DERİN KAR SENESİ VE KÖYÜMÜZE (BOZKÖY) İLK SOBANIN YAPILIŞI YA DA BENDEKİ ALGI.
DERİN KAR SENESİ VE KÖYÜMÜZE (BOZKÖY) İLK SOBANIN YAPILIŞI YA DA BENDEKİ ALGI.
https://www.marasgundem.com.tr/service/amp/yazarlar/paderevsky-ve-siyasilerimiz-1529450h
09 Ocak 2024 Salı 10:20
O, bir zamanlar Polonya'nın en ünlü piyanisti ve bestecisiydi. Hem de Chopin'i en iyi yorumlayanlardan biri... Sonra diplomat oldu. Dahası siyasete girdi ve Polonya'nın başbakanlığına seçildi.
Bir gün başbakan olarak Fransa gezisi sırasında Paris Üniversitesi müzik bölümünde okuyan bir genç yanına gelip;
"Siz o ünlü piyanist Jan Paderevsky değil misiniz? Diye sordu. Paderevsky;
"Evet, o benim" diye yanıtladı.
"Fakat şimdi?"
"Şimdi Polonya'nın başbakanıyım işte" deyince genç;
"Yaa öyle mi, ne büyük bir düşüş" diyerek, kinayeli bir cevap verir.
Paderevsky gencin bu sözünü hayatı boyunca kendine dert eder. Bir gün halka konuşurken şunları söyler;
"Piyanonun tuşlarına hükmetmek devlete hükmetmekten zormuş meğer..! Başbakan iken ırmak geçmeyen yere köprü vaat edersiniz herkes inanır. Halkı kandırarak devlete hükmedebilirsiniz, ama 7 oktavlı bir piyanoda, ‘’fa’’ sesine basıp ‘’do’’ diye yutturamazsınız.
Notalar sizi gerçeğe, yalnızca gerçeğe, matematiksel ölçüye, tartıya, armoniye, melodiye doğru sesi vermek için doğru tuşa basmaya mecbur eder. Müzik sizi yalandan, sahtelikten kurtarır. "Yani siyasetin işleyişi yalan üzerine, müziğin işleyişi doğru nota üzerine kuruludur.’’
Yanlış nota ile doğru müzik çalamazsınız ama güzel yalan ve vaatlerle iyi bir siyasetçi olabilirsiniz...
Yukarıda okuduğunuz Polonyalı Paderevsky meselesini Google’den okudum ve içinde yaşadığımız toplum yapısı ve siyasete bulaşan ülkemizde ki kimselerle ilişkilendirmeye çalıştım.
Bu açıdan meseleyi irdelediğimizde günümüzde siyasetin birçok değeri aşağılara çektiğine şahit oluyoruz. Bunu biz fark ediyoruz, keşke aşağıda işin lezzetinden kıvranan siyasilerde fark etseler.
Kaç cami imamı vaizi vardı, kürsüde cemaate güzel nasihatler, dualarla hutbelerle yararlı oluyorlardı, o hocaların ardında namaz kılmak için Cuma namazına cemaat erkenden gidiyordu yer bulamayız diye. Buna rağmen çoğu sefer camii dışına taşıyordu cemaat, cadde ve sokaklara halı serilip namaza duruluyordu.
Nice avukatlar vardı ferdi davalarda başarılı, hâkim karşısında mağduru yiğitçe savunuyor göz dolduruyorlardı. Doktorlarımız vardı marka değerleri yüksekti hayat kurtarıyorlardı, samimi davranışıyla daha dokunur dokunmaz vatandaşın ağrılarını dindiren sağlık camiasında değerlerimiz vardı. Bunları birçoğu bulundukları makamın yerin yüceliğini, güzelliğini göremedi; Çoğunun siyaset nefislerine hoş geldi; parti kapılarında, çapsız heyetlerin mülakatlarına muhatap olup, yalvar yakar kulislerle geldikleri makamlarda kendilerini yıprattılar, tükettiler.
Milletin gönlünde ve gözünde bir değerleri vardı, o krediyi de siyasi makamlarında yer ile yeksan ettiler. Sadece bir dönem belediye başkanı veya vekil oldular maaşları arttı fakat itibarları ayakaltına düştü.
