangi taraftan geldi? Arkadaş.

-Arka taraftan hocam. Hoca  sağ elinin altında tıklattı. Arkadaş yine ensesini söyledi. Sol tarafta tıklattı. Arkadaş yine ensesini söyledi.Hoca ayaklarına yakın yerde kalemleri birbirine vurdu arkadaş yine sesin arka taraftan geldiğini söyleyince…Hoca sınıfa döndü.

- Evet arkadaşlar insan görmediği zamanlarda sesi hep arka taraftan duyar. Çünkü işitme merkezi  Kafanın arka tarafındadır. Mahkemelerde de tanık dinlenirken. Hakim önce gördün mü? Diye sorar. Görmediyse sesin geldiği yönle ilgili yapılan tanıklıklar geçersizdir.Dedi. Ders giderek ilginç duruma gelmeye başladı. Lütfü hoca,

-Nazar nedir nazar?

- Hocam nazar değdi falan denir de onu sormuyorsun herhalde?

- Evet evet onu soruyorum, nedir nazar?

- Hurafe, batıl inanç….halkın cahilliğinden faydalanıp, cahilliği paraya dönüştürme hali…vs.vs.

    Gazetelerden birisinde o günlerde çıkan bir haber…” Sovyetler Birliğinde…. Adındaki adam belli bir mesafeden bakınca 75 BG. Motoru istop ettiriyor…” “İsrailde bir adam gözleriyle metali eğebiliyor…” bu haberler doğru olabilir mi?  Sınıfta arkadaşlardan şiddetli itirazlar, gürültü, uğultu özet… olmaz öyle şey hocam…74 yılında konuştuğumuz şeylere bakar mısın? Pedagojide miyiz… yanlış yer valla… Lütfü bey sağ eliyle sol bileğindeki saati düzeltip. Sınıfın durulmasını bekledikten sonra.

-Peki Alfa ışını diye bir şey duydunuz mu?

-Evet duyduk sanki…

-Nedir o?

-Işın dediniz ya hocam. Işın ışık gibi bir şey.

-Peki Beta….? Peki Gama?

-Onlarda alfa gibi ufak şeyler…ışın… parçacık, görülmez şeyler hocam.

-Arkadaşlar görme olayı ışığın yansıması ve kırılması ile alakalı durumdur. Gözden de bu alfa, beta, gama ışınları çıkar. Bu ışınlar bir tür radyoaktiftir. Her kişide değil ama bazı kişilerin gözlerinden çıkan bu ışınların kesişim noktasına denk geldiğinizde denk geleni etkileyebilir…

-Hadi hocam ya valla dalga geçiyorsun… Gülüşmeler gürültü, uğultu.

-Devam edelim arkadaşlar… Röntgenle ilgilenen hastane personeli kurşun yelek giyer neden?

-Çelik pahalı da ondan mı hocam?

-Muzipliği bırakın da mevzuya eğilin biraz.

-Eğiliyoruz….Eğil.

- Kurşun radyoaktif ışınları “mas eder”

- Mas değil hocam o 2 mars bir oyun derler … gülüşmeler.

- Mas mas, mas etmek emmek soğurmak kurşun bu ışınları emer.

- Eee iyi emerse emsin hocam…bizimle ilgisi hocam.

-Kurşun neyi” mas” ediyordu, kime dökülüyordu?  öbür dersimizde bu soruların cevaplarını sizden alayım. Görüşmek üzere arkadaşlar.

-Nazar değdiği düşünülene dökülüyordu hocam…

-Evet arkadaşlar halk bir şekilde kurşunun ışınları emdiğini onbinlerce yıl tecrübe ederek keşfetmiş demek ki?...

-Paradigmamız sarsıldı…Hadi ya… Gerçekten de kurşun yelek giyiyormuş röntgenciler.

-Röntgenci değil çocuk…Röntgen birimi çalışanları. Gülüşmeler.

