29 Aralık 2025 Pazartesi

DERİN KAR SENESİ VE KÖYÜMÜZE (BOZKÖY) İLK SOBANIN YAPILIŞI YA DA BENDEKİ ALGI.

 DERİN KAR SENESİ VE KÖYÜMÜZE (BOZKÖY) İLK SOBANIN YAPILIŞI YA DA BENDEKİ ALGI.

Çok kar yağdığı bir yıldı. 54-55 olabilir. algım o şekilde. Köydeki Bozağanın nenem tarafının evinde ( nenem, dedem ve 4 amcam 3 amcam eşleri ile 4. bekar. 2.sinin birer, babamın 2 çocuğu var . 1800 lerde yapıldığı hesaplanan bir evdi) Oturuyoruz. Bir Cuma günü dedem eşeğin sırtına nasıl sardılarsa 5+5 _ 10 boş gaz tenekesi sarıp getişrmişti. Nenem Elif Gadun.,
- Uyy başıma gelen boş gaztenekesi de ne demek molla Şükrü diyerek tepki verdi. Dedem Molla Şükrü birazda keyifli "heh heehhe " kendine özel güşüşüyle.
- "Yarin ağşam ekmek evinin(bir nevi mutfak) ortasına ataş yakacuz ama ev yanmaycak "dedi. herkes şok. Nenem.
- Saputdung mu afyon mu içtin... enfiyemi çektin.? dedem.
- Zabah olsun görersinüz. dedi. Tenekeler indirildi. Sabah erken zaten kalkılırdı. Öğen (Avlu) kapısı taklamaya başladı. Herkesten erken dedem.
" Ooooppp göçmen geldiii. Diyerek koştu. Köyümüzün bir mahallesine Ömürzek'e Murat adında bir Bulgaristan Türkü... Köylülerime göre (bulgar) yerleştirilmişti. Murat amca yanında eşeği ile bazı alet edavat da getirmişti. Onlar indirildi. Öğene (Avlu) (Eve giriş yeri) ekipman kuruldu. Murat amça tenekeleri kumaş keser gibi kesip biçmeye başladı. Ne kadar çok şaşırmıştım. Tenekenin kesildiğini o gün gördüm. O tenekelerden bize 2 tane soba yaptı. Bunlara " gelin güldüren" denir dedi. İkisini de birer odaya kurdu ve ocak başlarındaki odunlarla tutuşturup yaktı. Herkeste bir korku.
- Ev yanar mı.? Yanmadı. Ekmek evinin ( Bir nevi mutfak) ortasında ateş yakıldı. Ama ev yanmadı. ilk sobanın sıcaklığını o yıl hissetmiştim. Yine o yıl öyle bir kar yağmıştı ki oluğa (Boruları bacağım kalınlığındaki genç çam fidanlarının içi 3cm. çapında 1.mlik burgularla iki tarafından delinen ağaç borulardı. Adına da (poyra) denirdi.) köy çeşmesine kadar gidilememişti. köyümüzün ilk sobası 54 veya 55 de yapılmıştı. O yıllarda ev ziyaretlerine çat kapı gidilirdi. kalabalık bir komşu grubunun ziyaretini ve hayret ifadelerini hiç unutamam.
-" Öğğğ Allahın İŞİİİ beee. Görüyangmı evin ortasına ayaş yakıyan ev yanmaya. Hedi gelde Allaha inanma. Mucize bee. Şeklindeki konuşmaları unutamıyor. Hıfzı YETGİN

PADEREVSKY: Kim biliyor musunuz?

https://www.marasgundem.com.tr/service/amp/yazarlar/paderevsky-ve-siyasilerimiz-1529450h 

09 Ocak 2024 Salı 10:20

. Paderevsky; kim biliyor musunuz?

O, bir zamanlar Polonya'nın en ünlü piyanisti ve bestecisiydi. Hem de Chopin'i en iyi yorumlayanlardan biri... Sonra diplomat oldu. Dahası siyasete girdi ve Polonya'nın başbakanlığına seçildi.

Bir gün başbakan olarak Fransa gezisi sırasında Paris Üniversitesi müzik bölümünde okuyan bir genç yanına gelip;

"Siz o ünlü piyanist Jan Paderevsky değil misiniz? Diye sordu. Paderevsky;

"Evet, o benim" diye yanıtladı.