Bölgemizin önemli yatırımcılarından Abdulkadir Konukoğlu isteseydi her zaman milletvekili olabilirdi, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı olabilirdi. Hatta bakan bile olabilirdi, fakat o doğru olanı yaptı siyasetin her şey olmadığını bilip ‘’Taş yerinde ağırdır.’’ sözünü doğrulayan tavrıyla bu gün zirvede, her siyasinin de gıpta ile baktığı, her partiden vatandaşın görünce ceketini iliklediği saygı değer bir isim olarak hayatına devam ediyor.
Demem o ki; sizi siz yapan değerleri bırakıp başka şeylerin peşinde koşmak değerinize asla bir değer katmaz.
Vatanımız milletimiz için yapılacak en nadide görev, uzmanlaştığımız alanda topluma, kente, ülkeye ve dünya ya faydalı olmaktır.
Bu ülkenin iyi bir siyasetçiden çok iyi bir öğretmene, cesur ve bilgili bir Avukata, hayat veren şifa dağıtan Doktora, çalmayan müteahite/mühendise, ilaç üretecek farmakoloğa, kumaşa hayat verecek terziye, hakkı hakikati yazacak gazeteciye ihtiyacı var.
En iyi vatandaş kendi işini doğru şekilde yapan vatandaştır. En kötü meslek ise, uzman olduğun işi bırakıp, bilmediğin beceremediğin işle uğraşıp hem kendini hem de kentini aşağı çekmektir.
PEDAGOJİDE BİR PSİKOLOJİ DERSİ
Yıl:1974,Yer: İstanbul Atatürk Eğitim
Enstitüsü, Bölüm: Eğitim bilimleri o zamanki adıyla pedagoji, Ders Psikolojiye
giriş, Öğretmen: Lütfi Öztabağ
Lütfi bey sınıfa girdi herkesin ayağa
kalkmasını ısrarla bekledi herkesin ayağa kalması tamamlanınca
- “Günaydın”,
- “Sağol”.
-Arkadaşlar
bugün duyu organları ile ilgili görüşmelerimiz başlayacak.
-Başlasın
hocam.
-Bir
arkadaş masaya gelsin. (Medeni cesaret gösterip bir kız arkadaş tahtaya doğru
yürüdü.) Tamam şimdi üzerindekileri çıkar. Arkadaş kazağını çıkardı. İçinde
gönmlek var. üzerindekileri çıkarsana evladım.
-nasıl
hocam ya? Gömleği de çıkarınca sütyenim var sadece.
-Tamam
tamam çıkar.
-Hayır
hocam soyun diyorsunuz. Soyunamam.
-Tamam
tamam başkası gelsin ya. (Bir erkek arkadaş çıktı. Üzerini gömlek ve atlet
dahil çıkardı. Lütfü hoca, Cebinden bir bez çıkardı.
- Şimdi
gözlerini bağlayacağım dedi. Arkadaşın gözlerini bağladı.Başka bir arkadaş daha
gelsin.
-Oda soyunacak mı hocam.
-Muzipliği
bırak o soyunmayacak.
Başka bir arkadaş daha çıktı. Sınıfa ve
arkadaşa sus işareti yaparak kendi cebinden 3 tane ucu sivri açılmış kurşun
kalemi çıkardı. Gözü kapalı vücudu açık arkadaşa.
-Bak
şimdi vücuduna ucu sivri bir şeyler değdireceğiz. Vücununa değen kaç obje hissediyorsan sayılarını söyleyeceksin. Tamam
mı? Hepimiz pür dikkat.Arkadaş,
-Tamam
hocam. Lütfü hoca arkadaşın sırt derisine bir kurşun kalemi değdirdi. Ardından
sordu.
-Kaç kalem
değdi? Arkadaş.
-Bir
kalem hocam. Hoca bu kez 3 kalemi birden değdirdi.Sordu? Arkadaş,
-Bir
kalem hocam. Hoca iki kalem değdirdi ve sordu.
-Kaç
kalem değdi?
-Bir kalem. Hoca kaç kalem değdirdiyse de hep bir kalem cevabını aldık. Sonra hoca bize döndü .