-Olaya hiç bu şekilde bakmamıştık konuyu hep hurafe olarak değerlendirmiştik…Halkın tecrübesi..Teşekkür ederiz hocam. Renkli bir dersimiz daha düşünerek ufkumuzu geliştiren bir kazanım ile sona erdi. 1974/ Hıfzı Yetgin


22 Aralık 2025 Pazartesi

CABASI HAYAT OLDU


 

18 Aralık 2025 Perşembe

ATATÜRK'ÜN OKUDUĞU KİTAPLAR

https://anitkabir.com.tr/icerik/9/kitap-yayinlari 

13 Kasım 2025 Perşembe

ÖZGÜVEN ÖLÇÜTÜ

 

Sözüm Beşiktaş'tan dışarı...Uzun teneffüste öğretmenler odasına gidip çayı arkadaşlarıyla içebilen, yemekhanesi olan okulda yemek tabldotunu eline alıp boş olan bir sandalye arayarak oturup yemeğini yiyebilen... yemekten sonra da boş tabaklarını  konulması gereken yere eliyle götürüp bırakabilen  müdür yaptıklarına ve yapacaklarına güvenen, özgüveni olan müdürdür...söyleyecek sözü olmayan müdür öğretmenler odasından da, yemek odasından da korkar. Gruplartdan ayrılan başkanlara gitsin. Aklıma geldi yazdım. Hepsi o kadar. Hıfzı Yetgin

2 Kasım 2025 Pazar

ANITKABİRDEN GÜZEL BİR ARŞİV

21 Ekim 2025 Salı

BARIŞ

 “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinin temelinde yatan insan sevgisi ve insanlık anlayışıdır. Atatürk, “Biz kimsenin düşmanı değiliz, yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.” derken eşsiz bir insan sevgisinden, insan saygısından bahsetmiştir.



29 Eylül 2025 Pazartesi

OMUZ VEREN ÇOK OLURSA YÜK AZALIR


 

8 Eylül 2025 Pazartesi

BİR EĞİTİM-ÖĞRETİM YILINA DAHA BAŞLARKEN…

       BİR EĞİTİM-ÖĞRETİM YILINA DAHA BAŞLARKEN…

    Eğitim tarihimizde de epey sayıda başarıya imza attığımızın altını çizerken duygusallaşmadım diyemem. Üstelik bu başarılar Dünyada da olumlu örnekler olarak not edildi. Uzağa gitmeden yakın tarihimizle ilgili konuşalım. Söz gelimi Dünya da tek ve eşi olmayan bir uygulama yaptık. Kurtuluş savaşımız sürerken eğitim kongresi düzenledik.

    Ulusal Kurtuluş savaşımız zaferle taçlandığında Anadolu ve Trakya da nüfusumuzun %80 den fazlası köylerde, %20 ye yakın bir nüfusta kentlerde yaşıyordu. Köylerde okul sayısı neredeyse yok sayıda. Kentlerde de çok az sayıda. Okuryazarlık oranı da okul sayısı ile uyumlu. Köylerde sıfıra yakın, kentlerde kâğıt üzerinde %7 gözükse de, yaygın olan durum bilenin yok denilecek kadar çok az olduğudur.

    Çağın dâhisi bir lider, insanımızı okuryazar yapmamız lazım dedi. Öğretmen sayısı çok az. Fakat kararlılık çok yüksek. Ortak akıl çözümü bulmakta gecikmedi. Okuryazar olan herkes öğretmen, okur-yazar olmayan herkes de öğrenci oldu. Bulunduğumuz her mekânı derslik saydık. Adını da millet mektepleri koyduk. Başöğretmenimizde Mustafa Kemal Atatürk oldu.  Ve on binlerce insanımızı kısa sürede okur-yazar yaptık. Ama bu durum sürdürülebilir bir değişim sağlayamazdı.

    Kurucu ve kurtarıcı önderlik, okuryazar olan askerler veya askerde okur-yazar olan gençler arasından eğitmenliğe yatkın olanları altı aylık bir kursa tabi tuttu. Bu gençlere marangozluk, demircilik, duvar ustalığı, tarım bilgisi ve yine onlarla birlikte hazırlanan okuma-yazma ve matematik öğretme kılavuz kitaplarını da tahta bavullarına koyarak eğitmen adıyla köylere gönderdik. 3 yıllık ilkokullarda eğitmenlik yapmalarını sağladık.

    Eğitim düzeyi yükseldikçe kısa süreler içinde bu yapılanlar da yetmemeye başladı. Bu durum üzerine Dünyanın halende daha konuşup model aldığı destansı köy enstitülerini kurduk. Öğrencilerimizi bulduk. Binamız yoktu. Öğrencilerimizle binalarımızı yaptık. Onlarla birlikte ışıklar yakıp birlikte aydınlandık. Birlikte düşündük, birlikte ürettik ve hep birlikte iyiye çağdaş uygarlığa doğru koşmaya başladık.