"Fakat şimdi?"

"Şimdi Polonya'nın başbakanıyım işte" deyince genç;

"Yaa öyle mi, ne büyük bir düşüş" diyerek, kinayeli bir cevap verir.

Paderevsky gencin bu sözünü hayatı boyunca kendine dert eder. Bir gün halka konuşurken şunları söyler;

"Piyanonun tuşlarına hükmetmek devlete hükmetmekten zormuş meğer..! Başbakan iken ırmak geçmeyen yere köprü vaat edersiniz herkes inanır. Halkı kandırarak devlete hükmedebilirsiniz, ama 7 oktavlı bir piyanoda, ‘’fa’’ sesine basıp ‘’do’’ diye yutturamazsınız.

Notalar sizi gerçeğe, yalnızca gerçeğe, matematiksel ölçüye, tartıya, armoniye, melodiye doğru sesi vermek için doğru tuşa basmaya mecbur eder. Müzik sizi yalandan, sahtelikten kurtarır. "Yani siyasetin işleyişi yalan üzerine, müziğin işleyişi doğru nota üzerine kuruludur.’’

Yanlış nota ile doğru müzik çalamazsınız ama güzel yalan ve vaatlerle iyi bir siyasetçi olabilirsiniz...

Yukarıda okuduğunuz Polonyalı Paderevsky meselesini Google’den okudum ve içinde yaşadığımız toplum yapısı ve siyasete bulaşan ülkemizde ki kimselerle ilişkilendirmeye çalıştım.

Bu açıdan meseleyi irdelediğimizde günümüzde siyasetin birçok değeri aşağılara çektiğine şahit oluyoruz. Bunu biz fark ediyoruz, keşke aşağıda işin lezzetinden kıvranan siyasilerde fark etseler.

Kaç cami imamı vaizi vardı, kürsüde cemaate güzel nasihatler, dualarla hutbelerle yararlı oluyorlardı, o hocaların ardında namaz kılmak için Cuma namazına cemaat erkenden gidiyordu yer bulamayız diye. Buna rağmen çoğu sefer camii dışına taşıyordu cemaat, cadde ve sokaklara halı serilip namaza duruluyordu.

Nice avukatlar vardı ferdi davalarda başarılı, hâkim karşısında mağduru yiğitçe savunuyor göz dolduruyorlardı. Doktorlarımız vardı marka değerleri yüksekti hayat kurtarıyorlardı, samimi davranışıyla daha dokunur dokunmaz vatandaşın ağrılarını dindiren sağlık camiasında değerlerimiz vardı. Bunları birçoğu bulundukları makamın yerin yüceliğini, güzelliğini göremedi; Çoğunun siyaset nefislerine hoş geldi; parti kapılarında, çapsız heyetlerin mülakatlarına muhatap olup, yalvar yakar kulislerle geldikleri makamlarda kendilerini yıprattılar, tükettiler.

Milletin gönlünde ve gözünde bir değerleri vardı, o krediyi de siyasi makamlarında yer ile yeksan ettiler. Sadece bir dönem belediye başkanı veya vekil oldular maaşları arttı fakat itibarları ayakaltına düştü.

Bölgemizin önemli yatırımcılarından Abdulkadir Konukoğlu isteseydi her zaman milletvekili olabilirdi, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı olabilirdi. Hatta bakan bile olabilirdi, fakat o doğru olanı yaptı siyasetin her şey olmadığını bilip ‘’Taş yerinde ağırdır.’’ sözünü doğrulayan tavrıyla bu gün zirvede, her siyasinin de gıpta ile baktığı, her partiden vatandaşın görünce ceketini iliklediği saygı değer bir isim olarak hayatına devam ediyor.

 Demem o ki; sizi siz yapan değerleri bırakıp başka şeylerin peşinde koşmak değerinize asla bir değer katmaz.

Vatanımız milletimiz için yapılacak en nadide görev, uzmanlaştığımız alanda topluma, kente, ülkeye ve dünya ya faydalı olmaktır.