Sırt derisine 7 cm. çapında bir dairenin içerisine kaç kalem değdirirseniz değidirin. Hep bir olarak algılar. Hepimiz hayretlerdeyiz. Ve sonra aynı deneyi biribirimize yapmaya başladık. Derimiz gerçekten bir kalem algılıyordu. Diğer kalemleri algılamıyordu.
Peki
şimdi başka bir arkadaş gelsin. Bu kez soyunmayacak. Onunda gözlerini bağladı.
İki kurşun kalemi ensesinde birbirine vurdu.ve sordu
-
Ses hangi taraftan geldi? Arkadaş.
-Arka
taraftan hocam. Hoca sağ elinin altında
tıklattı. Arkadaş yine ensesini söyledi. Sol tarafta tıklattı. Arkadaş yine
ensesini söyledi.Hoca ayaklarına yakın yerde kalemleri birbirine vurdu arkadaş
yine sesin arka taraftan geldiğini söyleyince…Hoca sınıfa döndü.
-
Evet arkadaşlar insan görmediği zamanlarda sesi hep arka taraftan duyar. Çünkü
işitme merkezi Kafanın arka
tarafındadır. Mahkemelerde de tanık dinlenirken. Hakim önce gördün mü? Diye
sorar. Görmediyse sesin geldiği yönle ilgili yapılan tanıklıklar geçersizdir.Dedi.
Ders giderek ilginç duruma gelmeye başladı. Lütfü hoca,
-Nazar
nedir nazar?
- Hocam
nazar değdi falan denir de onu sormuyorsun herhalde?
- Evet
evet onu soruyorum, nedir nazar?
- Hurafe,
batıl inanç….halkın cahilliğinden faydalanıp, cahilliği paraya dönüştürme
hali…vs.vs.
Gazetelerden
birisinde o günlerde çıkan bir haber…” Sovyetler Birliğinde…. Adındaki adam
belli bir mesafeden bakınca 75 BG. Motoru istop ettiriyor…” “İsrailde bir adam
gözleriyle metali eğebiliyor…” bu haberler doğru olabilir mi? Sınıfta arkadaşlardan şiddetli itirazlar, gürültü,
uğultu özet… olmaz öyle şey hocam…74 yılında konuştuğumuz şeylere bakar mısın?
Pedagojide miyiz… yanlış yer valla… Lütfü bey sağ eliyle sol bileğindeki saati
düzeltip. Sınıfın durulmasını bekledikten sonra.
-Peki
Alfa ışını diye bir şey duydunuz mu?
-Evet
duyduk sanki…
-Nedir o?
-Işın
dediniz ya hocam. Işın ışık gibi bir şey.
-Peki
Beta….? Peki Gama?
-Onlarda
alfa gibi ufak şeyler…ışın… parçacık, görülmez şeyler hocam.
-Arkadaşlar
görme olayı ışığın yansıması ve kırılması ile alakalı durumdur. Gözden de bu
alfa, beta, gama ışınları çıkar. Bu ışınlar bir tür radyoaktiftir. Her kişide
değil ama bazı kişilerin gözlerinden çıkan bu ışınların kesişim noktasına denk geldiğinizde
denk geleni etkileyebilir…
-Hadi hocam
ya valla dalga geçiyorsun… Gülüşmeler gürültü, uğultu.
-Devam
edelim arkadaşlar… Röntgenle ilgilenen hastane personeli kurşun yelek giyer
neden?
-Çelik
pahalı da ondan mı hocam?
-Muzipliği
bırakın da mevzuya eğilin biraz.
-Eğiliyoruz….Eğil.
- Kurşun
radyoaktif ışınları “mas eder”
- Mas
değil hocam o 2 mars bir oyun derler … gülüşmeler.
- Mas
mas, mas etmek emmek soğurmak kurşun bu ışınları emer.
- Eee iyi
emerse emsin hocam…bizimle ilgisi hocam.
-Kurşun
neyi” mas” ediyordu, kime dökülüyordu?
öbür dersimizde bu soruların cevaplarını sizden alayım. Görüşmek üzere
arkadaşlar.
-Nazar
değdiği düşünülene dökülüyordu hocam…
-Evet
arkadaşlar halk bir şekilde kurşunun ışınları emdiğini onbinlerce yıl tecrübe ederek
keşfetmiş demek ki?...