    O günün sınırlı olanaklarıyla Dünya üzerinde yayınlanmış tüm klasikleri Türkçeye çevirdik. Klasiklerin on binlerce insan tarafından okunmasını sağladık. Büyük bir kültür atılımı yaptık.

    1929 larda Dünya ekonomik krizlerle boğuşurken biz limon-portakal satarak onlarca fabrika kurduk ve %12 leri bulan büyüme rakamlarına ulaştık.

    Bugün çevrimiçi eğitim diye adlandırdığımız sistemin mektupla öğretim adıyla önemli kurucularından ve geliştiricilerinden birisi yine biz olduk.

    BÖYLELİKLE;

    Ümmetten millet, enkazdan devlet, yoktan Cumhuriyet yarattık.

    Bugün Dünya’nın en iyisi olmamızı hiçbir güç engelleyememeli. Bu görevi, bu

  sorumluluğu en başta biz öğretmenler içselleştirmeli ve omuzlarımızda hissetmeliyiz. Bu duygu ve düşüncelerle 2025-2026 Eğitim- Öğretim yılımızı kutluyorum.

  Başöğretmenimizin gösterdiği hedefe hiç durmadan yürüme ülkümüzü ödünsüz sürdürelim. 08.09.2025                                             Hıfzı Yetgin                

25 Ağustos 2025 Pazartesi

KRALLARIN OYUNU SATRANÇ, OYUNLARIN KRALI BRİÇ


KRALLARIN OYUNU SATRANÇ, OYUNLARIN KRALI BRİÇ

Satranç mı, briç mi? Her ikisi de akıl yürütme ve düşünmeyi geliştiren muhteşem sporlardır. Çoklu düşünme becerisine katkıları hiç yadsınmadı. Önemleri de zamanla hem daha çok artıyor, hem de hissediliyor. O nedenle birisi diğerine alternatif değildir. Her iki akıl sporunun da muhakkak sayısız yararları var, her iki spor dalının da çocuklara önerilmesi gerekir. 

Satranç, satranç tahtası denilen 8×8'lik kare bir alan üzerinde 32 adet satranç taşıyla oynanır. Bu 32 taşın yarısı siyahsa diğer yarısı da beyaz taşlardan oluşur. Tahtasında 8x8 toplam 64 kare bulunur. Bu karelerin de yarısı siyah, yarısı beyaz renklerden oluşur. Taraflardan birisi beyaz diğeri siyah renkli taşları alır.

        Her oyuncunun bir seferde bir hamle yapma hakkı vardır. Hamleler sonucu bir oyuncu rakibin şahına saldırır ve “şah çekerse” ve rakip oyuncu da çekilen şahı bir sonraki hamlesiyle kesemez duruma gelirse Şah ve mat gerçekleşir. Oyun Şah çekenin galibiyetiyle sonuçlanır.  Ya da bir oyuncunun şahının bulunduğu kare tehdit altında olmadığı halde bu oyuncunun kalan tek taşı şah ise ve şahının tehdit altında olmayan bir kareye yapabileceği bir hamlesi yoksa oyun pat olur, bu durumda da oyunun beraberlikle sonuçlanmış olur.

Briç de elli iki kartla oynanan bir akıl sporudur. Genellikle başlama yaşı olarak  13-14 yaş önerilmektedir. Briç öğrenip oynamaya başlayan çocuğun briç oyunu sırasında bilişsel ve üst bilişsel becerileri gelişir. Bu gelişme onların akademik başarılarına etki eder.

Briç oynayan çocuk öncelikle oyun masasında matematik yapmak zorundadır. Matematiğin yanında Karşı takımın oyuncularının jest ve mimiklerini aynı zamanda takım arkadaşının da ses tonundan jest ve mimiklerine varana kadar her şeyini dikkatle izlemesi gerekir. Bu durum dikkat gelişmesine önemli katkı sağlar. Yine takım arkadaşı olan ortağıyla da sembollerle iletişim kurmak zorundadır. Bu birlikte danışarak bulmaca ya da problem çözmeye dönüşen bir oyun gibidir. Çocuğun hep akışta kalmasını sağlayarak dikkat ve izleme durumunu hayatına transfer etmesine yol açar. Masada oturma alışkanlığı kazanması ders çalışırken de yoğunlaşma sağlamasına ve masada uzun süre oturabilme alışkanlığına katkı sağlar.