 Bu ülkenin iyi bir siyasetçiden çok iyi bir öğretmene,  cesur ve bilgili bir Avukata, hayat veren şifa dağıtan Doktora, çalmayan müteahite/mühendise, ilaç üretecek farmakoloğa, kumaşa hayat verecek terziye, hakkı hakikati yazacak gazeteciye ihtiyacı var.

En iyi vatandaş kendi işini doğru şekilde yapan vatandaştır. En kötü meslek ise, uzman olduğun işi bırakıp, bilmediğin beceremediğin işle uğraşıp hem kendini hem de kentini aşağı çekmektir.

24 Aralık 2025 Çarşamba

PEDAGOJİDE BİR PSİKOLOJİ DERSİ

     PEDAGOJİDE BİR PSİKOLOJİ DERSİ

    Yıl:1974,Yer: İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü, Bölüm: Eğitim bilimleri o zamanki adıyla pedagoji, Ders Psikolojiye giriş, Öğretmen: Lütfi Öztabağ

  Lütfi bey sınıfa girdi herkesin ayağa kalkmasını ısrarla bekledi herkesin ayağa kalması tamamlanınca

- “Günaydın”,

- “Sağol”.

-Arkadaşlar bugün duyu organları ile ilgili görüşmelerimiz başlayacak.

-Başlasın hocam.

-Bir arkadaş masaya gelsin. (Medeni cesaret gösterip bir kız arkadaş tahtaya doğru yürüdü.) Tamam şimdi üzerindekileri çıkar. Arkadaş kazağını çıkardı. İçinde gönmlek var. üzerindekileri çıkarsana evladım.

-nasıl hocam ya? Gömleği de çıkarınca sütyenim var sadece.

-Tamam tamam çıkar.

-Hayır hocam soyun diyorsunuz. Soyunamam.

-Tamam tamam başkası gelsin ya. (Bir erkek arkadaş çıktı. Üzerini gömlek ve atlet dahil çıkardı. Lütfü hoca, Cebinden bir bez çıkardı.

- Şimdi gözlerini bağlayacağım dedi. Arkadaşın gözlerini bağladı.Başka bir arkadaş daha gelsin.

-Oda  soyunacak mı hocam.

-Muzipliği bırak o soyunmayacak.

 Başka bir arkadaş daha çıktı. Sınıfa ve arkadaşa sus işareti yaparak kendi cebinden 3 tane ucu sivri açılmış kurşun kalemi çıkardı. Gözü kapalı vücudu açık arkadaşa.

-Bak şimdi vücuduna ucu sivri bir şeyler değdireceğiz. Vücununa değen kaç obje  hissediyorsan sayılarını söyleyeceksin. Tamam mı? Hepimiz pür dikkat.Arkadaş,

-Tamam hocam. Lütfü hoca arkadaşın sırt derisine bir kurşun kalemi değdirdi. Ardından sordu.

-Kaç kalem değdi?  Arkadaş.

-Bir kalem hocam. Hoca bu kez 3 kalemi birden değdirdi.Sordu? Arkadaş,

-Bir kalem hocam. Hoca iki kalem değdirdi ve sordu.

-Kaç kalem değdi?

-Bir kalem. Hoca kaç kalem değdirdiyse de hep bir kalem cevabını aldık. Sonra hoca bize döndü . 

  Sırt derisine 7 cm. çapında bir dairenin içerisine kaç kalem değdirirseniz değidirin. Hep bir olarak algılar. Hepimiz hayretlerdeyiz. Ve sonra aynı deneyi biribirimize yapmaya başladık. Derimiz gerçekten bir kalem algılıyordu. Diğer kalemleri algılamıyordu.

Peki şimdi başka bir arkadaş gelsin. Bu kez soyunmayacak. Onunda gözlerini bağladı. İki kurşun kalemi ensesinde birbirine vurdu.ve sordu

- Ses hangi taraftan geldi? Arkadaş.

-Arka taraftan hocam. Hoca  sağ elinin altında tıklattı. Arkadaş yine ensesini söyledi. Sol tarafta tıklattı. Arkadaş yine ensesini söyledi.Hoca ayaklarına yakın yerde kalemleri birbirine vurdu arkadaş yine sesin arka taraftan geldiğini söyleyince…Hoca sınıfa döndü.