-Paradigmamız sarsıldı…Hadi ya… Gerçekten de kurşun yelek giyiyormuş röntgenciler.
-Röntgenci
değil çocuk…Röntgen birimi çalışanları. Gülüşmeler.
-Olaya
hiç bu şekilde bakmamıştık konuyu hep hurafe olarak değerlendirmiştik…Halkın
tecrübesi..Teşekkür ederiz hocam. Renkli bir dersimiz daha düşünerek ufkumuzu
geliştiren bir kazanım ile sona erdi. 1974/ Hıfzı Yetgin
Sözüm Beşiktaş'tan dışarı...Uzun teneffüste öğretmenler odasına gidip çayı arkadaşlarıyla içebilen, yemekhanesi olan okulda yemek tabldotunu eline alıp boş olan bir sandalye arayarak oturup yemeğini yiyebilen... yemekten sonra da boş tabaklarını konulması gereken yere eliyle götürüp bırakabilen müdür yaptıklarına ve yapacaklarına güvenen, özgüveni olan müdürdür...söyleyecek sözü olmayan müdür öğretmenler odasından da, yemek odasından da korkar. Gruplartdan ayrılan başkanlara gitsin. Aklıma geldi yazdım. Hepsi o kadar. Hıfzı Yetgin
“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinin temelinde yatan insan sevgisi ve insanlık anlayışıdır. Atatürk, “Biz kimsenin düşmanı değiliz, yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.” derken eşsiz bir insan sevgisinden, insan saygısından bahsetmiştir.
BİR
EĞİTİM-ÖĞRETİM YILINA DAHA BAŞLARKEN…
Eğitim tarihimizde de epey sayıda başarıya
imza attığımızın altını çizerken duygusallaşmadım diyemem. Üstelik bu başarılar
Dünyada da olumlu örnekler olarak not edildi. Uzağa gitmeden yakın tarihimizle ilgili
konuşalım. Söz gelimi Dünya da tek ve eşi olmayan bir uygulama yaptık. Kurtuluş
savaşımız sürerken eğitim kongresi düzenledik.
Ulusal Kurtuluş savaşımız zaferle taçlandığında
Anadolu ve Trakya da nüfusumuzun %80 den fazlası köylerde, %20 ye yakın bir nüfusta
kentlerde yaşıyordu. Köylerde okul sayısı neredeyse yok sayıda. Kentlerde de
çok az sayıda. Okuryazarlık oranı da okul sayısı ile uyumlu. Köylerde sıfıra
yakın, kentlerde kâğıt üzerinde %7 gözükse de, yaygın olan durum bilenin yok
denilecek kadar çok az olduğudur.
Çağın dâhisi bir lider, insanımızı okuryazar
yapmamız lazım dedi. Öğretmen sayısı çok az. Fakat kararlılık çok yüksek. Ortak
akıl çözümü bulmakta gecikmedi. Okuryazar olan herkes öğretmen, okur-yazar
olmayan herkes de öğrenci oldu. Bulunduğumuz her mekânı derslik saydık. Adını da
millet mektepleri koyduk. Başöğretmenimizde Mustafa Kemal Atatürk oldu. Ve on binlerce insanımızı kısa sürede okur-yazar
yaptık. Ama bu durum sürdürülebilir bir değişim sağlayamazdı.
Kurucu ve kurtarıcı önderlik, okuryazar
olan askerler veya askerde okur-yazar olan gençler arasından eğitmenliğe yatkın
olanları altı aylık bir kursa tabi tuttu. Bu gençlere marangozluk, demircilik, duvar
ustalığı, tarım bilgisi ve yine onlarla birlikte hazırlanan okuma-yazma ve
matematik öğretme kılavuz kitaplarını da tahta bavullarına koyarak eğitmen
adıyla köylere gönderdik. 3 yıllık ilkokullarda eğitmenlik yapmalarını
sağladık.