        Briç oynayan çocuklar hem oyun sırasında hem oyun aralarında birbirleriyle sürekli etkileşim içinde olurlar. Sonuçta bu durum pek sosyal beceriler de edinmelerine yol açar, akran öğrenmesine zirve yaptırır. Köklü arkadaşlıkların ve dostlukların gelişmesine de zemin hazırlar.

Okullarımızda satranç çok yeterli olmamakla birlikte epeyce yaygın yer almaya başlamıştır. Bu sevindiricidir ancak dünya şampiyonlukları da kazandığımız bir spor olmasına rağmen briç henüz istenilen ilgi ve desteği görmemektedir. Briçe de gerekli önem verilmeli ve desteklenmelidir.

                                                                           25.08.2025 Hıfzı Yetgin

 

27 Haziran 2025 Cuma

KİN TUTAN HAYVANLAR

KİN TUTAN HAYVANLAR 
 
  Yukarıdaki sosyal medya paylaşımını  gruplarımdan paylaştığımda bazı arkadaşlar görsele yapay zeka ürünü falan gibi yorumlar yapıtılar. Belki de öyledir.  

   Ama hayvanlarda haksızlığa  tepki verme refleksi olabiliyor. Tanıdığım bir arkadaş hapishane de koğuşa gelen bir kediyi gördüğü yerde azarlar, kızar, kovalar, kötü muamele eder... Kedi, arkadaşı ne zaman görse ona ters ters bakmaya başlar. Bir gün koğuşta kimsenin olmadığı bir zamanda kedi koğuşa girer ve arkadaşın yatağının üzerindeki albümde olan   fotografını dişleyip tırnaklayarak hıncını almaya çalışır... Bu yaşanmış bir olaydır.  Ayrıca  fillerin kin tuttuklarını filmlerden anımsıyoruz. Anadolu'da köpeklerin kendilerine iyi davranmayan insanlara saldırdıklarına dair pek çok hikaye dinlemişizdir. Yine kargaların yaşadıkları olumsuzlukları 17 yıl kadar unutmadıklarına dair bilimsel (Dr. Marzluff )açıklamalar bulunmaktadır. Kazlar ve kuzgunlar üzerine de yaşayanlardan hikayeler dinlemişimdir. Yine ortaokul öğrenci olduğum yıllarda köyde hayvan otlatırken. Bir komşumuza  iyi davranmadığı kendi  (boğa) danasının saldırdığına ve ağır yaraladığına bizzat tanık olmuştum.

     Bu tanıklıklar dinleme ve duyumlardan sonra açıkcası  bu görselin de gerçek olabilme olasılığını oldukça yüksek buluyorum. O nedenle de paylaşıyorum.  27.06.2025 Hıfzı Yetgin