- Evet arkadaşlar insan görmediği zamanlarda sesi hep arka taraftan duyar. Çünkü işitme merkezi  Kafanın arka tarafındadır. Mahkemelerde de tanık dinlenirken. Hakim önce gördün mü? Diye sorar. Görmediyse sesin geldiği yönle ilgili yapılan tanıklıklar geçersizdir.Dedi. Ders giderek ilginç duruma gelmeye başladı. Lütfü hoca,

-Nazar nedir nazar?

- Hocam nazar değdi falan denir de onu sormuyorsun herhalde?

- Evet evet onu soruyorum, nedir nazar?

- Hurafe, batıl inanç….halkın cahilliğinden faydalanıp, cahilliği paraya dönüştürme hali…vs.vs.

    Gazetelerden birisinde o günlerde çıkan bir haber…” Sovyetler Birliğinde…. Adındaki adam belli bir mesafeden bakınca 75 BG. Motoru istop ettiriyor…” “İsrailde bir adam gözleriyle metali eğebiliyor…” bu haberler doğru olabilir mi?  Sınıfta arkadaşlardan şiddetli itirazlar, gürültü, uğultu özet… olmaz öyle şey hocam…74 yılında konuştuğumuz şeylere bakar mısın? Pedagojide miyiz… yanlış yer valla… Lütfü bey sağ eliyle sol bileğindeki saati düzeltip. Sınıfın durulmasını bekledikten sonra.

-Peki Alfa ışını diye bir şey duydunuz mu?

-Evet duyduk sanki…

-Nedir o?

-Işın dediniz ya hocam. Işın ışık gibi bir şey.

-Peki Beta….? Peki Gama?

-Onlarda alfa gibi ufak şeyler…ışın… parçacık, görülmez şeyler hocam.

-Arkadaşlar görme olayı ışığın yansıması ve kırılması ile alakalı durumdur. Gözden de bu alfa, beta, gama ışınları çıkar. Bu ışınlar bir tür radyoaktiftir. Her kişide değil ama bazı kişilerin gözlerinden çıkan bu ışınların kesişim noktasına denk geldiğinizde denk geleni etkileyebilir…

-Hadi hocam ya valla dalga geçiyorsun… Gülüşmeler gürültü, uğultu.

-Devam edelim arkadaşlar… Röntgenle ilgilenen hastane personeli kurşun yelek giyer neden?

-Çelik pahalı da ondan mı hocam?

-Muzipliği bırakın da mevzuya eğilin biraz.

-Eğiliyoruz….Eğil.

- Kurşun radyoaktif ışınları “mas eder”

- Mas değil hocam o 2 mars bir oyun derler … gülüşmeler.

- Mas mas, mas etmek emmek soğurmak kurşun bu ışınları emer.

- Eee iyi emerse emsin hocam…bizimle ilgisi hocam.

-Kurşun neyi” mas” ediyordu, kime dökülüyordu?  öbür dersimizde bu soruların cevaplarını sizden alayım. Görüşmek üzere arkadaşlar.

-Nazar değdiği düşünülene dökülüyordu hocam…

-Evet arkadaşlar halk bir şekilde kurşunun ışınları emdiğini onbinlerce yıl tecrübe ederek keşfetmiş demek ki?...

-Paradigmamız sarsıldı…Hadi ya… Gerçekten de kurşun yelek giyiyormuş röntgenciler.

-Röntgenci değil çocuk…Röntgen birimi çalışanları. Gülüşmeler.

-Olaya hiç bu şekilde bakmamıştık konuyu hep hurafe olarak değerlendirmiştik…Halkın tecrübesi..Teşekkür ederiz hocam. Renkli bir dersimiz daha düşünerek ufkumuzu geliştiren bir kazanım ile sona erdi. 1974/ Hıfzı Yetgin


22 Aralık 2025 Pazartesi

CABASI HAYAT OLDU


 

18 Aralık 2025 Perşembe

ATATÜRK'ÜN OKUDUĞU KİTAPLAR

https://anitkabir.com.tr/icerik/9/kitap-yayinlari 

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Premium Wordpress Themes