Eğitim düzeyi yükseldikçe kısa süreler
içinde bu yapılanlar da yetmemeye başladı. Bu durum üzerine Dünyanın halende
daha konuşup model aldığı destansı köy enstitülerini kurduk. Öğrencilerimizi
bulduk. Binamız yoktu. Öğrencilerimizle binalarımızı yaptık. Onlarla birlikte
ışıklar yakıp birlikte aydınlandık. Birlikte düşündük, birlikte ürettik ve hep
birlikte iyiye çağdaş uygarlığa doğru koşmaya başladık.
O günün sınırlı olanaklarıyla Dünya üzerinde
yayınlanmış tüm klasikleri Türkçeye çevirdik. Klasiklerin on binlerce insan tarafından
okunmasını sağladık. Büyük bir kültür atılımı yaptık.
1929 larda Dünya ekonomik krizlerle
boğuşurken biz limon-portakal satarak onlarca fabrika kurduk ve %12 leri bulan
büyüme rakamlarına ulaştık.
Bugün çevrimiçi eğitim diye adlandırdığımız
sistemin mektupla öğretim adıyla önemli kurucularından ve geliştiricilerinden
birisi yine biz olduk.
BÖYLELİKLE;
Ümmetten millet, enkazdan devlet, yoktan Cumhuriyet
yarattık.
Bugün Dünya’nın en iyisi olmamızı hiçbir
güç engelleyememeli. Bu görevi, bu
sorumluluğu en başta biz öğretmenler içselleştirmeli ve omuzlarımızda hissetmeliyiz. Bu duygu ve düşüncelerle 2025-2026 Eğitim- Öğretim yılımızı kutluyorum.
Başöğretmenimizin gösterdiği hedefe hiç durmadan yürüme ülkümüzü ödünsüz sürdürelim. 08.09.2025 Hıfzı Yetgin
KRALLARIN
OYUNU SATRANÇ, OYUNLARIN KRALI BRİÇ
Satranç mı, briç mi? Her ikisi de akıl yürütme ve düşünmeyi
geliştiren muhteşem sporlardır. Çoklu düşünme becerisine katkıları hiç
yadsınmadı. Önemleri de zamanla hem daha çok artıyor, hem de hissediliyor. O
nedenle birisi diğerine alternatif değildir. Her iki akıl sporunun da muhakkak
sayısız yararları var, her iki spor dalının da çocuklara önerilmesi
gerekir.
Satranç, satranç tahtası
denilen 8×8'lik kare bir alan üzerinde 32 adet satranç taşıyla oynanır. Bu 32 taşın
yarısı siyahsa diğer yarısı da beyaz taşlardan oluşur. Tahtasında 8x8 toplam 64
kare bulunur. Bu karelerin de yarısı siyah, yarısı beyaz renklerden oluşur. Taraflardan
birisi beyaz diğeri siyah renkli taşları alır.
Her oyuncunun bir seferde bir hamle yapma
hakkı vardır. Hamleler sonucu bir oyuncu
rakibin şahına saldırır ve “şah çekerse” ve rakip oyuncu da çekilen şahı bir
sonraki hamlesiyle kesemez duruma gelirse Şah ve mat gerçekleşir. Oyun Şah
çekenin galibiyetiyle sonuçlanır. Ya da bir oyuncunun şahının bulunduğu kare tehdit
altında olmadığı halde bu oyuncunun kalan tek taşı şah ise ve şahının tehdit
altında olmayan bir kareye yapabileceği bir hamlesi yoksa oyun pat olur, bu durumda da
oyunun beraberlikle sonuçlanmış olur.
Briç de elli iki kartla oynanan bir akıl sporudur.
Genellikle başlama yaşı olarak 13-14 yaş
önerilmektedir. Briç öğrenip oynamaya başlayan çocuğun briç oyunu sırasında
bilişsel ve üst bilişsel becerileri gelişir. Bu gelişme onların akademik
başarılarına etki eder.
Briç oynayan çocuk öncelikle oyun masasında matematik yapmak
zorundadır. Matematiğin yanında Karşı takımın oyuncularının jest ve mimiklerini
aynı zamanda takım arkadaşının da ses tonundan jest ve mimiklerine varana kadar
her şeyini dikkatle izlemesi gerekir. Bu durum dikkat gelişmesine önemli katkı
sağlar. Yine takım arkadaşı olan ortağıyla da sembollerle iletişim kurmak
zorundadır. Bu birlikte danışarak bulmaca ya da problem çözmeye dönüşen bir
oyun gibidir. Çocuğun hep akışta kalmasını sağlayarak dikkat ve izleme durumunu
hayatına transfer etmesine yol açar. Masada oturma alışkanlığı kazanması ders
çalışırken de yoğunlaşma sağlamasına ve masada uzun süre oturabilme
alışkanlığına katkı sağlar.