15 Mayıs 2025 Perşembe

SANAL MÜZELER

GEZMEK İSTEDİĞİNİZ MÜZENİN ELEKRONİK ADRESİNİ KOPYALAYINIZ VE ARAMA ÇUBUĞUNA YAPIŞTIRINIZ

MÜZELER HAFTASI (18-24 MAYIS ) •Sanal Müzeler•

bit.ly/3bCEKKv Anadolu Medeniyetler Müzesi

bit.ly/2VARdIL Dolmabahçe Sarayı

bit.ly/3eUMB8i Panorama 1453 Tarih Müzesi

bit.ly/3aDoQy2 Topkapı Sarayı

bit.ly/2zy0s4d Türk İslam Eserleri

bit.ly/2VXgkVh Mevlana Müzesi

bit.ly/3fZaL1D 15 Temmuz Hafıza Müzesi

bit.ly/355sqj8 Kapadokya Karanlık Kilise

bit.ly/3cQ0HpB İstanbul Kız Kulesi

bit.ly/3eQ3XDe Rahmi Koç Müzesi

bit.ly/3cPlwRI Anıtkabir

bit.ly/2SaosAO Kurtuluş Savaşı Müzesi

bit.ly/2KvBkx2 Cumhuriyet Müzesi

bit.ly/2Y5hIbd Troya Müzesi

bit.ly/3ePYqfE Gazi Müzesi

•Sanal Müzeler

bit.ly/3bCN9O3 Göbeklitepe Örenyeri

bit.ly/2VDal9i Etnoğrafya Müzesi

bit.ly/2VZASfM Antalya Müzesi

bit.ly/2x78vnt Boğazköy Müzesi

bit.ly/2Kzoxtr Antep Arkeoloji Müzesi

bit.ly/2xYwAxk Zeugma Müzesi

bit.ly/3eOSPGw Çorum Müzesi

bit.ly/3eQ3NeX Şanlıurfa Müzesi

bit.ly/3cL9h8N Adana Müzesi

bit.ly/2VCTG5N Hatay Arkeoloji Müzesi

bit.ly/3cLbEZf Yapı Kredi Sanal Müze

bit.ly/2VD9iWT Efes Müzesi

bit.ly/3bBl4Xa Ankara Resim ve Heykel Müzesi

bit.ly/355VeYO Sakıp Sabancı Müzesi Dijital Koleksiyonları ve Arşivleri

bit.ly/2TjSylX Oyuncak Müzesi

bit.ly/2AzoCLW 3D Mekanlar

bit.ly/2LDYRwm Amerikan Uçak Müzesi

bit.ly/3cInDal Sanal Müze

https://stellarium-web.org/ Gökbilim, Yıldızlar ve Gökyüzü HaritasıMÜZELER HAFTASI (18-24 MAYIS ) •Sanal Müzeler•

bit.ly/3bCEKKv Anadolu Medeniyetler Müzesi

bit.ly/2VARdIL Dolmabahçe Sarayı

bit.ly/3eUMB8i Panorama 1453 Tarih Müzesi

bit.ly/3aDoQy2 Topkapı Sarayı

bit.ly/2zy0s4d Türk İslam Eserleri

bit.ly/2VXgkVh Mevlana Müzesi

bit.ly/3fZaL1D 15 Temmuz Hafıza Müzesi

bit.ly/355sqj8 Kapadokya Karanlık Kilise

bit.ly/3cQ0HpB İstanbul Kız Kulesi

bit.ly/3eQ3XDe Rahmi Koç Müzesi

bit.ly/3cPlwRI Anıtkabir

bit.ly/2SaosAO Kurtuluş Savaşı Müzesi

bit.ly/2KvBkx2 Cumhuriyet Müzesi

bit.ly/2Y5hIbd Troya Müzesi

bit.ly/3ePYqfE Gazi Müzesi

•Sanal Müzeler

bit.ly/3bCN9O3 Göbeklitepe Örenyeri

bit.ly/2VDal9i Etnoğrafya Müzesi

bit.ly/2VZASfM Antalya Müzesi

bit.ly/2x78vnt Boğazköy Müzesi

bit.ly/2Kzoxtr Antep Arkeoloji Müzesi

bit.ly/2xYwAxk Zeugma Müzesi

bit.ly/3eOSPGw Çorum Müzesi

bit.ly/3eQ3NeX Şanlıurfa Müzesi

bit.ly/3cL9h8N Adana Müzesi

bit.ly/2VCTG5N Hatay Arkeoloji Müzesi

bit.ly/3cLbEZf Yapı Kredi Sanal Müze

bit.ly/2VD9iWT Efes Müzesi

bit.ly/3bBl4Xa Ankara Resim ve Heykel Müzesi

bit.ly/355VeYO Sakıp Sabancı Müzesi Dijital Koleksiyonları ve Arşivleri

bit.ly/2TjSylX Oyuncak Müzesi

bit.ly/2AzoCLW 3D Mekanlar

bit.ly/2LDYRwm Amerikan Uçak Müzesi

bit.ly/3cInDal Sanal Müze

https://stellarium-web.org/ Gökbilim, Yıldızlar ve Gökyüzü Haritası 

1 Mayıs 2025 Perşembe

ATATÜRK VE ÖĞRETMEN

Mustafa Kemal'in Öğretmenlere Hitabı (KÜTAHYA LİSESİ - 24 MART 1923)

 Atatürk\'ün Öğretmenlere Hitabı

(KÜTAHYA LİSESİ - 24 MART 1923)

 "Muallime hanımlar ve muallim efendiler, bu irfan yuvası altında hepinizi bir arada görmekten ve hepinizi selamlamaktan çok memnunum.

Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, gerçek mutluluğa ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri memleketin geleceğini yoğuran irfan ordusudur. Bu iki ordunun her ikisi de kıymetlidir, yücedir.
Fakat bu iki ordudan hangisi daha değerlidir, hangisi bir diğerinden üstündür? Şüphesiz böyle bir tercih yapılamaz. Bu iki ordunun ikisi de hayatidir.
Yalnız siz irfan ordusu mensupları, sizlere mensup olduğunuz ordunun değer ve yüceliğini anlatmak için şunu söyleyeyim ki sizler ölen ve öldüren birinci orduya, niçin öldüğünü öğreten bir orduya mensupsunuz.