Briç
oynayan çocuklar hem oyun sırasında hem oyun aralarında birbirleriyle sürekli
etkileşim içinde olurlar. Sonuçta bu durum pek sosyal beceriler de edinmelerine
yol açar, akran öğrenmesine zirve yaptırır. Köklü arkadaşlıkların ve
dostlukların gelişmesine de zemin hazırlar.
Okullarımızda satranç çok yeterli olmamakla birlikte epeyce yaygın
yer almaya başlamıştır. Bu sevindiricidir ancak dünya şampiyonlukları da
kazandığımız bir spor olmasına rağmen briç henüz istenilen ilgi ve desteği
görmemektedir. Briçe de gerekli önem verilmeli ve desteklenmelidir.
25.08.2025 Hıfzı Yetgin
Ama hayvanlarda haksızlığa tepki verme refleksi olabiliyor. Tanıdığım bir arkadaş hapishane de koğuşa gelen bir kediyi gördüğü yerde azarlar, kızar, kovalar, kötü muamele eder... Kedi, arkadaşı ne zaman görse ona ters ters bakmaya başlar. Bir gün koğuşta kimsenin olmadığı bir zamanda kedi koğuşa girer ve arkadaşın yatağının üzerindeki albümde olan fotografını dişleyip tırnaklayarak hıncını almaya çalışır... Bu yaşanmış bir olaydır. Ayrıca fillerin kin tuttuklarını filmlerden anımsıyoruz. Anadolu'da köpeklerin kendilerine iyi davranmayan insanlara saldırdıklarına dair pek çok hikaye dinlemişizdir. Yine kargaların yaşadıkları olumsuzlukları 17 yıl kadar unutmadıklarına dair bilimsel (Dr. Marzluff )açıklamalar bulunmaktadır. Kazlar ve kuzgunlar üzerine de yaşayanlardan hikayeler dinlemişimdir. Yine ortaokul öğrenci olduğum yıllarda köyde hayvan otlatırken. Bir komşumuza iyi davranmadığı kendi (boğa) danasının saldırdığına ve ağır yaraladığına bizzat tanık olmuştum.
Bu tanıklıklar dinleme ve duyumlardan sonra açıkcası bu görselin de gerçek olabilme olasılığını oldukça yüksek buluyorum. O nedenle de paylaşıyorum. 27.06.2025 Hıfzı Yetgin
GEZMEK İSTEDİĞİNİZ MÜZENİN ELEKRONİK ADRESİNİ KOPYALAYINIZ VE ARAMA ÇUBUĞUNA YAPIŞTIRINIZ
MÜZELER HAFTASI (18-24 MAYIS ) •Sanal Müzeler•
bit.ly/3bCEKKv Anadolu Medeniyetler Müzesi
bit.ly/2VARdIL Dolmabahçe Sarayı
bit.ly/3eUMB8i Panorama 1453 Tarih Müzesi
bit.ly/3aDoQy2 Topkapı Sarayı
bit.ly/2zy0s4d Türk İslam Eserleri
bit.ly/2VXgkVh Mevlana Müzesi
bit.ly/3fZaL1D 15 Temmuz Hafıza Müzesi
bit.ly/355sqj8 Kapadokya Karanlık Kilise
bit.ly/3cQ0HpB İstanbul Kız Kulesi
bit.ly/3eQ3XDe Rahmi Koç Müzesi
bit.ly/3cPlwRI Anıtkabir
bit.ly/2SaosAO Kurtuluş Savaşı Müzesi
bit.ly/2KvBkx2 Cumhuriyet Müzesi
bit.ly/2Y5hIbd Troya Müzesi
bit.ly/3ePYqfE Gazi Müzesi
•Sanal Müzeler
bit.ly/3bCN9O3 Göbeklitepe Örenyeri
bit.ly/2VDal9i Etnoğrafya Müzesi
bit.ly/2VZASfM Antalya Müzesi
bit.ly/2x78vnt Boğazköy Müzesi
bit.ly/2Kzoxtr Antep Arkeoloji Müzesi
bit.ly/2xYwAxk Zeugma Müzesi