Biz iki ordudan birincisine, vatan çiğnemeye gelen düşman karşısında kan akıtan birinci orduya -bütün dünya bilir, bütün dünya şahit oldu ki- pek mükemmelen sahibiz. Vatanın dört sene önce düştüğü büyük felaketten sonra, yoktan var olan bu ordu, vatanı yok etmeye gelen bu düşmanı kutsal vatan toprağında boğup mahvetti. Yalnız bu orduya sahip olmakla, işimiz bitmiş, gayemiz bu ordunun zaferiyle son bulmuş değildir.

Bir millet, irfan ordusuna sahip olmadıkça savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferin köklü sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla mümkündür. Bu ikinci ordu olmadan birinci ordunun elde ettiği kazanımlar sönük kalır. Milletimizi geçek mutluluğa, kurtuluşa ulaştırmak istiyorsak, bizi ölümden kurtaran ve hayata götüren bugünkü idare şeklimizin sonsuzluğunu istiyorsak, bir an önce büyük, kusursuz, nurlu bir irfan ordusuna sahip olmak zorunluluğunda bulunduğumuzu inkar edemeyiz.

Eski idarelerin en büyük kötülüklerinden biri de irfan ordusuna layık olduğu önemi vermemeleridir. Eğer önem verilseydi, geleceği emanet ettiğimiz sizlere, gelecek kadar güvenilir bir mevki verilmesi gerekirdi. Henüz üç dört senelik hayata sahip olan milli idaremizde irfan ordusu ile layık olduğu kadar ilgilenilememiştir. Fakat buradaki mecburiyeti milletin münevverleri olan sizler elbette ki daha iyi takdir edersiniz. Bütün kuvvetimizi yalnız cephede toplamaya mecbur olduğumuz bu kısa süre içinde tabiatıyla irfan ordusuyla gereğince meşgul olamadık. Lakin Cenab-ı Hakk\'a şükürler olsun ki düşman karşısındaki aziz ordumuz için harcadığımız bütün emekler mutlu sonucunu verdi.
Artık bundan sonra aynı kuvvet, aynı faaliyet, aynı istekle irfan ordusu için çalışacak ve birincide olduğu gibi bu ikinci ordudan dahi emeklerimizin, faaliyetlerimizin mutlu ve başarılı sonuçlarını aynı parlaklıkta elde edeceğiz.

Arkadaşlar, asker ordusu ile irfan ordusu arasındaki birliktelik ve alakayı belirtmek için şunu da ifade edeyim, kıymetli bir eserden ordunun ruhu kumanda heyetidir deniliyor. Hakikaten böyledir. Bir ordunun kıymeti kumanda heyetinin kıymeti ile ölçülür. Siz öğretmenler, sizler de irfan ordusunun kumanda heyetisiniz. Sizin ordunuzun kıymeti de sizlerin kıymetinizle ölçülecektir. İstiklal mücadelesinde üç dört senedir düşmanı topraklarımızda mahvetmek için yaptığımız savaşla ordunun ruhu olan kumanda heyeti değerlerinin yüksekliğini nasıl ispat etmişse, bundan sonra yapacağımız yenilikler milletimize bir karanlık gibi çöken genel cehaleti mağlup etmek savaşında da irfan ordusunun ruhu olan siz öğretmenlerin aynı yeteneği ortaya koyacağınıza eminim.

Bu konuda size güveniyor ve saygı ile selamlıyorum.\"   Mustafa Kemal   24 Mart 1923

26 Nisan 2025 Cumartesi

EKMEĞİN KARNEYE BAĞLANMASI HALKÇI BİR UYGULAMAYDI

 Yaşadığımız tarih: 

     Karne meselesi yine gündemde o günleri yaşamayanlar karne meselesi halka karşı bir uygulamaymış gibi üfürüp üfürüp karneye atıf yapıp duruyorlar. Ama karneyi uygulayan partinin şimdiki yöneticileri de  bir türlü asıl söylenmesi gerekenleri halka söylemiyorlar. Olay şudur;

   2. Dünya savaşı sırasında ekmeğin karneye bağlanması bir yönetme becerisidir. Halka sahip çıkma duruşudur. Şöyleki;  o yıllarda İsdmet paşa partinin başındadır. Ama chp içerisinde mütegallibe iyice ağırlıktadır. Mütegallibe ile yol  inşaatında çalışan amele her ikisi de kişi sayısına göre fırından aynı oranda ekmek almak zorunda kalınca, durumdan memnun olmayan mütegallibenin söylemi galebe çaldı. O günün koşullarında eğer ekmek karneye bağlanmasaydı. Mütegallibe her koşulda ekmeği israf derecesinde edinirken, halk ve özellikle kentlerdeki topraksız emeği ile geçinen  aileler ekmeğe ulaşmakta çok zorlanacaklar ve  hatta açlıktan ölümler bile olabilme olasılığı öngörülüyordu. İşte bu karne meselesi aslında halkçı bir uygulamaydı. Ama uygulama mütegallibenin kötülemesi nedeniyle halka halkçı bakış açısıyla anlatılamadı.  Maalesef halkçı bir uygulama halka karşı bir uygulamaymış gibi iz bıraktı. Algı o şekilde oluştu. Halende daha konu doğru dürüst anlatamamaktadır.

 Sabah sabah yine birileri karne deyince tarihe karşı görev deyip yazmak zorunluluğu ortaya çıktı. Hörmetler. Hyetgin

     Bir ANIM

İlkokula başladığım yıldı. Tüm aile Nenem Dedem, Satılmış amcam, Süleyman amcam ve biz herkes Köydeki eski evdeydik. Nenem çok kolay Araç'a gitmezdi. Ne hal ise  o hafta Araç'a gitmiş.İplikçi Ahmet efendi de dedemin asker arkadaşıydı. Dedem de cuma günleri genelde onun dükkanında otururdu. Rahmetli ninemde oradaymış. Bir konu olmuş, iş İsmet paşaya gelmiş. Paşa o zaman sağ ve Chpnin başkanı aslında iplikçilerde chplidirler. Ama orada olanlar arasında i konu bu karne meselesine gelmiş. Oradakiler Paşa'yı ağır eleştirmişler. Nenem de etkilenmiş. Akşam bizim köydeki yıkılan Bozoklu Numan'nın yaptırdığı bilinen evde büyük ocak başılı odaya toplanır orada yemek yenir sonra herkes odasına çekilirdi. İşte öyle bir yemek sırasında Nenem, dedeme hitaben, " Molla Şükrü bize hep altı ok, beş barnak deyip duruyorsun.Baksana Senin sağır ekmeği karneynen dağıtmış" dedi. Dedem elinden kaşığı sofraya attı. "Haaah dedi.   Konuşmaya haah diyerek başlardı "Gadun, Sen kaç kere karneynen ekmek aldın" dedi. Nenem ben karneynen ekmek almadım. Şükür ekdük ambara koyduk. Devletede vedük gendümüzde yedük" dedi. Dedem de gız ekmek karneyle verilmeseydi. Araç bazarının yarısı dilenmeye çıkardı. Sen ne bakıyan elin lafına deyince ninem de "öğğ hakkat öyle bee. Niye böyle anatmazlarıki utanma diye bişey de galmamış gayrı "dedi. Bu diyalog Bende iz bırakmış. olmalı ki chp nin ekmeği karneye bağlanmasını hep halk ekmeksiz kalmadı ama şeklinde savunmuşumdur. Sabah sabah karne denildi yine. hyetgin

18 Nisan 2025 Cuma

OKUNAN BİR KİTABIN ETKİSİNİ ARTIRMAK

 Herkes okuduğu her kitabı ailesiyle veya çevresindeki birileriyle  " kitap kahramanlarını, olay örüntüsünü, yazarın bakış açısını KİTAPTA ADI GEÇEN KAHRAMANLARI VE onların kişilik özelliklerini birlikte konuşarak değerlendirmelidir" ki okunanlar insanda daha etkili ve kalıcı değişim/dönüşüm sağlasın. Bu önerimi bir yere not ediniz. hyetgin

13 Ocak 2025 Pazartesi

ATATÜRK TAKVİMİ GÜN GÜN ATATÜRK'ÜN YAŞADIKLARI

GÜN GÜN ATATÜRK'ÜN YAŞADIKLARI

Herhangi bir tarihin üzerine tıkla. O tarihte Atatürk neler yaşamış göreceksin.

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Premium Wordpress Themes