bit.ly/3eOSPGw Çorum Müzesi
bit.ly/3eQ3NeX Şanlıurfa Müzesi
bit.ly/3cL9h8N Adana Müzesi
bit.ly/2VCTG5N Hatay Arkeoloji Müzesi
bit.ly/3cLbEZf Yapı Kredi Sanal Müze
bit.ly/2VD9iWT Efes Müzesi
bit.ly/3bBl4Xa Ankara Resim ve Heykel Müzesi
bit.ly/355VeYO Sakıp Sabancı Müzesi Dijital Koleksiyonları ve Arşivleri
bit.ly/2TjSylX Oyuncak Müzesi
bit.ly/2AzoCLW 3D Mekanlar
bit.ly/2LDYRwm Amerikan Uçak Müzesi
bit.ly/3cInDal Sanal Müze
https://stellarium-web.org/ Gökbilim, Yıldızlar ve Gökyüzü HaritasıMÜZELER HAFTASI (18-24 MAYIS ) •Sanal Müzeler•
bit.ly/3bCEKKv Anadolu Medeniyetler Müzesi
bit.ly/2VARdIL Dolmabahçe Sarayı
bit.ly/3eUMB8i Panorama 1453 Tarih Müzesi
bit.ly/3aDoQy2 Topkapı Sarayı
bit.ly/2zy0s4d Türk İslam Eserleri
bit.ly/2VXgkVh Mevlana Müzesi
bit.ly/3fZaL1D 15 Temmuz Hafıza Müzesi
bit.ly/355sqj8 Kapadokya Karanlık Kilise
bit.ly/3cQ0HpB İstanbul Kız Kulesi
bit.ly/3eQ3XDe Rahmi Koç Müzesi
bit.ly/3cPlwRI Anıtkabir
bit.ly/2SaosAO Kurtuluş Savaşı Müzesi
bit.ly/2KvBkx2 Cumhuriyet Müzesi
bit.ly/2Y5hIbd Troya Müzesi
bit.ly/3ePYqfE Gazi Müzesi
•Sanal Müzeler
bit.ly/3bCN9O3 Göbeklitepe Örenyeri
bit.ly/2VDal9i Etnoğrafya Müzesi
bit.ly/2VZASfM Antalya Müzesi
bit.ly/2x78vnt Boğazköy Müzesi
bit.ly/2Kzoxtr Antep Arkeoloji Müzesi
bit.ly/2xYwAxk Zeugma Müzesi
bit.ly/3eOSPGw Çorum Müzesi
bit.ly/3eQ3NeX Şanlıurfa Müzesi
bit.ly/3cL9h8N Adana Müzesi
bit.ly/2VCTG5N Hatay Arkeoloji Müzesi
bit.ly/3cLbEZf Yapı Kredi Sanal Müze
bit.ly/2VD9iWT Efes Müzesi
bit.ly/3bBl4Xa Ankara Resim ve Heykel Müzesi
bit.ly/355VeYO Sakıp Sabancı Müzesi Dijital Koleksiyonları ve Arşivleri
bit.ly/2TjSylX Oyuncak Müzesi
bit.ly/2AzoCLW 3D Mekanlar
bit.ly/2LDYRwm Amerikan Uçak Müzesi
bit.ly/3cInDal Sanal Müze
https://stellarium-web.org/ Gökbilim, Yıldızlar ve Gökyüzü Haritası
Atatürk\'ün Öğretmenlere Hitabı
(KÜTAHYA LİSESİ - 24 MART 1923)
Yaşadığımız tarih:
Karne meselesi yine gündemde o günleri yaşamayanlar karne meselesi halka karşı bir uygulamaymış gibi üfürüp üfürüp karneye atıf yapıp duruyorlar. Ama karneyi uygulayan partinin şimdiki yöneticileri de bir türlü asıl söylenmesi gerekenleri halka söylemiyorlar. Olay şudur;
2. Dünya savaşı sırasında ekmeğin karneye bağlanması bir yönetme becerisidir. Halka sahip çıkma duruşudur. Şöyleki; o yıllarda İsdmet paşa partinin başındadır. Ama chp içerisinde mütegallibe iyice ağırlıktadır. Mütegallibe ile yol inşaatında çalışan amele her ikisi de kişi sayısına göre fırından aynı oranda ekmek almak zorunda kalınca, durumdan memnun olmayan mütegallibenin söylemi galebe çaldı. O günün koşullarında eğer ekmek karneye bağlanmasaydı. Mütegallibe her koşulda ekmeği israf derecesinde edinirken, halk ve özellikle kentlerdeki topraksız emeği ile geçinen aileler ekmeğe ulaşmakta çok zorlanacaklar ve hatta açlıktan ölümler bile olabilme olasılığı öngörülüyordu. İşte bu karne meselesi aslında halkçı bir uygulamaydı. Ama uygulama mütegallibenin kötülemesi nedeniyle halka halkçı bakış açısıyla anlatılamadı. Maalesef halkçı bir uygulama halka karşı bir uygulamaymış gibi iz bıraktı. Algı o şekilde oluştu. Halende daha konu doğru dürüst anlatamamaktadır.
Sabah sabah yine birileri karne deyince tarihe karşı görev deyip yazmak zorunluluğu ortaya çıktı. Hörmetler. Hyetgin
Bir ANIM
İlkokula başladığım yıldı. Tüm aile Nenem Dedem, Satılmış amcam, Süleyman amcam ve biz herkes Köydeki eski evdeydik. Nenem çok kolay Araç'a gitmezdi. Ne hal ise o hafta Araç'a gitmiş.İplikçi Ahmet efendi de dedemin asker arkadaşıydı. Dedem de cuma günleri genelde onun dükkanında otururdu. Rahmetli ninemde oradaymış. Bir konu olmuş, iş İsmet paşaya gelmiş. Paşa o zaman sağ ve Chpnin başkanı aslında iplikçilerde chplidirler. Ama orada olanlar arasında i konu bu karne meselesine gelmiş. Oradakiler Paşa'yı ağır eleştirmişler. Nenem de etkilenmiş. Akşam bizim köydeki yıkılan Bozoklu Numan'nın yaptırdığı bilinen evde büyük ocak başılı odaya toplanır orada yemek yenir sonra herkes odasına çekilirdi. İşte öyle bir yemek sırasında Nenem, dedeme hitaben, " Molla Şükrü bize hep altı ok, beş barnak deyip duruyorsun.Baksana Senin sağır ekmeği karneynen dağıtmış" dedi. Dedem elinden kaşığı sofraya attı. "Haaah dedi. Konuşmaya haah diyerek başlardı "Gadun, Sen kaç kere karneynen ekmek aldın" dedi. Nenem ben karneynen ekmek almadım. Şükür ekdük ambara koyduk. Devletede vedük gendümüzde yedük" dedi. Dedem de gız ekmek karneyle verilmeseydi. Araç bazarının yarısı dilenmeye çıkardı. Sen ne bakıyan elin lafına deyince ninem de "öğğ hakkat öyle bee. Niye böyle anatmazlarıki utanma diye bişey de galmamış gayrı "dedi. Bu diyalog Bende iz bırakmış. olmalı ki chp nin ekmeği karneye bağlanmasını hep halk ekmeksiz kalmadı ama şeklinde savunmuşumdur. Sabah sabah karne denildi yine. hyetgin
Herkes okuduğu her kitabı ailesiyle veya çevresindeki birileriyle " kitap kahramanlarını, olay örüntüsünü, yazarın bakış açısını KİTAPTA ADI GEÇEN KAHRAMANLARI VE onların kişilik özelliklerini birlikte konuşarak değerlendirmelidir" ki okunanlar insanda daha etkili ve kalıcı değişim/dönüşüm sağlasın. Bu önerimi bir yere not ediniz. hyetgin
GÜN GÜN ATATÜRK'ÜN YAŞADIKLARI
Herhangi bir tarihin üzerine tıkla. O tarihte Atatürk neler yaşamış göreceksin.